top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Anlamakla sevmek arasında uzun ince bir yol hikâyesi

Şule Tüzül, Irmak Zileli'nin Eşik adlı ilk romanı üzerine yazdı: "2012 Yunus Nadi Roman Ödülü'ne layık görülen Eşik, büyürken anne ve baba arasında, toplum ve aile arasında, politikayla yaşam arasında, her türlü çatışmanın arasında kalan çocukların hikâyesi."



Büyüme hikâyelerinin hepsi hem birbirine benziyor hem de her biri biricik. İnsanı neyin nasıl inşa ettiğini okuyoruz çünkü bu hikâyelerde. Edebiyatın en çok işlenen konularından biri. Okurlar olarak da çok seviyoruz bu hikâyeleri; onlarca, yüzlercesini okuyoruz, yine de her seferinde kendimizden yeni bir parça ile karşılaşmanın heyecanını yaşıyoruz. Bir çocuğun dünyası, bir çocuğun gözünden yorumlanan hayat daha çekici, daha etkileyici. Daha saf, daha sahici. Diğer yandan bir yazar için en zoru olsa gerek büyüme hikâyesi yazmak. Sonuçta her edebiyat eseri bir yarayı anlatıyor. Çocukluğun ve büyüme sürecinin yaralarını tekrar açmak... O yaralarla, o yaraların ne kadar iyileştiğiyle, ne kadar kapanabildiğiyle bugünün dünyasından yüzleşmek... 


Irmak Zileli'nin Eşik adlı ilk romanı bir büyüme hikâyesi. İlk olarak 2011 yılında okurla buluşan roman bugün Everest Yayınları tarafından yayınlanıyor. Usta işi bir ilk roman. Irmak Zileli romanın ilk halini yazıp bitirmiş. Ve beğenmemiş. Oturup tekrar yazmış. Bu romana kadar nehir söyleşi kitaplarına, çok sayıda deneme ve eleştiri yazısına imza atmış, dergi yöneticiliğinden editörlüğe yayın dünyasının içinde biri olarak usta işi bir ilk romana imza atması şaşırtıcı değil. Aynı zamanda cesur bir imza bu; Eşik otobiyografik özellikler taşıyan bir roman ve romanın karakterleri Türkiye siyasi tarihinin tanınan isimleri. Dolayısıyla, farklı bakış açıları ve yorumlarla bir edebiyat eseri olmanın dışına çıkma riskine açık bir roman, Eşik. İyi bir edebiyat eseri olduğunu geçen yıllarla kanıtlamış, tüm riskleri ve zorlukları aşıp bugüne gelmiş, Irmak Zileli'nin halen çok okunan ve sevilen romanlarından biri. 


Ana kahramanımız Eylül. Roman Eylül'ün anne ve babasının tanışmadan önceki hikâyeleri, tanışmaları, Eylül doğana kadar olan beraberliklerinde yaşananları anlatarak başlıyor. Eylül'ün doğumu ile Eylül'ün hikâyesi üzerinden yol almaya başlıyoruz. Eylül'ün büyüme hikâyesi romanın ana izleği, ancak Türkiye siyasi ve toplumsal tarihi bu izleğe yoğun biçimde eşlik ediyor. Yazar, hikâyenin 12 Eylül döneminde yaşandığını, şehir ve mekân isimlerini doğrudan belirtmese de hem anlatılanlardan hem de romanın otobiyografik özellikler taşıması nedeniyle anlatılanlar bu ülkenin insanlarına tanıdık. Benzer biçimde, yazarın roman boyunca kullanacağı birçok teknik tercih iyi bir edebiyat eseri ortaya çıkarmaktaki titizliğinin göstergeleri. Bir yanıyla 12 Eylül dönemini anlatan bir roman bu, evet ama aynı zamanda zamansız ve evrensel bir romana imza atıyor Irmak Zileli. 


Roman, üçüncü tekil anlatıcı tarafından anlatılıyor. Irmak Zileli bu anlatıcıya serbest dolaylı anlatıcı diyor. Bu anlatıcı romanın başında Eylül'ün anne ve babasının, romanın önemli karakterlerinden dayısının yaşadıklarının yanı sıra onların iç seslerini de aktarıyor okura. Romanın kırılma anlarından biri olan Eylül'ün on birinci yaş gününden itibaren anlatıcı sık sık Eylül'ün iç sesi oluyor, artık sadece onun sesi, onun gözünden anlatmaya başlıyor her şeyi. Böylece birey olma yolunda oldukça zorlu yollar kateden bir kız çocuğun algısı ile bakıyoruz yaşananlara. Anlatıma ivme kazandıran ve güçlendiren özelliklerden biri bu. Bu tercih ile anlatıcı Eylül'ün iç sesini okura ulaştırırken, onun çıkmazlarını, duygusal çaresizliğini açıklamak için değil, son derece sahici bir biçimde yaşananlar karşısında bir çocuk ne düşünür ve içinden ne tür tepkiler verirse onları aktarıyor. Eylül'ün iç sesinin güçlü bir mizah özelliği de var, bu da birçok yerde okura nefes alacağı alanlar sağlıyor. Yaşananlar öyle iyi hikâyeleştiriliyor ki Eylül'ün hissettikleriyle roman boyunca özdeşlik kurabiliyoruz, ayrıca romanın anne, baba, aile, toplum, devlet ve siyaset eleştirisi de Eylül'ün yaşadıkları aracılığıyla okura aktarılabiliyor. 


Bazı kitaplar altını çizdiğimiz çok sayıda cümle olması nedeniyle kalbimizi kazanır, bazıları ise altını çizecek bir cümle bile olmaması nedeniyle. Eşik ikinci gruptan. Dil ve anlatım sade. Cümleler hikâyenin ritmine uygun bir paralellikte birbirini takip ediyor. Mekânsal ve zamansal geçişleri belirtmek amacıyla paragraflar arasında bir boşluk, bazı yerlerde üç yıldız kullanılsa da romanda bölümlendirme yok. Irmak Zileli, yazarın değil metnin öne çıkmasını önemseyen yazarlardan biri. Bu tür teknik tercihler de bu amaca hizmet ediyor. 


2012 Yunus Nadi Roman Ödülü'ne layık görülen Eşik, dünyadaki tüm çocukların ortak büyüme hikâyesi. Büyürken çekilen sancıların ortak hikâyesi. Anne ve baba arasında, toplum ve aile arasında, politikayla yaşam arasında, her türlü çatışmanın arasında kalan çocukların hikâyesi. Romanın karakterleri Türkiye siyasi tarihinin tanınmış figürleri olabilir, ancak romanda ilerledikçe anne ve baba dünyanın bütün anne babalarına, devlet ve toplum dünyanın her yerindeki devletlere ve toplumlara benziyor. İnsan her yerde insan... Bu da anlatımın gücünü gösteren özelliklerden biri. 


Eşik'i bu kadar iyi bir roman yapan ana ögeler ise romanın kendine has dili, sesi, ruhu, zamanı ve bunlarla sıkı ilişki içinde olan ritmi ve müziği. 


Roman boyunca aile, toplum, kadere dönüşen coğrafya ve siyaset tarafından şekillendirilmeye çalışılırken kendini bulmaya ve var etmeye çabalayan bir kız çocuğunun sesini duyuyoruz. Büyümenin ne kadar sancılı bir yolculuk olduğunu deneyimleyen bir kız çocuğunun sesi. Roman ilerledikçe daha güçlü çıkan bir ses bu.  


İyi yazarlar bazen ruhu eksik eserler yazabilirler. Yazar okuyan her okur, yani bir yazarın peşine düşüp tüm eserlerini takip eden okur, bunun örneklerine rastlamıştır. İyi yazmanın tüm kurallarına uyan bir eser, gerçek yaşamla bağ kurmakta, sahici olmakta eksik kalabilir. Irmak Zileli ilk romanı Eşik'te tüm edebi birikimini aktarmış olmalı, güçlü bir eseri var eden yazım tercihlerini titizlikle uyguladığını görüyoruz. Ama aynı zamanda hikâyenin yaşamla bağını olması gereken kıvamda sağlamış, romanın ruhunu korumuş. Bir ilk roman olarak Eşik'in beni çok etkileyen yanlarından biri de bu oldu. 


Zileli'nin başarıyla aktardığı başka bir mesele de kişilere ve olaylara eşit mesafede durabilmesi ve kimseyi yargılamadan yaşananları anlatabilmesi. Yazarlar ilk kitaplarında, hele de otobiyografik bir metin yazıyorlarsa, çektikleri acıların bedelini birilerine ödetebilecekleri bir alan buldukları yanılsamasına düşebiliyorlar maalesef, bu da ortaya çıkan eseri edebiyatın çok uzağında bırakabiliyor. Zileli Eşik'te en çok bu konuda titizlik göstermiş sanırım. Eylül, en zorda kaldığı, en acı çektiği zamanlarda bile karşısındakini ve kendini anlamaya çabalıyor, ki bu da Eylül için çok daha zorlu bir süreç. Ama işte böyle olduğu için birey olabilme, insan olabilme yolculuğunda ilk ve belki de en önemli eşiği deneyimliyor ve aşabiliyor. Birini anlamaya çalışmak... Her ne yaparsa yapsın anlamaya çalışmak. Ayfer Tunç'un Kuru Kız adlı romanında geçen Anlayınca insan bütün dünyayı sevebiliyor,” cümlesini çok severim. Edebiyatın sırrı bu cümlede gizli bence. Eşik, bu cümleyi anlatabilen iyi romanlardan biri bence. 


Eşik, çok özel ve anlamı derin bir kelime. İnsan, eşiklerden geçe geçe insan oluyor. Ölüm son eşiğimiz. Geçtiğimiz her eşik çok önemli, ama ilkinin ayrı bir yeri var. Eylül'ün Eylül olma yolunda geçtiği ilk eşiğe, ilk aydınlanmasına tanık oluyoruz bu romanda. Hem ne kadar tanıdık ne kadar benziyor her birimize, hem de ne kadar biricik...

Yorumlar


bottom of page