Ara

Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Aynur Turan

Rossum’un Evrensel Robotları, yalnızca Robot kavramını dile kazandırdığından değil, biyoteknolojik insanı, laboratuarlarda/gerçek hayatta var olmadan önce insanlığın hayal gücüne yerleştirdiği için de önemli bir eser. Edebiyattaki ilk insan/sı/ımsı yaratık Frankenstein’dan çok sonra, II. Dünya Savaşı yıllarında ilk kez “yapay zekâ” (Alan Mathison Turing) diye adlandırılan icadı işaret etmesi, “kendini gerçekleştiren kehanet” olması bakımından çarpıcı ve hayranlık uyandıran bir öngörü. Kitabın arka kapağından Robot kelimesinin nasıl türetildiğini öğreniyoruz. Çekçe’de zorla çalıştırma”, “angarya”, “esaret”, “rab” kökünden gelen Robot, alegorik bir anlama bürünüyor. Metni okudukça bunu daha da açık görebiliyoruz.



Eser, sanayi devriminin getirdiği teknolojik ilerleme, güçlenen bürokrasi, kapitalist üretim biçimi, savaş ve Ekim devriminin etkileriyle, insanlığın, ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel ve etik problemlerin kıskacında bocaladığı bir zamanda, 1920 yılında yazılmış. Ütopyayı insanın alternatif bir dünya düşü olarak tariflersek RUR’nın, gelecekle ilgili kaygı ve korkuların yoğun olduğu, dengesiz bir dönemin politik atmosferinde yazılmış bir gelecek tasarımı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak ütopyaların çoğunda olduğu gibi ideal bir devlet/sistem hayali yok Karel Çapek’in. Her ne kadar 16. yüzyılda Thomas More’un Ütopya’sındaki gibi bir adada geçiyor olsa da, birlik taşıyan bir toplumu betimlemek için yazmıyor Çapek metnini, yazarın gelecek tasarımının kurgusu insanla ilgili. Akla ve bilimsel çalışmalara, bilim ve teknolojiye yaslanarak yazılmış RUR. Salt sistem üzerinden değil insandan doğru bakmamızı istiyor bizden metnine. Merak ettiği insan çünkü. İnsan nedir, ne yapar? Etik bir tartışma başlatmak istiyor. Bunu yaparken de zaafları, arzuları ve tutkuları olan insanı, sıradan insanı ele alıyor, topladıklarını kurgusunun içine atıyor.


Yazar, birinin kendi ütopyasını gerçekleştirmesinin başkasının distopyası olabileceği gerçeğinden hareketle, insanlık için asil niyetlerle kurulan düzenin, sonradan değişerek insanlığın sonunu getirebileceğini kurguluyor. Karel Çapek, insanların çalışıp yorulmadan refah içinde mutlu yaşaması ereğiyle kuruyor ütopyasını: uygulanabilir iyisini. Beklenen iyiye ulaşılıp ulaşılmadığı sorgusu distopyayla karşılaştırıyor bizi: yani uygulamadaki kötüyle.


Gerçek insanın yapay insanla kendisine ayna tutmasını istiyor. İnsanı kusurlu ve eksik görüp daha iyisini yaratacağı inancıyla Tanrı olmaya soyunduğu halini görüyoruz. Kibir ve hırsı. Başlangıçta “insan efendisi”ne hizmet eden, akla ve beceriye sahip mekanik işçilerdir Rossum’un Robotları. Üretim için ideal belki ama insani duyarlılıklardan, duygulardan ve üremekten yoksun insansı makineler bir süre sonra Tanrısını eksik ve kusurlu görmeye başlıyor, itaat etmeyi, köleliği reddediyor. Sonuç kaos ve savaş. Kapitalizmin doymak bilmez iştahını görmemizi istiyor Çapek. Tarafların sözcüleri Domin ve Radius aracılığıyla, üretimi devam ettirme hırsını duyuyoruz. Makineleşerek etik ve insani değerlerden kopan, benliğini kaybederek makinenin bir uzvuymuş gibi robotlaşan insanı…

Metinde Alquist‘in cennet diye nitelendirdiği, “insan özgür ve yüce olacak” diye yola çıkılan bir ütopya, kötü ellerde insanlığı sona götürüyor. Çapek devrimlerin, insanların yararına yapıldığı halde neden bozulduğunu ve mutlu sona kavuşmadığını da sorguluyor. Bilimin marazi yanlarına da dikkat çekiyor.


Eserin kişileri sekiz insan, on robot karakteri. Çapek eserin yapısı gereği kişileri sadece sergiliyor, taraf tutmuyor. Yargılamıyor da... Çok sesli bir eser RUR. Birden fazla görüşü haklılık sınavına sokmadan karşılaştırıyor. Modern toplumda tek gerçeklik üzerinden bir baskı olduğunu, aslında her insanın farklı bakışı olabileceğini göstermek için bilinçli mi yapıyor bunu Çapek, bilmiyoruz.


Metinde “Tanrı insan” modelinden rahatsız olan, etik tartışmayı başlatan karakter Helena. İnsan özellikleri taşıyan sadece duygulardan yoksun bir yaratının da -ki bu bize kendinden yüzyıl önce yazılmış olan Mary Shelley’nin Frankenstein’ındaki yaratığı hatırlatıyor- hakları olması gerektiği fikrini savunuyor. İkinci eleştiren karakterse Helena’nın hizmetçisi Nana. Onun bakışı din penceresinden, Robotlar ona göre birer öteki. Davranışlarının sorumluluğunu alabilen, kendisiyle yüzleşebilen ilk kişiyse Alquist. “Bencil isteklerimiz için, kâr etmek için, ilerleme adına insanlığı mahvettik” diyor. Ardından Dr. Gall kendini aynada görüyor. Yüzleşme anları, yazarın, “varlık olma” ile “var olma” halleri arasındaki farkı görmemizi sağlıyor. Bu yolla insanı trajikomikleştiriyor. Neredeyse ölümle burun burunayken hesap defterlerini düşünen Busman’ı, robotların yüzlerini tek tip yaptığı için pişmanlık duyan Dr. Gall’ı… Anlamadan anladığımız karakterler hepsi. Domin‘in farklı dillerde Ulusal Robotlar üretme kararı distopyaların çoğundaki gibi dilin önemini işaret ediyor. “Babil efsanesi”ne, dil düşünce ilişkisine, birbirini anlamaya, milliyetçiliğe açılıyor eser. Diğer yandan Rossum’un Evrensel Robotları trajik bir metin. Tıpkı baba katline aşina olduğumuz tragedyaların trajik kahramanları gibi. Karel Çapek, bilgiye sahip olmayan yeni bir tür beklentisiyle, umutla bitiriyor metnini. Distopyasını ütopyaya gebe bırakıyor. Kısaca RUR modernizmi sorgulayan, yazıldığı dönemi değil geleceği de kavrayan, bütünlüklü, alegorik bir oyun roman.







ROSSUM’UN EVRENSEL ROBOTLARI

Karel Čapek, Çeviren: Arzu Eylem

NotaBene Yayınları

İstanbul, 2021