• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Zamanının ötesinde, korkunun pençesinde bir edebi keşif: İlk gotik roman

“Yapıtın başarısı gotik unsurların ötesinde korku ve çaresizlik duygusunu zamanını aşan bir şekilde okuyucusuna geçirmesinde, ilk satırdan itibaren tüyler ürpertici bir ruh hali ile romansal atmosfer yaratabilmesinde yatıyor”. Geçtiğimiz günlerde yeniden keşfedilerek Latin harfleriyle Türkçeye kazandırılan ve ilk gotik romanımız olarak kabul edilen Canvermezler Tekkesi’nin keşfinin hikayesini ve romanın değerlendirmesini Oylum Yılmaz yazdı.



Oylum Yılmaz


Her yönüyle beklenmedik gelişmelere sahne olan unutulmaz 2020 yılı, edebiyat sahnesindeki kapanışını da önemli bir edebi keşifle yaptı. Kronolojik olarak yazılmış ilk Türkçe gotik roman tarihin karanlıklarının içinden aniden çıkageldi! Canvermezler Tekkesi! Bu beklenmedik keşfin sahibi, romanın üzerinden tarihin karanlık tozlarını ilk üfleyen kişi ise, bir çevirmen, Merve Köken.


Dolayısıyla söz konusu romanın iki hikayesi var artık anlatılması gereken; birincisi 2020 yılında nasıl keşfedildiği, ikincisi ise yazıldığı yılda ve onu takip eden en az yüz yıllık dilimde çok ama çok az benzeri olduğu halde, bir Osmanlı korku romanı olarak nasıl yazılmış olduğu.


Sondan başlamak istiyorum. Merve Köken, Kayıp Rıhtım'a verdiği dikkat çekici söyleşide, başlangıçta sadece Osmanlıca bir resimli roman bulmak ve çevirmek isteğinde olduğunu söylüyor. Bu istekle kaynak taraması yaparken bir sahaf sitesinde tesadüfen rastladığı beş kitaplık bir set ilgisini çekiyor. Ancak sahaf son anda kararını değiştirerek kitapları satmaktan vazgeçince, Köken bulduğu sette özellikle dikkatini çeken bir kitabın peşine düşmeye karar veriyor. Hiçbir yerde ismini bulamadığı yazar adının takma bir isim olduğunu anladığında ise keşif serüveni gerçekten başlamış oluyor. Merve Köken, Ahmet Kamil takma isimli esrarlı yazarla değil aslında edebiyatımızın devlerinden Abdülhak Şinasi Hisar’ın kardeşi, yaşadığı dönemin ünlü gazetecilerinden ve tiyatro yönetmenlerinden Selim Nüzhet Gerçek’le tanışıyor çünkü! Kitabı çevirdikçe de bugün için kronolojik öncülü bulunmayan, gotik unsurlarla bezeli bir korku romanıyla karşı karşıya kaldığını anlıyor. Böylelikle tarihimizin bilinen ilk gotik-korku romanı Latin harflerine çevrilerek gün yüzüne çıkıyor: Canvermezler Tekkesi.


Neden kaybolmuştu?


Türk romanının oluşum hikayesinin başında, hurafelerden, batıl itikatlardan, fallardan ve büyülerden kaçarak, gerçek insanların topluma ders olacak nitelikteki hikayelerini yazma ve topluma örnek olma arzusu yer alır. Romanın kuruluşundaki bu amaç kendine edebiyatın içinde kuvvetli bir yer tutarken tür edebiyatına da mesafeli duran, hep ama hep ana akımda kalmak isteyen bir geleneği, kanonu da besler. Bizde korku yoktur, gotik yoktur demek çok büyük ve zamanın haksız çıkaracağı bir genelleme yapmak ve yanılmak demektir ama türün nadir olduğu, edebiyatımızda az yer bulduğunu da yadsıyamayız. İşte bu yüzden Canvermezler Tekkesi’nin keşfi önemli. Diğer taraftan kanonu yaratanlar tarafından, sistemli bir şekilde kadın yazarların eserlerinin, ana akım dışında kaleme alınan, korku, fantastik, polisiye vs. gibi türsel eserlerin görmezden gelindiğini, tarihin unutulmuş sayfalarına bilinçli bir şekilde terk edildiğini de bugün artık biliyoruz. Canvermezler Tekkesi’nin kanonun dışına atılmasının ve kayba karışmasının sebeplerinden birinin de bu olduğunu düşünüyorum. Yani kişisel değil elbette ama türsel bir kasıt olduğunu açıkça söylemek istiyorum romanın kayboluşunda. Elbette öncelikle takma isimle yazılmış olması kaybına yol açıyor ama yazıldığı dönemde yazarına prestij getirmeyecek ve hatta belki de onu gülünçleştirecek bir eser olarak genel kabul görmesi ve tam da bu yüzden takma adla yazılması paradoksal olarak onu karanlıklara gömüyor. Bu şu anlama da geliyor olabilir pekala: Bu roman, şimdilik fiziken öyle olsa da, yalnız, tek ve biricik değil.

"Çünkü insanlar gerçeği bilmiyorlar. İnsanlar tehlikededirler. Ben ise artık hayatta sayılmam. Yarın değil öbür gün ölmüş olacağım."