Belleğin ve aile iktidarının kıyısında
- Litera
- 3 dakika önce
- 3 dakikada okunur
Deniz Zeka, Meltem Sezen Kılıç, Ayfer Tunç'un kitabı, Annemin Uyurgezer Geceleri üzerine yazdı: "Ayfer Tunç’un anlatısı, yalnızca bir kadının “unutamama” hâlinin psikolojik portresi değil; aile kurumunun, kadınlık rolünün ve belleğin toplumsal baskı mekanizmalarıyla nasıl iç içe geçtiğini gösteren güçlü bir roman."

Ayfer Tunç, Annemin Uyurgezer Geceleri ile okurunu yeniden bireysel hikâyelerin ardında saklanan toplumsal gerçekliklerle yüzleştiriyor. Tunç’un anlatısı, yalnızca bir kadının “unutamama” hâlinin psikolojik portresi değil; aile kurumunun, kadınlık rolünün ve belleğin toplumsal baskı mekanizmalarıyla nasıl iç içe geçtiğini gösteren güçlü bir roman.
Romanın başlangıç sahnesi, anne–kız arasındaki kırılmanın hem simgesel hem politik bir ana dönüşmesini sağlar: Şehnaz, uyurgezer hâlde dolaşan annesinden duyduğu bir cümleyle bir daha hiçbir şeyi unutamadığını fark eder. Bu “unutamama”, yalnızca bireysel bir talihsizlik değil; kuşaklar boyunca kadınlara yüklenen rollerin, sessizliklerin, aktarılan acıların bedene ve zihne kazınmış hâlidir. Belleğin yara gibi taşıdığı bu geçmiş, Tunç’un sıkça dile getirdiği üzere, aslında toplumsalın kişisel formda geri dönüşüdür.
Aile: En Küçük Toplumsal İktidar Mekânı
Tunç’un romanı, aileyi “duygusal” bir kurumdan çok, iktidar ilişkilerinin en yoğun yaşandığı mikro-alan olarak kuruyor. Anneanne–anne–kız üçgeni, yalnızca bir soy bağı değil; her biri diğerinin hayatı üzerinde söz sahibi olmaya çalışan bir iktidar zinciri.
Anneannenin sertliği, annenin içine sinmiş hınçları ve Şehnaz’ın bunlarla şekillenen kimliği, okuru şu soruyla baş başa bırakıyor: Aile, bireyi koruyan bir çatı mı, yoksa toplumsal tahakkümün ev içindeki ilk durağı mı? Roman, bu soruyu sürekli açık tutuyor. Şehnaz’ın annesine duyduğu bağımlılık—öfke, hayranlık, suçluluk ve bağlılıkla örülü dağınık bir duygu ağı—anne-kız ilişkisinin yalnızca duygusal değil, aynı zamanda politik bir alan olduğunu hatırlatıyor.
Tunç, çeşitli söyleşilerinde aileyi “iktidarın en çıplak biçimde görüldüğü yer” olarak tanımlar; romanda bunun izleri her satıra sinmiş durumda.
Romanın belirgin özelliklerinden biri, her bölümün başına yerleştirilen yoğun, vurucu cümleler. Bu kısa cümleler, Şehnaz’ın belleğinin en keskin yerlerini işaretleyen işaret taşları gibidir. Bunlardan biri romanın da ana damarını açar: “Annem yaşlanıncaya kadar bana kendinden emin ve hayatta her an kafa atacak kadar güçlü görünmüştü.” Bu cümlede saklı olan iki gerçek vardır:
Birincisi, çocuklukta büyütülen anne figürünün otoriteyle örülü gücü.
İkincisi ise yaşlanmanın bu gücü çözerek ilişkinin gizli asimetrisini görünür kılması.
Bu cümlede, anne–kız ilişkisinin kırılgan gerilimiyle kadınların hayatta kalmak için yıllarca kuşanmak zorunda kaldıkları o “güç taklidi” yalın ama yoğun bir anlatımla iç içe geçiyor.
“E.” ile Kurulan Hastalıklı Bağımlılık:
Toplumsal Kodların Kadın Üzerindeki Gölgesi
Şehnaz’ın yalnızca annesine değil, hayatındaki erkek figürü olan “E.”ye bağlanma biçimi de bu iktidar zincirinin devamıdır. Aile içinde öğrenilen bağımlılık, duygusal ilişkilerde yeniden üretilir. Şehnaz’ın “E.’den kopamama” hâli kişisel bir zaaf değil, toplumsal kodların kadınlara öğrettiği, fedakârlığı kutsayan, ihtiyaçlarını bastırmayı öğütleyen kültürel bir zorunluluğun dışavurumudur. Tunç, bu bağımlılığı romantize etmez. Aksine, roman boyunca bunun bir tür duygusal tahakküm ilişkisi olduğunu görünür kılar. Şehnaz “kendi olma” çabasını her seferinde hem annesine hem “E.”ye çarparak yaşar; bireysel özgürlük sürekli olarak aile ve toplum arasında sıkışır.
Yapısal tercih: Parçalı hafızanın politikliği
Romanın yapısındaki dikkat çekici tercih—bölüm başlarında cümlelerin bir kısmının bold yazılması—sadece estetik değil, politik bir işlev taşır. Koyu yazılan kısımlar, belleğin seçtiği ve unutmamaya zorlandığı anları işaret ettiği kadar, toplumsalın bireyin zihnine nasıl kazındığını da gösterir. Şehnaz’ın eczacı dükkânındaki bir bakışı, bir oyuncak bebeği, bir çift gözlüğü neredeyse fotoğrafik keskinlikle hatırlaması; kadın deneyiminin ayrıntılarla örülü, görünmez baskıları sezme mecburiyetinden kaynaklanır. Kadınlar ayrıntıları hatırlamak zorundadır; çünkü ayrıntılar çoğu zaman güvende olup olmadıklarını belirleyen ilk işarettir. Tunç’un dili bu gerilimi titizlikle yansıtır.
Bellek ve toplum: Unutamamanın asıl sahibi kim?
Tunç’un romanı, bireyin belleğini toplumsal belleğin bir uzantısı olarak düşünmeye davet ediyor. Şehnaz’ın unutamadıkları aslında aile tarihinde yüzleşilmemiş kötülüklerin, ataerkil düzenin, kadınların kuşaktan kuşağa taşıdığı yüklerin yankısıdır. Bu açıdan “Annemin Uyurgezer Geceleri”, kişisel travmayı politik bağlamından koparmayan bir roman. Kadınların gündelik hayatta maruz kaldığı iktidar biçimlerinin en görünmez hâllerini ortaya çıkarmasıyla, yalnızca edebi bir anlatı değil; toplumsal bir yüzleşme çağrısıdır.
Ayfer Tunç, bu romanıyla aile bağlarının duygusal sıcaklık kadar baskı ve şiddet içerdiğini, belleğin yalnızca geçmişi taşıyan değil aynı zamanda toplumun izlerini kaydeden politik bir alan olduğunu göstermeyi başarıyor. “Annemin Uyurgezer Geceleri;” kişisel acıların ardındaki toplumsal kodları, anne–kız ilişkisinin özündeki iktidarı ve kadınların taşıdığı görünmez yükleri ortaya çıkaran güçlü bir metin. Tunç okura şu soruyu bırakıyor:
İktidar ilişkilerinin en derini evin içinde yaşanıyorsa, özgürlük nerede başlar.






































