top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Varoluşçu Polisiye

Başak Altuğ, Jean Giono'nun kaleme aldığı Eğlencesiz Bir Kral adlı romanı üzerine yazdı: Cinayet-intihar, sonbahar-kış, kral-deli, amaçsızlık-doyumsuzluk...


Başak Altuğ


Sık iğneli ağaçlar, kayınlar, dişbudaklar arasında sütlü kahve rengindeki tümsek çatıları ve beyaz boyalı cepheleri ile en fazla iki katlı evler düşünün. Evlerin tam ortasından adeta aidiyetin ve “biz” olmanın sancağı, bir kilise kulesi mızrak ucu şeklindeki kubbesi ile gökyüzüne saplanmış olsun.

Bir dağ köyüne bakıyorsunuz.

Açıyı genişletmek için bir adım geri çekilin lütfen ve köyün bir dağın eteklerine kurulmuş olduğunu fark edin. Zirveye yakın sarp kayalara doğru sık orman sonra boz gri taşlık bir alan ve en nihayetinde; bir tepenin üzerinde Ahit Sandığı’nı anımsatan dikdörtgenler prizması şeklinde kocaman yekpare bir kaya. Fransa’da Mont Aiguille Dağı’nı gördünüz.


Jean Giono, yapıtının daha ilk paragraflarında bir kayın ağacı tasviri yaparak bizi mekâna davet ediyor.

Orada öyle bir kayın ağacı var ki, eminim başka hiçbir yerde daha güzeli yoktur; o, kayın ağaçlarının Kitaracı Apollon’u. Mümkün değil dünyanın hiçbir yerinde, derisi daha pürüzsüz, rengi daha güzel, duruşu daha muntazam, gövdesi daha orantılı, daha soylu, daha zarif ve sonsuz gençlikte daha da başka bir kayın ağacı asla var olmamıştır.” (s. 7)

Köyün, olaylara tanıklık etmiş bir sakininin ağzından anlatılan hikâye, iki tema üzerinden değerlendirilebilir: Cinayet ve İntihar.

İlk temayı işlerken Giono, etkili bir kara kış tarifi ile bizi atmosfere sokuyor. Soğuk ve kar, bu küçük dağ köyünü de bizi de esir alıyor ve gözün gözü görmediği bir kar fırtınasında köyden genç bir kız, Marie Chazottes kayboluyor.

Köylüler, kışı takip eden ilkbahar ve yaz boyunca aradıkları Marie’den umudu kesiyorlar ki, yumuşayan havaya rağmen Giono atmosferden çıkmamıza izin vermiyor ve sonbaharı getiriveriyor.


“Sonbaharın nerede başladığını bildiğinizi farz ediyorum? Sonbahar M 312 işaretli ağaçtan tam tamına 235 adım sonra başlar; adımları saydım” (Sayfa29)

(…)

“Porselen bir kâsenin çevresi gibi, dirsek yapan kayaların etrafında dolaşan bu izleri takip etmek, ormanın en yüksek düzlüğüne ulaşmak; belki iki yüz ağaç arasından kuzey kanatta, en azından üzerinde M 312 damgası olan bir dişbudak ağacını bulmak… Orada, hemen karşısında, iki yüz otuz beş adım ötede, kâsenin tam o eğimli çeperine dikili başka bir dişbudak ağacı. İşte sonbahar tam o noktada başlıyor.” (Sayfa 30)


Köyden ilk kayboluşu takip eden 1844 kışı geldiğinde bir kişi daha sırra kadem basıyor. Artık iyice endişelenen köylüler, Kraliyet Kolluk Kuvvetleri’ne haber veriyorlar. Böylece Yüzbaşı Langlois komutasındaki bir jandarma birliği köye geliyor.


Tema, cinayet olunca katili düşünüyoruz. Adı dışında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz Mösyö V., gerçekte kimdir, cinayetleri neden işlemektedir bilmiyoruz. Anlatıcı, onun hislerine yer vermez, ruh halinden bahsetmez, fiziksel özelliklerini bile kimse hatırlamaz, bilmez. Mösyö V. hakkında bilinen tek şey öldürme eylemidir.

1843 yılındaki Mösyö V.’nin nasıl bir tip olduğunu bir türlü öğrenemedim. Uzun muydu, kısa mıydı açıkçası kimse söylemedi.” (Sayfa 10)

“Nezaketen diyordu Sazeret, o hep bir hasta, bir deli olarak görüldü. Olayların üzerini örtmek için yoğun çaba sarf edildi. Bir gecede yol kesen eşkıyaya dönüşmeyeceklerini bilecek kadar kendilerinden eminlerdi, fakat kimse eninde sonunda bir gün aşırı delice bir şey yapmayacağından o kadar da emin değildi. Bu konularda hiç bahsetmemek, dikkatleri bu konuya çekmemek en doğrusu.” (Sayfa 11)


Kitabın arka kapağında Balise Pascal’ın bir sözüne yer verilmiş. “Eğer bir kral duygusal tatminden azade, ruhu okşanmadan, arkadaşları olmadan, boş zamanlarında sadece kendini düşünmesi için yalnız bırakılırsa, işte o zaman eğlencesiz bir kralın zavallı bir adam olduğu görülür.”

Mösyö V., gerçekten “eğlencesiz bir kral”; bir zavallı mıydı yoksa sadece “bir deli” mi? Giono, bunu tartışmayı okura bırakıyor.

Katil yakalandıktan sonra, belki de asıl “eğlencesiz kral”ın kim olduğunu tartışmaya devam edelim diye anlatıcı, odağını Yüzbaşı Langlois’e çeviriyor. Yüzbaşının değişimine tanık oluyoruz.


Köyden bir türlü ayrılamayışı bizi düşündürüyor. Neden hâlâ buradadır? Amaçsızlığı, kendi hayatına duyduğu doyumsuzluğu kulaklarımıza fısıldar: Kiliseye yapılan anlamsız ziyaretler, Madam Tim ve Sosis ile olan dostluğu, kendine umarsızca bir eş arayışı… Hiçbiri onu tatmin etmez, hayata bağlamaya yetmez, köye dadanan bir kurt sürüsünü yok etmek için düzenlediği o sürek avına kadar.


Sonradan olacakları yaşamamızın bir sebebi var mıydı?” diye sorar anlatıcı; “alışkanlık ortadan kalktığında neye tutunur insan?” diye de ekler. “Dünyayı ilerletmek. Sanıldığından daha zordur. Bu gidişat, eninde sonunda, beklenmedik sürprizlere gebedir,” diyerek merakımızı taze tutar. (Sayfa 98-99-106)


Langlois’nin “duygusal tatminden azade, ruhu okşanmadan” geçirdiği, içindeki boşluğu bir türlü dolduramadığı, varoluşuna anlam katamadığı anların doruk noktası ise peşine düştüğü kurdu acımasızca öldürdüğü an olur. Langlois artık, soğukkanlı bir katile dönüşmüş “eğlencesiz bir kral”dır.


Langlois ilerliyor; kurt ayaklarının üzerine dikiliyor, karşı karşıyalar, aralarında beş adım var. Rahat! Kurt, köpeğin yerdeki kanını izliyor. O da bizim kadar uykulu gözüküyor. Langlois karnına iki el ateş ediyor, iki elle, aynı anda. Yani demek ki bunca şey; ani ölümü getirenle karşılayan arasındaki o sözsüz, sessiz, gizli kapaklı anlaşma sonrasında, Langlois’nin bir kez daha şeytanca sıkacağı o iki el tabanca atışı içindi!” (Sayfa 114)


Langlois bu kurşun atışında mı hayatına son vermeye karar vermişti? Öyle ise bile son bir çırpınışla hayata tutunmaya çalışıyor; genç bir hanımla evleniyor. Ne çare ki “yalnız insan merdivendir hiçbir yere ulaşmayan” (Louis Aragon, Yalnız İnsan).


Sartre, “tüm varoluşun başlangıcı insandır. İnsan kendi ile yüzleştiğinde dünyadaki varlık hissi insanın içini kaplar ve daha sonra birey bu olgunun içinde kendini tanımlar,” der. Yüzbaşı, tüm çabasına rağmen varoluşu karşısında anlamsız, adeta absürt bir dünyadan başka bir şey bulamaz. İçini kaplayacak olan varlık hissini giderek yitirir ve yaşamına son verir.

“… Her zamanki gibi puro kutusunu açmış ve içmek için dışarı çıkmıştı.

Ama işte o akşam puro içmiyordu, içtiği bir dinamit fişeğiydi. Delphine ve Sosis’in her zamanki gibi seyrettiği o küçük köz, arabanın o küçük feneri, bu sefer fitilin ucunda çıtırdayan kızıllıktı.

Ve bahçenin en ucunda, geceyi bir saniyeliğine aydınlatan altın tozları büyük bir görkemle etrafa saçıldı. Langlois’nin kafası en nihayetinde evren boyutlarına erişiyordu…

Kim demiş eğlencesiz bir kral zavallı bir adamdır, diye.” (Sayfa 192)


EĞLENCESİZ BİR KRAL

Jean Giono

Everest Yayınları, 2023

Çeviri: Burçak Targaç

192 s.

-gamma.jpg
bottom of page