Yaratıcılık Ritüelleri 71 Onur Çalı: "Yazmanın kendisi her şeyden daha fazla heyecan veriyor"
- Litera

- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur
"Mesaili işlerde çalışan yazarlar kendilerine ait bir zaman yaratmak için çırpınırlar."
Yazarların yazma deneyimlerine odaklanan Yaratıcılık Ritüelleri'nde Semrin Şahin'in bu haftaki konuğu Onur Çalı

Yaratıcı sanatlarda akışta kalmanın, kendimizi yaratma anının içinde tutarak, sürüklenmeden kalabilmenin ne kadar zor olduğu bilinen bir gerçek. Bizi “an”a döndürecek bazı küçük totemler, seremoniler, bazı ritüellerin olmasının yaptığımız çalışma üzerinde odağımızı canlı tuttuğuna dair çalışmalar mevcut. Bu anlamda birçok yazarın günlük yazma alışkanlıkları olduğunu da biliyoruz. Yazmaya başlamadan önce yaptığınız ritüeller var mı?
Herhangi bir ritüelim yok. Sessizlik ve yalnızlık iyi olur, ama şart değil.
Dr. Seuss olarak bilinen yazar ve illüstratör Theodor Seuss Geisel, geniş bir şapka koleksiyonuna sahiptir. İlham gelmediğinde, dolabının başına gider, koleksiyonundan seçtiği bir şapkayı takar ve fikir bulmayı beklermiş. Ne hikmetse mutlaka parlak bir fikirle şapkayı başından çıkarırmış. Siz yaratım tıkanması yaşıyor musunuz ve bu tıkanmayı aşmak için neler yapıyorsunuz?
Hayatımı yazarak kazanmıyorum. Sürekli yazmak zorunda değilim. Dolayısıyla tıkanma dediğiniz şeyi yaşadığımda metni nadasa bırakabilirim. Başka şeylerle ilgilenirim. Film izlerim, bulutlara bakarım, şiir okurum...
Yaratıcı çalışmalar yaparken hiç engellerle (iş ortamı, zamansal sorunlar, yazdıklarınızın görünür olmaması gibi engellerle) karşılaştınız mı? Bu engellerle nasıl mücadele ettiniz? Tam aksine sizi destekleyen ve yolunuzu açan kişiler oldu mu?
Benim gibi mesaili işlerde çalışan yazarlar kendilerine ait bir zaman yaratmak için çırpınırlar. En büyük zorluk bu bence.
Yazmaya başladığınız dönemdeki duygularınızla şimdi hissettikleriniz aynı mı? Bu süreçte yazarlığınızda nasıl yol aldınız?
Orijinal bir hikâyem yok. Herkes gibi önce dergilerde yazılarım, öykülerim yayımlandı, sonra kitaplar geldi.
İlk yazım 2008 yılında Sincan İstasyonu’nda müstear adla yayımlandı. İlhan Berk’i anlamsız şiir yazmakla itham eden bir yazı çıkmıştı dergide. Ben de kendimce İlhan Berk’i savunduğum bir yazı yazıp göndermiştim Sincan İstasyonu’na. Yayımlanacağını öğrendiğimde çok sevinmiştim. Turhan Kitabevi’ne her gün gidip bakıyordum dergi gelmiş mi diye.
Sincan İstasyonu birkaç ay önce yayın hayatına son verdi. Turhan Kitabevi geçenlerde kapandı.
Demem o ki başlarda bir kitabım çıktığında, yazım yayımlandığında çok heyecanlanırdım, şimdiyse yazmanın kendisi her şeyden daha fazla heyecan veriyor bana.
Yazar Julia Cameron “Sanatçının Yolu” adlı kitabında yazarların güçlerini toplamaları için sabah sayfalarından söz eder. Sabah uyanır uyanmaz yazmayı tavsiye eder. Siz sabah mı yoksa gece mi yazıyorsunuz? Yazma rutininiz nedir? Yazarken elinizin altında tuttuğunuz kitaplar var mı?
Daha çok gündüzleri yazıyorum sanırım. Yazarken çevremde sözlük olsun isterim.
Ben yaratmış olsaydım dediğiniz bir yapıt (tablo, öykü, şiir, beste vs.) var mı? Nedeniyle birlikte bu yapıtın sizin için anlamını açıklar mısınız?
Hayranlık duyduğum nice kitap, şiir, öykü, şarkı, resim var elbette. Bu güzelim eserlerden oluşan büyük sofraya tabağı boş göndermemek için elimden geleni yapıyorum.









































Yorumlar