• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Zaman, zemin, zuhur

Yavuz Arkın, Latife Tekin'in son romanı Zamansız üzerine yazdı: "Roman, imgeler dünyasının kapılarını ardına kadar açıyor; üç ayaklı bir yapı var karşımızda, zaman, zemin ve zuhur. Kitabın ismi her ne kadar Zamansız olsa da kendi içinde bir zaman barındıran bir anlatı."


Latife Tekin’in zamansız, tanımsız, insan varoluşunun ötesinde her türden başkalaşıma açık kadim bir aşk duygusunun izinden gittiği yeni romanı Zamansız, geçtiğimiz günlerde çıktı.


Latife Tekin, Zamansız romanıyla, imgeler dünyasının kapılarını ardına kadar açıyor; üç ayaklı bir yapı var karşımızda, zaman, zemin ve zuhur. Kitabın ismi her ne kadar Zamansız olsa da kendi içinde bir zaman barındıran bir anlatı.



Karantina sürecinde yazılan bu romanın ön planında Gelincik ile Yılanbalığının hikayesini okuyoruz; içinde aşk da var hayatı temsil eden su da.

​“Anlat bana sevgilim, imgeler ülkesine doğru giden bir arabadayız, direksiyon çok hafif, her an savrulabiliriz göğün içine, anlat, yan koltukta zamanı aşmış çılgın bir dinleyicin var, bırak direksiyonu, uçsun arabamız.”

diyerek devam eden kitap, bir çantanın dahil olmasıyla farklı bir boyut kazanıyor. Devamında gelen, birbirine geçen bir aşk hikayesi, ayrılık, acı içinde geçen üzüntüler.


İsmi bile ironi barındırıyor ve çok anlamlı; çıkışı hem onun hem de bizim için bir sürpriz, yazar kitabı kaleme alırken bir yandan zamanı öldürüyor bir yandan da sonsuzluğa atıfta bulunuyor… Katmanlı bir yapıya sahip olması aynı zamanda okuru da içerisine katan bir oyunsuluğa da izin veriyor, dışarıda tutmuyor bizi, durağanmış gibi görünen bir anlatının arasına yerleştirdiği kuralsız yapılarla dikkati diri tutmaya çalışıyor.


Özünde bir aşkı anlatıyor roman, zemini olmayan bir dünyada dolaştırıyor bizi, fiziksel olarak karada yaşayan bir gelincik ve denizde yaşayan bir yılanbalığının aşkı ön planda olsa da bir kadın ve bir erkek de sahneye girip girip çıkıyor. Sahne var dediysem, gözler önünde bir sahneden çok, zihinde oluşan bir sahneden bahsediyorum, oradan oraya atlanan dönüşlü sarmal bir yapıyla iç içe.


“Dağların gölgesinde kaybolan biz değilsek, alacakaranlıkta gölü arayıp bulamayanlar kim peki.” syf.13


“Ağaçları kesilmiş yolun şaşırttığı arabayı bulutlara süren biz değilsek, gölden göğe yansıyan ışıkla savrulanlar kim öyleyse.” syf.13


Latife Tekin, kurallara karşı olduğunu belli edercesine, kitaba, soru işareti kullanmadan iki soru sorarak giriş yapıyor. Bu sorular sayesinde nasıl bir metin okuyacağımızın da ipucunu veriyor; bir uyarı niteliğindeki bu sorular, kaybolacaksınız hazırlık olun, diyor. Sadece bununla kalmıyor dedikleri; gerçeküstü bir metinle karşılaşacaksınız, zaman, zemin ve zuhur ortadan kalkacak gözünüz kamaşacak, kim olduğunuzu kim olacağınızı bilemeyeceksiniz de diyor.


Zamansız, bir dönüşümün kitabı, doğanın dönüşümü, aşkın dönüşümü, insanın dönüşümü, hayatın dönüşümü, zamanın dönüşümü, öyle ki sözcükleri, hikâyelerin dönüşümü ve en nihayetinde imgenin dönüşümü;

“… bize ne olduğunu yaşadığımız şeyden yola çıkarak bir hikâye kurabildiğimizde anlayıp kavrayabiliyoruz ancak; görünen o ki, peşpeşe camdan fırlayıp suya gömülünce değişime uğramışız; ben cin kulaklı saplantılı bir Gelincik, sen uzak körfezi özleyen hülyalı Yılanbalığı.” syf.15

Zamanın zeminin zuhurun ortadan kalktığı romanda, okur kendini boşlukta hissediyor, hükmetme yeteneğinin elinden alındığı otoritenin ortadan kalktığı bir metinle birlikte oluyor. Bu sayede metin dişil bir hal alıyor, duygular üzerinden yürüyoruz, gözümüzdeki bandı çıkarmadan el yordamıyla yol alıyoruz.


ZAMAN-SIZ

İçerisinde günümüze dair ufacık bir detay olarak yer alsa da genel olarak kitap zaman içermeyen bir evrende geçiyor. Gece ve gündüz dışında bize aktarılan bir zaman dilimi göze çarpmıyor. Yazar için geçerli bir olgu değil; çünkü zaman bizi kısıtlayan hapseden çok önceleri icat ettiğimiz bir olgu ve her ne kadar bundan şikayetçi olsak da bunun dışına çıkmak için eyleme geçtiğimiz de söylenemez.


Bu eyleme geçme işini sözcükleriyle bir yazar yapmaya çalışıyor, daha önce nicelerinin denediği zor bir işe girişiyor. Zaman geçmişten günümüze bütün inanışların, mitosların, düşünce dünyasının çokça sığındığı bir liman çünkü, ona sahip olmaya çalıştıkça uzaklaşan bir sevgili neredeyse, yazar bunlara da meydan okuyor, kurduğu her ne kadar kendi gerçeği olsa da bunu aşk gibi bir kavram üzerinden yapıyor.


MEKÂN-SIZ

Yılanbalığı ve gelinciğin buluşma noktası bir göl, ama bunu zihnimizde hayal etmemiz oldukça zor çünkü yazar bunu ustaca gizliyor bizden; mekânı gösterirken mekânsızlığı vurguluyor bize bu da kitabın koskoca bir ironiden ibaret olduğunu da gösteriyor.


Su çok anlamlı bir gösterge; bir taraftan hayat olsa da bir taraftan da anneyi temsil ediyor. Her ikisi de bizi doğum, dönüşüm ve ölüm döngüsüne götürüyor. Kitaptaki hikâyede sürekli bu döngü üzerinden işleniyor. Araya giren kuralsız ufak metinler doğa ana – insanlık, anne-çocuk ikilemlerinin metin için ne kadar önemli olduğuna vurgu yapıyor. Bunların bölüm başlarında yer alması da tesadüf olamaz.


ZUHUR-SUZ

Kelime anlamı; “Ortaya çıkma, görünme, belirme, baş gösterme, meydana çıkma” olan zuhur, kitabın önemli üçlemesinden biri; yazar satırlarında sürekli bir oluşumun varlığını ortaya koyarken kitabın genelinde bunun tam tersini işliyor. Hem hayvanlar arasındaki ilişkide hem de iki insan arasındaki ilişkideki yokoluş seziliyor. Bunu dünyanın en asil duygularından olan aşk, annelik, insanlık gibi kavramların silinip gitmesinden anlıyoruz.


Ülkemizde edebiyat dünyasında sağlam bir yer edinen Kayseri’de dünyaya gelen Latife Tekin dokuz yaşında ailesiyle İstanbul’a gelmiş. Kendisini okurlar arasında birer efsane haline getiren ilk kitabı Sevgili Arsız Ölüm 1983’te çıkmıştı. Ardından yazdığı kitapları: Berci Kristin Çöp Masalları (1984), Gece Dersleri (1986), Buzdan Kılıçlar (1989), Aşk İşaretleri (1995), Ormanda Ölüm Yokmuş (2001). 2004 yılında çıkan Unutma Bahçesi Sedat Simavi Ödülü’nü kazanmıştı. Muinar (2006) ve 2009’da Rüyalar ve Uyanışlar Defteri yayımlanmıştı. Her zaman ilgiyle okunan yazarın kitapları İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, Japonca, Felemenkçe ve Farsça başta olmak üzere pek çok dile çevrildi.


Latife Tekin romanıyla bir isyanın da önderliğini yapıyor; akılla değil duyguyla işlenen bir isyan, zamanı, mekânı ve zuhuru bizi hapsetmesine karşı bir isyan, özgürlüğe kavuşmanın acıyla örülen yollardan geçtiğini savunan bir isyan, acıyla yaşamanın aslında o kadar da kötü olmadığını haykıran bir isyan.


ZAMANSIZ

Latife Tekin

Can Yayınları, 2022

120 s.