top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Feminist bilimkurgunun kült romanı

Özlem Karahan, ABD’li yazar Vonda N. McIntyre'nin kaleme aldığı, Nebula Ödülü’nü, Hugo Ödülü’nü ve Locus Ödülü’nü kazandığı romanı Düşyılanı üzerine yazdı.


Özlem Karahan

Şimdiye kadar Türkçeye çevrilmiş sadece bir romanı olsa da (Ay ve Güneş, İthaki Yayınları), 1970’li yıllardan itibaren kaleme aldığı romanlarıyla bilimkurgu türünün en önemli temsilcilerinden biri ABD’li yazar Vonda N. McIntyre. Yazarlık kariyeri boyunca dünyanın dört yanında okurların ilgisini görmesinin yanı sıra sayısız da ödülü kucakladı. McIntyre, Of Mist and Grass and Sand adlı novellası ve Düşyılanı adlı romanlarıyla tam iki kez bilimkurgu ve fantezi dallarında dünyanın en prestijli ödülleri olan Nebula Ödülü’nü kazandı. Düşyılanı adlı romanı ona diğer çok önemli ödüller olan Hugo Ödülü’nü ve Locus Ödülü’nü de kazandırdı.

Vonda N. McIntyre’nin bu çok önemli eseri, Bilimkurgu Klasikleri serisi kapsamında külliyatın birbirinden önemli eserlerini ilk kez okurlarla buluşturan İthaki Yayınları etiketi ve Aslı Genç çevirisiyle Türkçe olarak okurların karşısında.



Kıyamet sonrası dünyada bir şifacı kadın

Düşyılanı, distopik bir gelecekte geçen feminist bir bilimkurgu. Ne sebebi ne de tarafları hatırlanan, bildiğimiz anlamdaki medeniyetin sonunu getiren bir nükleer savaştan çok uzun yıllar sonrasındayız. Bu kıyamet sonrası dünyasında okuduğumuz kadarıyla sadece bir avuç insan hayatta kalmış. Onlar da bir arada yaşamıyor, küçük gruplardan oluşan kabileler halinde dünyanın dört yanına dağılmış halde, nükleer atıkların arasındaki küçük yerleşim yerlerinde hayatlarını sürdürüyorlar. Bir de Şehir var. Savaş öncesinin inançlarının, kültürünün ve medeniyetinin kalıntıları Şehir’de hâlâ yaşıyor. Şehir, dışardan hiç kimseyi duvarlarından içeri hiçbir koşulda almıyor. Bu distopik dünyada uzaylıların da olduğunu biliyoruz. Uzaylılarla Şehir halkı iletişim halinde.


Romanın ana karakterinin ismi Yılan. Genç bir kadın olan Yılan, bir şifacı. Yollar ve kabileler boyunca ilerleyerek ihtiyaç olan herkese çıkarsız yardım, sağlık desteği sunmak için yaşıyor. Şifasının kaynağı, yanından hiç ayırmadığı, çantasında kendisine her zaman eşlik eden üç yılan: Kum bir çıngıraklı yılan, Sis bir kobra. “Bir bebeğin parmağı gibi ince, minik bir yılan” olan Çim ise türü Dünya’da olmayan, uzaydan getirildiği için oldukça nadir bulunan çok değerli ve şifalı bir yılan. Kahramanımız Yılan büyük acılarla cebelleşen insanlara yardım etmeye çalışırken Çim de o insanların uykularının acıdan uzak olmasını, mutlulukla dolmasını, korkularının üstesinden gelmelerini sağlama yeteneğine sahip bir Düşyılanı.

Yılan’ın bir kabilede, yardıma muhtaç bir çocuğa yardım ettiği bir sahneyle açılan roman, bu distopik dünyanın ve insanlarının okura anlatılmasıyla sakin bir şekilde açılıyor. Romanın itici gücü, bu kabiledeki insanların korktukları için bu Düşyılanı’nı gözlerini kırpmadan öldürmeleri oluyor. Bu olayın ardından Yılan’ın önünde iki seçenek kalıyor: Ya kendi kabilesine dönüp zaten nadir bulunan Düşyılanı’nın öldürüldüğünü şifacıların liderleriyle paylaşıp cezalandırılacak ve hayatta kalırsa kendisine yeni bir Düşyılanı verilmesi için dualar edecektir ya da Şehir’e gidip kendisini içeri almaları ve kendisine bir Düşyılanı vermeleri için onları ikna etmeye çalışacaktır.


Oldukça gururlu bir şekilde yetiştirilen kahramanımız, Çim’e sahip çıkamadığını, liderlerinin kendisine olan güvenini boşa çıkardığını kabullenmektense şansını Şehir’de aramaya karar veriyor. Bulunduğu yerden Şehir’e olan uzun yolculuğu boyunca ise hayatta kalan iki şifalı yılanıyla birlikte karşısına çıkan ve kendisinden yardım bekleyen herkese yardım elini uzatırken birçok haksızlığa, birçok adaletsizliğe şahit olup bunları yok etmek için de elinden geleni yapıyor.


Bilimkurgudaki erkek egemenliğine meydan okuyor

Hem çok sayıda ödüle aday gösterildiği için hem de "feminist" bir roman olduğu için Düşyılanı ilk yayımlanışından bu yana adından sık sık söz ettiren bir roman oldu. Bu roman, birçok farklı açıdan incelendiğinde, yıllar boyunca gördüğü ilgiyi fazlasıyla hak ediyor denebilir.


Öncelikle görece erkek egemenliğindeki bilimkurgu edebiyatında hem gerçek adını kullanmaktan çekinmeyişiyle hem de ana karakteri de oldukça aktif ve mücadeleci bir kadın olarak yaratmasıyla McIntyre ilk cesur adımlarını atıyor. Zira bilimkurgu edebiyatı tarihi, cinsiyetlerini ve dolayısıyla isimlerini gizli tutan, takma ad olarak sıklıkla erkek isimlerini kullanan kadın yazarlarla dolu. Yayıncılık dünyasındaki egemen erkekliğin kadın üretimine karşı indirgeyici bir önyargıyla yaklaşmalarından tutalım da okurların da sıklıkla erkek yazarlarını eserlerini tecih etmiş olmalarına kadar bunun başka bir tartışma konusu olabilecek birçok sebebi var.


70’li yıllara damga vuran bu kıyamet sonrası bilimkurgu romanında dikkat çeken noktalardan bir diğeri, kadınları kesinlikle pasifize etmeyen bu hikâyede kaosun ortasında savaş değil de barış niyetinin, bir başka ifadeyle “barışçıl bir kaosun” portresini gerçekçi biçimde çizebilmiş olmasıdır. Bu tür distopik romanlarda genellikle atmosfer daha karanlık, umut daha az, insanlar daha kötü, savaş her an kapıdadır. Oysa Düşyılanı’nda ana karakter savaşmak yerine hayat kurtarıyor. Onun yolculuğunda karşısına çıkan yan karakterlerin birçoğuna neredeyse her yerde iyiliğe, yardımlaşmaya, umuda, “insanların birbirlerine şifa olabileceğine” dair sönmeyen bir inanç ve bu inançtan beslenen kültürler kendini gösteriyor. İçinde yaşadığımız bu savaşçı eril dünyayla karşılaştırıldığında, daha iyisinin mümkün olduğunu romanda da olsa görmek ise okura umut veriyor.


Bu noktada, bunun tamamen iyilikten örülü bir dünya anlatısı olmadığının altını çizmek gerekiyor. Çocuk istismarı başta olmak üzere, ana karakterin yok etmek ve mağdurlarını kurtarmak için büyük mücadelelere girişmesini gerektiren kötü adamlar Düşyılanı’nda yerini alıyor ama bunlar karşılarında sinilen değil, yeryüzünden silinmesi gereken kötülükler olarak kahramanımızın müdahelelere giriştiği kötülükler olarak var.


Bugün bile romanlarda konu edilirken çekinilen kadın cinselliği, eşcinsellik ve özgürlük romanda yaratılan dünyanın normalleri arasında yerini alıyor. Bu konular öyle “doğal” işleniyor ki, günümüzde dünyanın büyük bölümünde bırakalım yaşanmasını, sözü edilmesi bile tepki uyandıran bu konuların toplumsal yaşamda sevgiyle yan yana yer buluyor olması, kurgusal bir romandan gerçek hayattaki geleceğe bir umut olarak yansıyor.



Dildeki ustalık dikkat çekiyor

McIntyre, romanda oldukça sade ve açık bir dil kullanmayı tercih ediyor. Anlattıklarında ne romantik betimlemeler kullanıyor ne de trajik tasvirlere girişiyor. Böylece günümüz gerçekliğinden çok uzak bir dünyada geçen bir hikâyeyi anlatırken gerçek ötesi olan her şey dil sayesinde oldukça gerçekçilik kazanıyor.


Kıyamet sonrasını anlatan Düşyılanı, bilimkurgu okumayı seven ve bu deneyimlerini feminist bir kurguyla renklendirmeyi isteyen okurların okumadan geçmemesi gereken bir roman.


DÜŞYILANI

Vonda N. McIntyre