Toprağın Hatırlattıkları: Kayıp Güneşin Çocukları
- Litera

- 3 dakika önce
- 3 dakikada okunur
Demet Eker, Şebnem Balevi’nin romanı, Kayıp Güneşin Çocukları üzerine yazdı: "Roman, çocuk okurlara yalnızca doğayı sevdirmekle kalmaz, onu savunmanın bedelleri olabileceğini de sezdirir."

Şebnem Balevi’nin 2025’te Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Kayıp Güneşin Çocukları adlı romanı, çocuk edebiyatı içinde distopya geleneğini, çevre, hafıza ve kuşaklar arası sorumluluk kavramlarıyla birleştiren çok katmanlı bir anlatı sunuyor. Roman, üretimin yasaklandığı, toprağın ve doğal gıdanın yaşamdan sistematik biçimde dışlandığı bir dünyada geçiyor. Daha ilk sayfalarda karşımıza çıkan Kıtır Yasası, insanın doğayla kurduğu ilişkinin köklü biçimde kopuşunu simgeliyor ve toprağın ekilmesinin, hayvan beslemenin ve hatta yemekle ilgili kitapların dahi yasaklanması, çocuk okurun kolaylıkla kavrayabileceği sert ama düşündürücü bir çerçeve oluşturuyor.
“Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir durumda toprak ekilip biçilmeyecek,
Meyve ve yemiş ağaçları toplanarak Kıtır Fabrikalarına taşınacak, bütün tarlalar fabrika arazisi içinde kurulacak.”
Devin’in dedesinin sandığında saklanan kitaplar ve fotoğraflar, anlatının hafıza katmanını kurar. Ormanlar, buğday tarlaları ve meyve ağaçlarıyla dolu fotoğraflar, geçmişin idealize edilmiş bir nostaljisi olmaktan ziyade bugünün eksikliğiyle yüzleşmenin aracı hâline gelir. Bu yönüyle metin, çocuk okuru pasif bir alıcı konumuna yerleştirmez aksine karşılaştırma yapmaya, neden–sonuç ilişkisi kurmaya teşvik eder. Görsel hafıza, çocuk okur için soyut çevre sorunlarını somutlaştıran güçlü bir anlatım aracına dönüşür.
“Ormanlar, gelincik bahçeleri, buğday tarlaları vardı. Ağaç dallarında elmalar, erikler, kirazlar görünüyordu.”
Bu görüntüler, çocuk okur için somut bir karşılaştırma alanı açar, geçmiş ile şimdi arasındaki fark söze gerek kalmadan hissedilir. Bu noktada roman, klasik çocuk distopyalarından ayrılarak kıyamet sonrası bir yıkımdan çok alışılmış bir kötülüğü anlatır. Mir Dede’nin sözleriyle ifade edilen “İnsanlar buna alıştı” cümlesi, metnin ideolojik merkezlerinden biridir. Alışma hâli, çocuk edebiyatında nadiren bu kadar doğrudan ele alınan bir tehlike olarak karşımıza çıkar. Roman, çocuk okura yalnızca “Ne oldu?” sorusu yerine “Neden ses çıkarılmadı?” sorusunu da sordurur.
Romanın çocuk kahramanları Devin, Yağmur ve Tuna, yalnızca maceranın taşıyıcıları değildir. Aynı zamanda itirazın ve sorgulamanın sesidir. Yetişkinlerin kabullendiği, hatta koruduğu düzen karşısında çocukların rahatsızlık duyması, çocuk edebiyatında sıkça rastlanan “bilge çocuk” geleneğini çağrıştırır. Ancak Balevi’nin metninde bu bilgelik romantikleştirilmez; korku, kafa karışıklığı ve öfkeyle iç içe ilerler. Yağmur’un dile getirdiği “kendi çocukları için yapabilecekleri bir şey yoktu” düşüncesi, yetişkinlerin çaresizliğini açığa çıkarırken çocuklara daha ağır bir sorumluluk mirası bırakıldığını da ima eder.
“Kavrulan gökyüzü, iklim değişikliği, açlık, kuraklık, kıtlık… Daha da kötüsü kendi çocukları için yapabilecekleri bir şey yoktu.”
Mir Dede karakteri, romanın etik ve felsefi merkezini oluşturur. Onun gizli bahçesi yalnızca yasak bir üretim alanından farklı olarak bilginin ve emeğin korunabileceğine dair bir inançtır. Yeraltı serası, hem doğaya dönüş umudunu hem de bu umudun bedelini taşır. Dedenin torununa çileği yedirmemesi, çocuk edebiyatında alışılmış “koruyucu yetişkin” figürünü problematize eder. Burada yetişkin, çocuğu hem koruyan hem de ondan bir şeyi esirgeyen çelişkili bir konumdadır. Bu çelişki, romanın didaktik bir çözüme kaçmasını engeller ve metni etik açıdan daha güçlü kılar. Mir Dede’nin torununa bıraktığı mektuptaki satırlar, kitabın temel duygusunu taşır:
“Tohumların çok kıymetli olduğunu unutma. Onlarla çok şey başaracağız.”
Kayıp Güneşin Çocukları, 9-12 yaş grubunun düşünsel kapasitesini küçümsemeyen bir anlatı sunar. Metin, çevre felaketini soru üretmeye açık bir problem alanı olarak ele alır. Devin’in “Neden şimdi aynısı yapılamıyor?” sorusu, çocuk edebiyatında nadiren bu denli yalın ve derin bir sorgulama gücü taşıyor ve bu anlamda roman, cevap vermekten çok düşünmeye alan açıyor. Devin’in dedesine yönelttiği masum ama derin soru bunun en çarpıcı örneklerinden biridir:
“Ne kadar çok şey yapabiliyormuş insanlar. Neden şimdi aynısı yapılamıyor?”
Roman, çocuklara umutlu bir çıkış yolu gösterir. Toprağın yeniden ekileceği, üretimin geri döneceği inancı metnin sonunda açıkça dile getirilir:
“O yüzden yeryüzünde bir gün tekrar üretim yapılacak, tarlalar ekilecek, inekler süt verecek. Ben buna inanıyorum.”
Romanda eğitim, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkar; bireyi normalleştiren, makbul yurttaş kalıbına sokan bir aygıta dönüşür. Direniş tam da bu noktada başlar. Çünkü bu cümle, sistemin kendi başarısızlığını bireyin suçu gibi sunar. Sorun düzenin içinde yeterince eğitilememiş(!) olanlardır. Böylece itaat etmeyen herkes, potansiyel bir suçluya dönüştürülür.
“Fikri Kıtır yemek masasına elini vurunca, tombul gövdesi elektrik çarpmış gibi dalgalanan adam, sandalyesinde hazır ol vaziyeti alıverdi.
-Demek ki, eğitim ve hizaya getirme kurumlarımız yeterince çalışmıyor. Bazıları yedikleri yemeği hak etmiyor yani!”
Kendi çeteleri için isim arayışlarında gergedan sembolünü seçmeleri hiç kuşkusuz direniş ve gergedan bağlantısının özünü vermektedir. Bunun yanında düzenin değişimiyle ilgili başkalaşımın da gergedanla ifade edildiğini söyleyebiliriz.
“Yağmur hiç düşünmeden, ‘Yeşil Gergedanlar, nasıl?’ diye sordu. İki hafta önce, coğrafya dersinde, Güney Amerika’da yaşayan ve dünya üzerinde nesli tükenen gergedanları anlatmıştı öğretmenleri.”
Son bölümde dile getirilen “bir gün yeniden üretim yapılacağı” inancı, kolaycı bir mutlu son olmaktan ziyade etik bir sorumluluk çağrısıdır. Umut, metinde emekle ve riskle kazanılacak bir olasılık olarak sunulur. Bu yönüyle Kayıp Güneşin Çocukları, çocuk okurlara yalnızca doğayı sevdirmekle kalmaz, onu savunmanın bedelleri olabileceğini de sezdirir.
Sonuç olarak Şebnem Balevi’nin romanı, çocuk edebiyatında distopya türünü çevresel bellek, kuşaklar arası aktarım ve etik sorumluluk kavramlarıyla derinleştiriyor. Kayıp Güneşin Çocukları, kaybolan bir güneşten çok yeniden hatırlanması gereken bir dünya üzerine düşünmeye çağıran güçlü ve kalıcı bir metin olarak öne çıkıyor.









































Yorumlar