• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Sokrates’ten Yapay Zekâya Öz Farkındalık

Peyman Ünalsın Gökhan yazdı: "Stephen M. Fleming’in, Nida Fetullahoğlu’nun çevirisiyle dilimize kazandırdığı KENDİNİ BİLMEK - Öz Farkındalık Bilimi isimli kitabı, öz farkındalığın ne olduğunu, nasıl edinilebileceğini, insan ilişkilerinde gerekli karşındakini anlama yetisini nasıl kazanabileceğimizi neden, sonuç bağlamında aktarıyor."


Pandeminin boğazımıza sarıldığı en bunaltıcı dönemde çok değerli Prof. Dr. Mahir Vardar ağabeyimizi son yolculuğuna uğurladık. Yaklaşık kırk yıldır vücudunda taşıdığı kanser hastalığına yenilmişti. Gençliğinde yakalandığı hastalığı, savaşçı ruhuyla uzun yıllar köşesine sindirmişti. Yedi, sekiz yıl önce kanser yeniden aileye sokuldu. Önce eşini elinden aldı. Yılmadı Mahir Ağabey. Girdiği manyetik rezonans (MR) kontrollerinde sağlık çalışanlarını beyninin çalışma gücüyle şaşırttı.

Bu kıymetli bilim insanı sadece MR’dayken değil, gerek eşinin gerekse kendi hastalığının tüm aşamalarında beynini, eşinin hastalığını, kendi vücudunu, kalbini, tedavilerini düşünmeye yöneltmiş, hastalığa karşı mücadele yöntemleri geliştirmiş, bu süreci takip eden tüm doktorlarla paylaşım içerisinde olmuş ve böylelikle de beklenenden daha uzun direnmişti. Doktorların tavsiyelerini göz ardı etmeden kendi bedeni ile ilgili en doğru kararları almış ve uygulamıştı.

Bizler tüm olanları, onun yaşama sevgisini, hayata sımsıkı tutunuşunu, gücünü izliyor ve takdir ediyorduk. Dışardan gördüğümüz hastalığa karşı dirayetli, mücadeleci ve son derece akıllı bir insandı. Evet, evet sıralayabileceğimiz sıfatların en önünde bunlar geliyordu. Davranışlarını analiz edip, profesyonel bir tanımlama yapmamız mümkün değildi. Nihayetinde, bir bilim insanı aklıyla karşı karşıyaydık.

Ta ki ben, sinirbilimci Stephen M. Fleming’in, Nida Fetullahoğlu’nun çevirisi ile Timaş Yayınları’ndan çıkan KENDİNİ BİLMEK - Öz Farkındalık Bilimi isimli kitabını okuyuncaya kadar.

Kitabı okuduğumda direkt aklıma değerli Prof. Dr. Mahir Vardar’ın gelmesi, onun kişiliği, yaşam tercihleri, öğretileri, kararları ve tüm bunları yaparken sahip olduğu öz farkındalığı ile hızlı ve doğru adımlar atması, Fleming’in anlattıklarının sağlaması oldu.


Öz Farkındalığa Adım Adım…

Stephen M. Fleming, University College London, Wellcome İnsan Sinirgörüntüleme Merkezi’nde üstbiliş araştırmalarından sorumlu araştırmacı ve deneysel psikoloji anabilim dalında Wellcome Trust/Royal Society Sir Henry Dale bilim kurulu üyesi. Üstbiliş üzerine ilk kapsamlı derginin ilk cildinin editörü ve yaklaşık elli önemli akademik makalenin yazarı. Londra’da yaşayan Fleming’in araştırmaları The Independent, BBC, The Huffington Post, The Daily Mail, BuzzFeed, New Scientist ve Scientific American’da yer almış.


Sokrates’in, insanlar üzerinde yaptığı gözlemlerinin neticesinde söylediği, “Sadece bilge ya da ölçülü bir adam kendini bilir ve ne bilip ne bilmediğini ayırt edebilir... Başka hiç kimse bunu yapamaz,” sözlerinin üzerinden iki bin yıldan fazla zaman geçti. Bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle insanlık, beynimizin sırlarını çözmek için, gözlemlerden çok daha somut veriler elde ediyor.


Stephen M. Fleming, sinirbilimde yeni bir dal olan üstbilişsel sinirbilimin insan zihninin düşünsel derinliğine inebildiğini söylüyor. İnovatif laboratuvar testleri ve son model görüntüleme teknolojisi birleştirilerek daha ayrıntıya ulaşılabiliyor.


Fleming, Avrupa’da Aydınlanma Çağı başladığında, öz farkındalığın öznel olduğu ve bilimsel araçlarla araştırılabilecek bir şey olmadığı görüşünün yaygınlığından bahsediyor. Batılı filozoflar öz düşünümü felsefi bir araç olarak kullanıyor. Descartes, hepimizin çok iyi bildiğimiz sözü “Düşünüyorum, öyleyse varım,” a, öz düşünüm yoluyla ulaşıyor.


Beynimiz kapalı kutu içinde karmaşık bir sistemle işleyen makine adeta. Nöron adı verilen milyarlarca bileşenden oluşuyor. Her bir bileşen elektriksel aktivite ile çalışıyor. Hislerimiz, düşüncelerimiz, hayallerimiz, umutlarımız bu hücreler arasındaki aktivitelerden ortaya çıkıyor. Görme, işitme, anıları depolama ve hatırlama bölgeleri arka planda birbiriyle etkileşim halinde. Beynimiz öz düşünüm yaptığında ve o ân fonksiyonel MR’da görüntülendiğinde bu beyin bağlantıları görülebiliyor. Bu bağlantıların hastalanması ya da bir şekilde zarar görmesi öz farkındalık açısından yıkıcı sorunlar yaratabiliyor.


Antik Yunan’dan Nabokov’a Öz Farkındalık

Öz farkındalık tamamen kendimizi tanımakla ilgili. Olaylar karşısında karar almamızı, aldığımız kararların doğruluğunu da kapsıyor. Hatta tanımın içine, davranışlarımızın karşımızdaki insanı nasıl etkilediği de dâhil.


Antik Yunan’da öz farkındalık “kendini bil” cümlesi ile ifade ediliyor ve Delfi Tapınağı’nın girişinde altın harflerle yazılmış olarak karşımıza çıkıyor.


Orta Çağ dini geleneklerinde de Tanrı’nın kendini bildiğini, bizlerin de kendimizi tanımak için zaman harcamamız gerektiğini savunan papaz ve filozof Saint Thomas Aquinas ve rahipleri, sessiz bir şekilde kapanarak saatlerini kendilerini dinlemeye adıyor.


Lao Tzu “Bilmediğini bilmek en yüksek başarıdır, bilemediğin halde bildiğini düşünmek ise bir hastalıktır,” diyerek öz farkındalığı bulmanın en şerefli arayışlardan biri olduğunu söylüyor.


Ve biz edebiyatseverleri yakından ilgilendiren bir diğer saptama da öz farkındalığımız sayesinde diğer insanların zihinleri hakkında düşünebiliyor ve varlıklarını kendimizinkiyle karşılaştırabiliyor olmamızdır ki, bu da edebi romanların anlamını ifade ediyor. Kurgusal bir metinde olay örgüsü içinde yer alan karakterlerle özdeşleşmek başka türlü mümkün olmazdı. Nabokov öz farkındalık için “var olmanın farkındalığının farkında olmak. Bir diğer deyişle sadece ne olduğum değil aynı zamanda bilmediğimi de biliyorsam, işte o zaman insan türüne aitim demektir. Ardından gerisi de gelir; düşünme gücü, şiir, evrene dair bir vizyon,” der.


Yaşamda öz farkındalığın geçersiz olduğu bir alan yok

Evden okula, işyerinden bilgi yarışmalarına, politikadan sosyal çevremize kadar yaşamın her alanında üstbiliş bilincimizden faydalanıyoruz. Beş duyu organımızla işbirliğinde olan beynimiz milisaniyeler içinde işlemeye başlıyor. Öz farkındalığımız sayesinde kararlar alıyor, kararların doğruluğunu sorguluyor, emin oluyor ve eyleme geçiyoruz. Hatta aldığımız ve uyguladığımız kararların yanlış olduğunun bilincine varmamız ve onlardan ders çıkarmamız ya da telafi etmemiz de yine öz farkındalığın edinimi. Önemli olan tüm bu saydıklarımızı yapabilecek öz güvene sahip olmak. Fleming, kendimizi öğrenirken öz güvenin bizi hangi köşeden izlediğini de detaylıca anlatıyor.

Mükemmel işleyen beynimiz, hislerimiz, düşüncelerimizle insanlığımız, yine biz insanların yarattığı Yapay Zekâyla karşı karşıya. Pek çok iş alanında insanın yerini, Fleming’in kısalttığı gibi, YZ dolduruyor ve daha da dolduracak gibi görünüyor. En nihayetinde bir makine ve makinenin güvenilir bir öz farkındalığı olup olamayacağı konusunu da sorgulatıyor Fleming. Uzun uçuş esnasında pilotların otomatik pilota emanet ettikleri uçaklar, arabamızın içinde bir noktadan diğerine giderken sığındığımız GPS, ani değişiklikler karşısında öz farkındalıklarını kullanabilecek düzeyde mi?


Anlaşılır olmak

Fleming, KENDİNİ BİLMEK konusunu işlerken yazın dünyasının psikolojik kitaplar serisine bir yenisini eklemeyi hedeflemiyor. Değindiği konu alt katmanlarında, eğitimin, öğrenmenin, öğretmenin toplumsal çözümlemelerini de sunuyor. Kendini öğren, karşındakinin düşüncelerini oku gibisinden basit yönergeler yapmıyor. Zira konu her gün sosyal medyada gördüğümüz kişisel gelişim içerikli söz dizinlerinden daha önemli. Öncelikle öz farkındalığın ne olduğunu, nasıl edinilebileceğini, insan ilişkilerinde gerekli karşındakini anlama yetisini nasıl kazanabileceğimizi neden, sonuç bağlamında aktarıyor. Okur olarak aramızda psikologlar da olabilir ama kendine değer veren, önemseyen, insan ilişkilerinin anlamını kavramış pek çok kişi de bu kurgu dışı metinden büyük fayda görebilir. İşte bu noktada Fleming’in anlatım dili ve tekniği işimizi oldukça kolaylaştırıyor. Konuyu örneklerle, saptamalarla derinleştiriyor.

Kitabı okur okumaz, ülkemize nice faydaları dokunmuş değerli Prof. Dr. Mahir Vardar ağabeyimizin aklıma gelmesi gibi, Fleming de bizi biz yapan öz farkındalık konusunu felsefe ve edebiyattan alıntılarla örneklendirip konuyu içselleştirmemizi daha cazip kılmış.

Aklımıza gelmeyecek yerde üstbilişimiz devreye giriyor. İlköğretim yıllarımızdan itibaren sık sık karşılaştığımız matematik problemlerini çözerken bile farkında olmadan üstbilişle alış veriş halinde oluyoruz. KENDİNİ BİLMEK farkındalığımızı ortaya çıkarmamıza destek oluyor ya da onu öz farkındalık olarak adlandırmamıza.

Stephen M. Fleming kitabın sonunda yer alan Notlar, Kaynakça sayfaları ile metin içinde verdiği bazı bilgileri, mükemmel beynimizde daha derinleştirmemize yardımcı oluyor. Unutmayalım ki aslında hiç dikkat etmediğimiz bazı somut gerçekler, beynimizin hafıza merkezi hipokampusun deneyim ve kapsamlı pratik sayesinde hacimsel olarak büyüdüğünü kanıtlıyor. Doğu felsefesinin armağanı meditasyonla da üstbiliş ve öz farkındalığımızı güçlendiriyoruz.

Yani tekrar Antik Yunan’a dönersek Sokrates’ten sonra “Henüz Delfi Tapınağı’nın girişinde yazdığı gibi kendimi bilmiyorum, bu yüzden kendimi bilmezken alakasız şeyleri araştırmak bana abes geliyor,” diyen Platon’un sözlerini de kulak ardı etmeyelim.


KENDİNİ BİLMEK – Öz Farkındalık Bilimi

Stephen M. Fleming

Çevirmen: Nida Fetullahoğlu

Timaş Yayınları, 2022

300 s.