Ara

Kadının benliği ve hiçliği arasında: Cüce

Demet Eker

Toplumsal cinsiyet olgusu, kadın ve erkeğe sosyal anlamda biçilen rol ve sorumluluklardan gelmektedir. Biçilen rol ve sorumluluklar nedeniyle kadının bazı eşitsizliklerle karşılaştığı hemen herkes tarafından kabul edilecektir. Bu eşitsizlik toplumlara, yaşanılan çağa, eğitim durumuna göre azalıp çoğalsa da dünyanın hemen her yerinde karşılaşılabilecek bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.


Sanat ürünleri toplumlardan bağımsız düşünülemeyeceği için insanı ilgilendiren her sorun sanatın konusu haline gelmektedir. Edebiyatta da pek çok eserde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin nedenleri, sonuçları ve tarihsel süreciyle ilgili konular işlenir.


1950 sonrası edebiyatımızda ataerkil toplum düzenini eleştirerek kadın sorunları hakkında eleştirel yaklaşımla ürünler veren yazarlardan biri de Leyla Erbil’dir. Sadece yaşadığı ve tanık olduğu çağın sorunlarını değil kültürel miras olarak aktarılan eril bakış açısının sonuçlarını çoğu eserinde irdelemiştir. Bunu kendine has bir dil çözümlemesi ve dil yapısıyla ortaya koyan Leyla Erbil, kadın bir yazar olarak mevcut düzenin toplumsal cinsiyet eşitsizliğine neden olan edimlerini yapıtlarında eleştirmiştir. Yazar olarak kadının edebiyat yapıtlarında işleniş ve ele alınış biçimiyle ilgili cinsel kabullenişlere karşı durmuş, kadını ikinci cins haline getirdiğini ve eşitliği engellediğini düşündüğü romantik yaklaşımları reddetmiştir. Eserlerinde kahramanların kadınlardan seçilmiş olması ve yazarın düşüncelerini dile getirmesi de elbette tesadüf değildir. “Tuhaf Bir Kadın”la başlayıp “Karanlığın Günü” ve “Mektup Aşkları”yla devam eden eleştirel tutum “Cüce” romanında bu kez kadın-erkek ayrımının tarihsel ve atalardan kalan yargılarına eleştiri biçiminde kendini gösterir. Koca bir insalık tarihinin erkekleri kılıç boyundaki erkeklik organlarıyla gözü dönük cücemsi yaratıklar olarak tasvir edilir:


“…Kendisi karakalemle, bodur şövalyeler, kılıç ve kılıç boyunda erkeklik organı desenleriyle kenar süsleri de çiziktirmişti bazı sayfalara. Hangi savaştan söz ettiği hiç anlaşılmıyordu.” (s. XV)



Cüce’de başkişinin, Leyla Erbil’in komşusu olarak kurguladığı aykırı kadın Zenime, yazarın feminist sözcüsü olduğunu söyleyebiliriz. Romanın hemen başındaki karanlık oda fotoğrafçısına yapılan değinme romandaki erkek eleştirisinin habercisidir. (s.3) Erkek egemen düzenin ve dünya üzerindeki iktidar mücadelesinin dünyayı getirdiği noktanın, her gün gazete ya da televizyon haberlerine yansımasının da yazarın eleştirilerinden biri olarak alt metin biçiminde verildiği de açıkça görülür. (s.29)


Cüce”deki en önemli vurguların başında “ben” sözcüğünün dil bilimsel olarak farklı kültürlerdeki fonetik göstergesinin kadınlığa işaret etmesi gelmektedir.


“…İngilizcede I am, Zimmer’de ama-mayaya diye geçen, Hinduca’da ah-am, Asya’da es-em, Mısırca’da t-ama (kitap), Vedalar’da aum, Kur’an’da en’am olan, insanı doğuran, tüm harflerin hecelerin sözcüklerin içinde barındığı ilk canlı nesneyi kitaba çaviren Ben’i; T’ama, Amen, amentü… “M” ile titreşen saf sesini doğanın…” (s.6)



Yazar bu bilgiyle okuyucuyu “ben”lik ve “hiç”lik arasında kuracağı bağlantıya hazırlamaktadır aslında. Hiçbir yere ait olamamayı kadın olmakla birleştirmek hiç de aykırı bir yorum olmayacaktır. Çünkü tarih boyunca insan neslinin devamını sağlayan kadın, diğer “aitsiz kimlik”ler gibi bir hiç kabulünden öteye gidememiştir.


Cüce”yi her açıdan bir başkaldırı romanı olarak nitelendirebiliriz. Leyla Erbil’in, eril dili hem anlamsal hem yapısal bakımdan kırdığını ve yeniden, kendine has bir dil düzeni kurduğunu görürüz. Geleneksel dil yapısını reddedip yeni bir dil kurgulamıştır bu romanında. Romanın baştan sona devrik ve uzun cümlelerle örüldüğü okuyan herkesin dikkatini çekecektir. Söz konusu unsur, eserin okunuşunu da kendince belirlemektedir. Sözcüklerdeki harflerin kullanımı, cümlelerdeki devriklik ve uzunluk dikkat çekicidir. Kısacası oyun kurucu yazardır ve sonuna kadar bunu bize hissettirir:


“… ne işin var elin gastesinde bir günlüğüne bağrı yanık kara bahtlı ve hodgâm karilerine görünmekle altın dişleri hiç kesmeyen gerçeği; seni görseler ne olacaq görmeseler ne olacaq, kimler unutuşun obur toprağıyla göğün mürekkep rengini tutuşturacaq zaten insanoğlu ha yok ha var uy havar…”(s.17)



Geleneksel olarak kadın-erkek eşitsizliğinin temelinde bulunan düşüncelerin erkeğin sahip olduğu fiziksel güce dayandığını göz önünde bulundurduğumuzda romanda Zenime’nin komşusu Hatçabla’nın -evin her işini görmesine rağmen- yediği dayaklar ve durumu kabullenişi ve kocasından vazgeçmemesi kadının fiziksel olarak erkekten daha zayıf kabul edildiğinin yazar tarafından ortaya konmuş bir eleştirisidir. Hatçabla toplum tarafından onaylanan kadının simgesidir. Dayak yiyen ama çekip gidemeyen muteber kadındır, başına gelenleri tevekkül içinde onaylar çünkü erkeği olmadan bir hiçtir:


“Hatçablacığım dedim, dövüyor bu adam seni, öldürecek bir gün dayaktan, bırak gel açalım bir dava ona, kalırsın benimle, geçinir gideriz ha? Edemem onsuz! dedi, ben onun sıcağına alışığım, sen bilmezsin!” (s.45)


Romandaki erkeklerin cüce olması da tesadüf değildir tabii ki. Erkek egemen dünyadaki erkek gücünün, romanın kurmaca dünyasında zayıf görsel karakterle anlatılmıştır. Bu, yine yazarının zeki oyunundan başka bir şey değildir. Fakat romanın sonunda Zenime ve Cüce birlikte olduktan sonra:


“Çözer çözmez gördüm adamın boylu boslu biri olduğunu…” (s.82) diye devam etmesi ve aykırı bir karakter olan Zenime’nin Cüce’yle sevişmesi toplumsal değer yargılarının her düşünceye galip geldiğinin kabulünün göstergesidir. Sevişmeden sonra Cüce’nin “-Bağışla beni kalamam, karım bekliyor evde! Beş çayını her vakit onunla içeriz.” (s.86) demesiyle erkek egemen toplumun riyakâr gerçekleri galip gelmiş, Zenime büyük bir hayal kırıklığı ve yenilgi yaşayarak kendi dünyasına çekilmiştir.



Leyla Erbil’in kadın söylemine ilişkin fikirlerini ortaya koyan, katmanlı yapısı ve kurgusuyla dikkat çeken romanlarından biri olan Cüce’nin, feminist bakış açısını kör göze parmak biçiminde vermemesi ve okuyucuyu sürekli uyanık tutan yapısıyla edebiyatımızın kült romanlarından olduğu ortadadır.