Yaratıcılık Ritüelleri 70 / Hande Çiğdemoğlu: "Hayatın, sokağın günlük akışı içinde gizlenmiş hikâyeler görüyorum."
- Semrin Şahin

- 11 saat önce
- 4 dakikada okunur
"Her gece ertesi gün yapacağım yazınsal işleri belirliyorum. O gün herhangi bir sebepten dolayı planım sekteye uğrarsa çok huzursuz ve huysuz oluyorum."
Yazarların yazma deneyimlerine odaklanan Yaratıcılık Ritüelleri'nde Semrin Şahin'in bu haftaki konuğu Hande Çiğdemoğlu

Yaratıcı sanatlarda akışta kalmanın, kendimizi yaratma anının içinde tutarak, sürüklenmeden kalabilmenin ne kadar zor olduğu bilinen bir gerçek. Bizi “an” a döndürecek bazı küçük totemler, seremoniler, bazı ritüellerin olmasının yaptığımız çalışma üzerinde odağımızı canlı tuttuğuna dair çalışmalar mevcut. Bu anlamda birçok yazarın günlük yazma alışkanlıkları olduğunu da biliyoruz. Yazmaya başlamadan önce yaptığınız ritüeller var mı?
Çalışmak için konfor aramıyorum. Daha doğru ifade etmek gerekirse bulma ihtimalinin az olması, bunu kendi seçimimmiş gibi gösteriyor. Bu durumda fiziken her koşulda yazabilme becerim oldukça gelişti. Evde, iş yerinde, kafede, otomobilde, kumsalda, parkta, açık alanlarda… Ama elbette tercihim bir çalışma masası. Totem denmez belki ama hangi masada çalışıyorsam onu kendime göre düzenliyorum. Kirliyse temizliyorum. Hız ve konfor anlamında bilgisayarda çalışmayı tercih ediyorum ancak masamda mutlaka kalem ve defter de oluyor. Kahve ve ne yazık ki sigara ise vazgeçilmezim. Bu yüzden özellikle kış aylarında zorlanıyorum.
Dr. Seuss olarak bilinen yazar ve illüstratör Theodor Seuss Geisel, geniş bir şapka koleksiyonuna sahiptir. İlham gelmediğinde, dolabının başına gider, koleksiyonundan seçtiği bir şapkayı takar ve fikir bulmayı beklermiş. Ne hikmetse mutlaka parlak bir fikirle şapkayı başından çıkarırmış. Siz yaratım tıkanması yaşıyor musunuz ve bu tıkanmayı aşmak için neler yapıyorsunuz?
Yazın yolculuğum “yazmak için değil yazacak şeyi olduğu için yazmak” düsturuyla başladı, öyle de devam ediyor. Bu anlamda dünyaya yazar gözüyle bakmak yani etrafınızda olan biteni yazar hassasiyeti ile izlemek insanı besliyor. Toplumsal alt metinli insan hikâyeleri anlatıyorum. Büyük kırılmalardan çok sessiz ve derin yaralanmaları yani görünmeyen hikâyelerin peşindeyim. Bunun için sokağa çıkmak, insanlarla iletişim halinde olmak yetiyor. Hayatın, sokağın günlük akışı içinde gizlenmiş hikâyeler görüyorum. Bu anlamda zihnimde anlatmak istediğim pek çok hikâye, değinmek istediğim pek çok mesele oluyor. Ancak bazen bunu yazıya dökmek zorlaşıyor. Alıştığım akıcılıkta ya da derinlikte aktaramadığım anlarla karşılaşıyorum. Bu sahiden moral bozucu. İnsanı oyundan düşüren ve “ben artık yazamıyor muyum, peki ya bu hikâyeler ne olacak?” kaygısına sürükleyen bir durum. Böyle zamanlarda okumayı tercih ediyorum. Bir yazarı iyi yazılmış metinler kadar iştahlandıran, motive eden başka bir şey olamaz zannımca. Eğer elimde kuvvetli bir eser yoksa Hemingway, Jack London, Yaşar Kemal gibi yazarların romanlarından birkaç sayfa okuyorum. Bazı durumlarda ise aynı metnin üzerinde çalışmaya ara verip başka şeyler yazıyorum. Eğer bir metin ilerlemiyorsa henüz olgunlaşmamış diğer deyişle zamanı gelmemiş demektir.
Yaratıcı çalışmalar yaparken hiç engellerle (iş ortamı, zamansal sorunlar, yazdıklarınızın görünür olmaması gibi engellerle) karşılaştınız mı? Bu engellerle nasıl mücadele ettiniz? Tam aksine sizi destekleyen ve yolunuzu açan kişiler oldu mu?
Bu işe başlarken yolun uzun ve meşakkatli olduğunu biliyordum. Ama tahminimden zorlu dönemeçlerden geçtiğim de doğru. İkinci oğlumun dünyaya geldiği dönem benim profesyonel anlamda kariyerimin yönünü değiştirdiğim bir dönem. Aktif iş hayatını bırakıp tamamen edebiyata yönelmek hayatımdaki en cesur kararlardan biriydi. Pek çok şeyden feragat ederek yeni bir yola çıktım. Önümde belirsiz bir gelecek vardı. Aynı zamanda iki çocuk annesiydim ve evde pasif bir çalışma şekli bana göre değildi. Gerçi o dönemde farklı ticari işler de yaptım ama asıl mesaim edebiyat üzerineydi. Mesleğimi seçmiş, bu yolda ilerlemek için ne gerekiyorsa yapmaya karar vermiştim. Bu işin tutku, çalışkanlık, sabır, dayanıklılık ve disiplin gerektiren bir iş olduğunu yaşayarak öğrendim. Aradan on yıla yakın bir zaman geçti. Her dönemde birtakım zorluklar yaşadım ama bir şeye tutkuyla bağlıysanız zorlukların aşılabilir olduğunu da kabulleniyorsunuz. Sorunuza daha spesifik bir yanıt vermem gerekirse, yazarlığın sosyal çevreniz tarafından bir meslek olarak kabul edilmemesi en büyük sorun diyebilirim. Evde çalışmak konfor gibi görünse de odak dağıtıcı bir ortam. Fiziken evde olmak sizi ulaşılabilir ve uygun kılıyor. Diğer yandan yazdıklarınızın okura yeterli düzeyde ulaşıp ulaşmadığı kaygısını her zaman taşıyorum. Yazarın eserini okura ulaştırma görevini bir türlü içselleştiremedim. İçinde bulunduğumuz dünyanın bunu gerektirdiğini görüyorum ama görünür olmanın ve tanıtımın elzemliğini hâlâ yadırgıyorum.
Yazmaya başladığınız dönemdeki duygularınızla şimdi hissettikleriniz aynı mı? Bu süreçte yazarlığınızda nasıl yol aldınız?
Yazmaya okumayı öğrendikten sonra başladım. Kalemin beyaz bir kağıtla karşılaşması beni çok heyecanlandırıyordu. (Hâlâ da öyle) Tüm derdini, hayalini yazarak anlatan bir çocuktum. Üniversite yıllarında da bu, böyle devam etti. Günlükler, mektuplar, şiirler, hikâyeler… Kişisel bir blog açmam ve yazılarımı o dönemlerde yeni başlayan online platformlarda paylaşmaya başlamam, yazmanın kişisel bir meseleden fazlası olduğunu gösterdi. Sonrası ise tamamen bir seçim ve bilinçli bir çalışma. Sürekli kendimi geliştirmeye çalışarak ilerledim. Sadece bu alanda değil günlük yaşantımda da hedefleri önemserim. Bunun insanı disipline ettiğini ve zorluklarla mücadele etmesini kolaylaştırdığını düşünürüm. İlk zamanların güvensizliği sahiden çok zordu. Zamanla yazılarım yayımlanmaya başladı. Aldığım ödüllerin de motivasyonumda rolü olduğunu söylemeliyim. İlk kitabım çıkana kadar gazete ve dergilerde çokça yayınım oldu. Öyküler, düşünce yazıları, kitap inceleme, müzik ve sinema yazıları gibi. Okurlardan kabul gördükçe doğru yolda ilerlediğimi anladım. Kitabım çıktıktan sonra da süreli yayınlarda ve farklı mecralarda yazmaya devam ettim. Bu anlamda üretken olmayı ve sistematik çalışmayı çok önemsiyorum. Ancak hâlâ bir metni çalışmaya başlarken “yazamayacağım” kaygısı taşıyorum. Önceki yazdıklarımı ekseriyetle beğenmiyorum. Ama artık pek çok kalbe ve zihne dokunduğumu, benden yeni hikâyeler beklendiğini biliyorum. Bu da beni daha çok çalışmaya itiyor. Diğer yandan genel edebi tavrım sebebiyle bu işin kişisel bir dışavurum değil önemli bir sorumluluk ve mecburiyet olduğunu düşünüyorum. Bu düşünce, yola çıktığım zamanlardan bu yana daha çok olgunlaştı.
Yazar Julia Cameron “Sanatçının Yolu” adlı kitabında yazarların güçlerini toplamaları için sabah sayfalarından söz eder. Sabah uyanır uyanmaz yazmayı tavsiye eder. Siz sabah mı yoksa gece mi yazıyorsunuz? Yazma rutininiz nedir? Yazarken elinizin altında tuttuğunuz kitaplar var mı?
Oldum olası gece çalışmayı seven bir öğrenciydim. Yazın yolculuğum da bu şekilde devam etti. Bundan 4-5 sene evveline kadar en verimli saatlerim yine geceye aitti. Herkesin uyuduğu, dünyanın sessizleştiği anlar odaklanmamı kolaylaştırıyordu. Ancak yaşadığım kaygı durum bozukluğu sebebiyle geceleri kaybettiğim bir dönem oldu. Üstelik yaşım ilerledikçe uykusuzluğa mukavemetim de azaldı. Şu anda işimin yoğunluğuna göre günün her saati çalışıyorum ama artık en verimli saatler gece değil sabah saatleri oluyor. Zihnimin henüz kirlenmediği, yorulmadığı ve bulanmadığı sabah saatlerini kaçırmamaya özen gösteriyorum. Her gece ertesi gün yapacağım yazınsal işleri belirliyorum. O gün herhangi bir sebepten dolayı planım sekteye uğrarsa çok huzursuz ve huysuz oluyorum.
Ben yaratmış olsaydım dediğiniz bir yapıt (tablo , öykü, şiir, beste vs…) var mı? Nedeniyle birlikte bu yapıtın sizin için anlamını açıklar mısınız?
Ben yaratmış olsaydım diyerek yaklaştığım bir yapıt yok. Ama Martin Eden’in sonunu Jack London ile birlikte yazmayı, Gülten Akın’ın noktayı koyduğunda şiirini ilk kez görmeyi, Yaşar Kemal’in kalemini kağıtla buluşturduğunda bir cümleyi nasıl yarattığına şahit olmak isterdim.









































Yorumlar