top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Yaratıcılık Ritüelleri 8 Nermin Yıldırım: "Yazma coşkusu tüm engelleri aşar yeterince güçlüyse!"

"Hep hayatı anlamaya çalışmanın bir yolu olarak yazdım. Hayata kendimce tutunmak, nefes aralıkları açmak için... Sonunu düşünmeden ve umursamadan... Yazmanın kendisine, o anın sihrine inanarak…. Hâlâ da öyle yazıyorum."

Yaratıcılık Ritüelleri'nde Semrin Şahin bu hafta Nermin Yıldırım'ı ağırlıyor.


Yaratıcı sanatlarda akışta kalmanın, kendimizi yaratma anının içinde tutarak, sürüklenmeden kalabilmenin ne kadar zor olduğu bilinen bir gerçek. Bizi “an” a döndürecek bazı küçük totemler, seremoniler, bazı ritüellerin olmasının yaptığımız çalışma üzerinde odağımızı canlı tuttuğuna dair çalışmalar mevcut. Bu anlamda birçok yazarın günlük yazma alışkanlıkları olduğunu da biliyoruz. Yazmaya başlamadan önce yaptığınız ritüeller var mı?

Ben yürürüm, çok yürürüm hem de. Çok deyince aklınıza öyle on bin adımlar filan gelmesin. Çok derken sahiden çok. Yürürken dünyadan koparım ve dünyaya bağlanırım çünkü. Masa başında değil yürürken yazarım, kurarım aslında romanlarımı da. Bir dönem bir yazar evi vesilesiyle Almanya’nın Ruhr bölgesinde kalmıştım. Minik şehirlerden oluşan bir bölgedir. Her gün düzenli yürüyordum yine. Şehrin sonuna varınca, etrafta hiç yerleşim yeri kalmadığında fark ederdim gereğinden fazla yürüdüğümü. O zaman dönmek aklıma gelirdi. Kısacası ritüelim de yazma biçimim de yürümektir.

 

Dr. Seuss olarak bilinen yazar ve illüstratör Theodor Seuss Geisel, geniş bir şapka koleksiyonuna sahiptir. İlham gelmediğinde, dolabının başına gider, koleksiyonundan seçtiği bir şapkayı takar ve fikir bulmayı beklermiş. Ne hikmetse mutlaka parlak bir fikirle şapkayı başından çıkarırmış. Siz yaratım tıkanması yaşıyor musunuz ve bu tıkanmayı aşmak için neler yapıyorsunuz?

Yazmak hayatta en severek yaptığım şey. Yaşarken tutunduğum en temel dal. Beni hiç bırakmadı. Bırakacağını hayal etmek bile nefesimi keser. Suyun bir gün akmamayı hiç düşünmemesi, bundan korkmayı akıl etmemesi gibi düşünmem yani o ihtimali. Yazının perileri beni hiçbir şapkanın desteğine muhtaç bırakmaz umarım.

 

 

Yaratıcı çalışmalar yaparken hiç engellerle (iş ortamı, zamansal sorunlar, yazdıklarınızın görünür olmaması gibi engellerle) karşılaştınız mı? Bu engellerle nasıl mücadele ettiniz? Tam aksine sizi destekleyen ve yolunuzu açan kişiler oldu mu?

Hayatın işi size her konuda engel çıkarmaktır. Fiziksel, maddi, psikolojik ve daha nice engeller olabilir. Ama yazma coşkusu tüm bu engelleri aşar yeterince güçlüyse. Ben çok güç şartlada, büyük zamansızlıklar içinde, nice fiziksel imkansızlığa rağmen yazmayı sürdüren çok insan tanıdım. Çalıştığı hapishanedeki yemek saatinde bulduğu boş masada yazanlar da gördüm, verdiği iki dersin arasında arabasına koşup iki satır yazanlar da, içeride ikiz bebekleri ağlarken son cümlesini yazıp onlara koşan yazarlar da… Ölüm döşeğinde cümlesine nokta koymaya çalışanlar da… Beni de her zaman pamuklara sarmadı hayat. Ama yazmayı hep bir biçimde sürdürdüm. Yazdıklarımın görünür olup olmamasını ise engelden bile kabul etmem. Ben yama eyleminin kendisiyle ilgiliyim ve beni büyüleyen kısmı asıl orası. Sonrası sonranın işi…

 

 

Yazmaya başladığınız dönemdeki duygularınızla şimdi hissettikleriniz aynı mı? Bu süreçte yazarlığınızda nasıl yol aldınız?

Aynı. Tamamen aynı hem de. Hep hayatı anlamaya çalışmanın bir yolu olarak yazdım. Hayata kendimce tutunmak, nefes aralıkları açmak için... Sonunu düşünmeden ve umursamadan... Yazmanın kendisine, o anın sihrine inanarak…. Hâlâ da öyle yazıyorum.

 

Yazar Julia Cameron “Sanatçının Yolu” adlı kitabında yazarların güçlerini toplamaları için sabah sayfalarından söz eder. Sabah uyanır uyanmaz yazmayı tavsiye eder. Siz sabah mı yoksa gece mi yazıyorsunuz? Yazma rutininiz nedir? Yazarken elinizin altında tuttuğunuz kitaplar var mı?

Eskiden gecenin sessizliğine inanırdım. Şimdi sabahın tazeliğine daha çok inanıyorum. Ben de sabahçı yazarlardan oldum zamanla sanırım.

 

Ben yaratmış olsaydım dediğiniz bir yapıt (tablo , öykü, şiir, beste vs…)  var mı? Nedeniyle birlikte bu yapıtın sizin için anlamını açıklar mısınız?

Ben yaratmış olsaydım demem ama güzel yaratılmış her şey karşısında coşku duyarım. Güzel bir esere bakarken, dinlerken ya da işte onu okurken, o güzellik, tamlık karşısında, coşkudan gözlerim dolar. Ve o sahiden iyi bir eserse işte, bende de bir şeyler yaratma arzusu iştahı uyandırır.

 

Comments