• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Ateşten ya da eşikten atlamak

Nagihan Kahraman, Fatma Nur Kaptanoğlu'nun iki uzun öyküden oluşan üçüncü kitabı Ateşten Atlamak üzerine yazdı. "Öykülerden köy/kasaba gibi küçük yerlerin insanı içine hapsedip sıkıştırdığı ve oradan bir şekilde çıkmak gerektiği anlamı çıkıyor."


Nagihan Kahraman


2017'de Kaplumbağaların Ölümü, 2019'da da Homologlar Evi adlı kitapları yayımlanan Fatma Nur Kaptanoğlu'nun üçüncü öykü kitabı Ateşten Atlamak, iki uzun öyküden oluşuyor: "Ateşten Atlamak" ve "Daha Uygun Bir Kader". İkisi de kendi içinde bölümlere ayrılmış olduğundan, okunmaya başlandığında bu kısımlar yeni bir öyküye geçildiği izlenimi yaratsa da çok geçmeden yalnızca bölüm atlandığı fark ediliyor.


Peki, neler var bu iki öyküde? Öncelikle kitaba da adını veren "Ateşten Atlamak"ta da "Daha Uygun Bir Kader"de de ana karakterler sıkışmışlık hissi içindeler ve yıllardır öğretilegelmiş toplumsal normlardan kaçmanın yolunu arıyorlar.



Her iki öyküde de bu, küçük yerden şehre kaçmak olarak çıkıyor karşımıza. Günümüzde şehirden köye kaçma güzellemesi aşırı romantik bir hâl almışken kitapta yazar tam da karşı bir yerden konuşuyor. Köy/kasaba gibi küçük yerlerin insanı içine hapsedip sıkıştırdığı ve oradan bir şekilde çıkmak gerektiği anlamı çıkıyor öykülerden. Bu açıdan şehrin bir kaçış, kurtuluş unsuru olarak ele alındığını görüyoruz. "Burada yaşanmaz, burada yapamayız Sonya. Burada hiçbir şey değişmiyor, eskiyor sadece. İnsanları bile aynı buranın, her yaşında, her olayda aynı. Keki yanan insanla evi yanan insan aynı tepkiyi verir mi? Burada veriyor işte. Buradaki insanlar tabelalarını bırak, acılarını bile değiştirmiyor."(s.33) Bu satırlar ilk öyküden. Karakterin içinde tutmaktan ve gizlemekten yorulduğu; istediğine kavuşmak için denizden taşlar toplayarak, ateşlerden atlayarak dilekler dilediği bir yaşamı anlatan.


Sonya'ya kavuşmak mühim çünkü. O yüzden ateşten bir kere atlamak yetmez, dileğin kabul olması için üç kere atlamak gerek. Kariyerinin peşinden giden bir kadının ağzından anlatılan bu öyküde dileklerden medet ummanın ona göre şeyler olmadığını da okuyoruz. Fakat istediğine ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmalı insan. Bu öykü bazı açılardan bana geçtiğimiz günlerde MUBİ'de gösterime giren Aşk, Büyü, Vs. filmini hatırlattı. Filmi izlemiş olanlar, kitabı da okuduktan sonra ikisi arasında benzer izleklerin takip edilebildiğine sanıyorum katılacaklardır.


İkinci öykü "Daha Uygun Bir Kader"de ise erkek bir karakter karşılıyor bizi. Şehirde yaşayan fakat bir haftalığına ailesinin yanına gelerek "görev"ini yerine getiren bir adam buradaki. Elbette yine şehir merkezine günde tek sefer ulaşımı olan küçük yerdeki sıkışmışlık çepeçevre sarıyor her yanı. Az önce söylediğim üzere, bu iki öykünün ortak noktalarından biri bu. Babayla sorunları olan bir oğul, babanın her dediğine boyun eğen annesine bir yandan üzülüp bir yandan da onun bu pasifliğine sinir oluyor öykü boyunca. "'Boşansana bu adamdan,' diyor birden, 'benimle birlikte şehirde yaşayabilirsin. Sana böyle davranmasına neden müsaade ediyorsun ki?'" diyor. (s.68) Aslında kendisi de başka açılardan annesi kadar pasif, hem babası hem de genel olarak hayat karşısında. Sanki babasının istediği biri gibi olmamak için hayatında geri kalan her şeyi durdurmuş. Evlerine her gittiğinde babasının ölmesini isterken bir yandan da suçluluk hissi ele geçiriyor kendisini. Baba; evde iktidar sahibi, tartışmaya girilmesi dahi söz konusu olmayan bir figür. Oğluna da onunla çatışmaktan başka çare kalmıyor fakat bunu da yapacak cesareti yok Abaven'in. Karakterin adı bu. Ermenice güvenilir, sağlam yer; sığınak anlamında. (s.61) Yazarın karaktere bu ismi seçmesinin tesadüfî olmadığı aşikar. Abaven, bir sığınak olmaktan çok, sığınacak bir yer arayan biri aslında. Babasından kaçmak için küçücük kasabada habire yürüyüşe çıkıyor, tepenin ardındaki kiliseye kadar gidip sonra da geri dönüyor. Abaven'in bu hâlleri, Kafka'nın eserlerindeki baba-oğul çatışmasını çağrıştırmakla birlikte, yaptığı sessiz yürüyüşler ve şehre geri dönerken bindiği otobüsün penceresinden dışarıyı uzun uzun izlemesi gibi detaylar ise Nuri Bilge Ceylan sinemasını hatırlatıyor.


Ateşten Atlamak'taki isimsiz kadın karakter ile "Daha Uygun Bir Kader"deki Abaven'in yaşları birbirine yakın ve ikisi de benzer sıkışmışlıkları, sancıları farklı iki coğrafyada yaşıyorlar. İlk öykü bize küçük bir Ege ya da Akdeniz kasabasını -ki yazarın kendisi de Marmarisli- hatırlatıyor. İkinci mekânın da bir Ermeni kasabası olduğunu söylemek mümkün, zira Abaven'in yürüyüşleri sırasında tanıştığı yaşlı Linda ile tepedeki kilise ve papazlar hakkında yaptıkları sohbetlerden bu çıkarımda bulunulabiliyor. Yine iki öyküde de karakterler kendilerini aşma arzusu içindeler. Ateşten atlama metaforunu bu minvalde de düşünmek mümkün; bir eşikten atlamak, yeni bir dünya inşâ etmek gibi. Korkularıyla, yumuşak karınlarıyla yüzleşmek gerektiğinin de farkındalar. Kendilerine daha uygun olan kaderi yaşama isteği ikisinde de çok baskın. Ancak karakterler edilgenlikten bu anlamda pek kurtulamıyorlar. "Otuz yaşında bir insan kendine bu kadar hoyrat davranmamalı, diye düşünüyor saçlarını köpürtürken. Şehre döndüğünde daha düzenli bir hayat yaşamaya karar veriyor."(s.82) Bu gerçekleşecek mi? Şehir gerçekten de bir kurtuluş mu, yoksa insanın kendini kandırması yolunda bir tür kaçış mı? Kaptanoğlu'nun da kitabın başında dediği gibi "Yaklaşmadan anlamıyorsun." İnsan önce kendine yaklaşıp bakmalı belki de ateşten atlamadan önce.


ATEŞTEN ATLAMAK

Fatma Nur Kaptanoğlu

Can Yayınları, 2021

96 s.