• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Nerede koptuk, neden geri dönemiyoruz, geri dönersek ne olur?

İlkay Yılmaz, Deniz Gezgin’in ikinci kitabı YerKuşAğı üzerine yazdı: "Okuyabilirseniz kuş kadar hafif, su kadar çözücü ve sıkıştırılamaz, ses gibi ele geçmez bir metin."


İlkay Yılmaz


YerKuşAğı Deniz Gezgin’in ikinci kitabı. Sel Yayıncılıktan çıkmış. Kısa ama oldukça yoğun, okuru zorlayan bir metin.


Kitabın ilk paragrafının son tümcesi

"hikâye edilmişlerin olmadığı arı bir gök suyuna varacak"

ifadesiyle bitiyor. Bundan mekânın başka bir boyutta veya evrende kurulmuş olduğunu anlıyoruz. Hemen ardından sesin gücünü görüyoruz. Metin, anlamın seste toplandığı gerçek duymanın fevkalade bir şey olduğu bir dünya kurmuş. Okuduklarımızdan geçek bir duyma hali varsa söze gerek yoktur, ne zaman ki sesten söz koptu insanın felaketi oldu anlamını çıkarmak mümkün. Layıkıyla yapılan bir okumada metin, modern insana kendisiyle yüzleşebilmesi için içinden geçtiği tarihsel süreci gözden geçirmesi gerektiğini anımsatarak şu soruları soruyor. Nerede koptuk, neden geri dönemiyoruz, geri dönersek ne olur?



Yazar, metnini doğayla insanın kavuşmasının imkansızlığı üzerine kurmuş. Modern insanın doğuşunun hikayesini anlatırken modern ve ilkel dünyaya farklı dillerle bakmış. İnsanın bedeniyle kurduğu ilişki zihin tarafından yönetilir. Zihnin yapılanmasını sağlayan ise dildir, ama dil iktidar odaklı çalışır. Yazar bu kaygılarla var olan dille yeni bir dil kurmaya çalışmış. Bu yüzden Mitolojik varlıkların ya da beşer olmayanların anlatıldığı bölümlerde kullanılan dil zorluyor. İçinden çıktığımız ve bir daha dönemeyeceğimiz dünya bizden uzaklaştıkça dil de anlam da bizden uzaklaşıyor, simgeleşiyor.


Sesin söze yenildiğine yaslanarak süren, anlam dünyası geniş, son derece dikkatle, yapı sökümüne uğratarak okuma gerektiren bir metin YerKuşAğı. Ne kadar iyi okunsa da acaba metni yeteri kadar iyi anlayabildim mi, hissedebildim mi kuşkusu asılı kalıyor okurda.


Gezgin, anlaşılmayanı sezdirmeye yönelik biçimsel tercihiyle, mitolojiden de yararlanarak özgün bir metin yaratmış. Çingene Mitolojisinden, Toynaklı Sarmaşık Hagrin (Pan’ı ve doğayı simgeliyor), güçlü sezgileri olan, engelli, hasta, küçük kız Moy dişbudaktan(zeytingillerden) düşen olarak çıkar karşımıza, yeryüzünün hafızasını, aslında bütün kuşları temsil eden kara kuş Şuri(töz)(can), köpek sesleri çıkaran bir geyik türü olan Cice, bir beşer olan Moy’un avcı babası Asil Derbentçi kitabın kahramanları. Kahramanlar kronolojik zamanın dışına çıkmak, dünyayı bütünlüklü olarak görebilmek için seçilmiş.

Hagrin, Moy, Şuri ve Cice birlikte tuza yürürler. Dile tuz basmak algıları parçalama, her şeyi yeniden düşünme, çürümeyi belki de sesin söze dönüşmesini engelleme isteği (modernleşme karşıtı) olabileceği gibi kurmacayı alt üst etme isteği de olabilir. Hagrin, zaman zaman insanlık tuzağına düşen Moy’u uyarır. Böylece tuzla Moy’un içindeki beşeri sökmeye çalışır. Bu yeniden olmaya veya dönüşüme yorulabilir.


İlerleyen sayfalarda Moy’un beşer olduğu zamana, babasının sofrasına bakarız. Sömürenin egemene, egemenin entelektüele dönüşmesini izleriz. Yer yer varlık felsefesine de değinilir. Ra ve Rin (zihin ve beden), Pan’ın doğuş hikayesidir. Sona doğru Dilbaz ortaya çıkar ve metin kapitalizmden ve sanayileşmeden söz ederek derdini açık eder.


Ağırlık, hafiflik, yük, su, damla, ıslaklık, yumuşaklık, iç, ses, zil, çıngırak, söz, dil, yangın, duman, tüy, kanat, gaga, tuz, yara, yabanıl, yaban, uyku, polen, sarmaşık, yaprak, filiz, tomurcuk, çiçek, dal, ağaç, ölü, ölüm, dönüşüm, güneş, gezegen, ay, yıldız, ateş, zehir, katran, gece, gündüz, soluk, nefes, hava, siyah, kara, buruk, tat, çamur, kum, kaya, halka, duru, can, ışık, çiy, gibi kavramlar kitap boyunca kullanılan, anlamı kuvvetlendiren sözcükler. Distopyadan ütopyaya dönme çabası da seziliyor metinde.


Okuyabilirseniz kuş kadar hafif, su kadar çözücü ve sıkıştırılamaz, ses gibi ele geçmez bir metin.

İyi ki okudum diyorum…


YERKUŞAĞI

Deniz Gezgin

Sel Yayıncılık, 2017

91 s.