• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Kal Ve Savaş - Git Ve Kurtul

Yavuz Arkın yazdı: “Miriam Toews’in Konuşan Kadınlar adlı kitabı, kadın olmak ifadesinin kadınlara bırakılmasını işleyen dikkat çekici bir metin olarak karşımızda.”


2005 ve 2009 yılları arasında Bolivya’nın Mennonit kolonisi Manito’da birçok kadın ve kız çocuğu sabahları, daha önce olmadığı kadar uyuşuk ve acı içinde uyanıyordu…

Nedenini az sonra anlatacağım ama önce birkaç noktaya gelin beraber merceğimizi tutalım: Toplum bireye cinsiyet rolleri açısından kesin çizgiler çeker. Bu çizgiler sebebiyle kadınlar tarih boyunca başrolde olmaktan uzak tutuldu. “Kadın olmak” eril gücün-otoritenin her zaman gündeminde oldu ve oluyor. Kafka Kitap’tan çıkan Miriam Toews’in Konuşan Kadınlar adlı kitabı, kadın olmak ifadesinin kadınlara bırakılmasını işleyen, dikkat çekici bir metin olarak karşımızda. Kitap, kadın olmak, aile olmak, din ve otorite ilişkisiyle eril tahakküm üzerine kurulmuş dikkat çekici bir metin.



Şimdi yazımın ilk cümlesinde gelişen merakınızı gidereyim; bu kadınlar ve kız çocukları her sabah vücutları yara ve çürük içinde uyanır. Kadınlar kocalarına ve birbirlerine, neden böyle uyanıyoruz, bize geceleri kim saldırıyor diye sorduklarında ise aldıkları cevaplara göre saldırılar dini bir temele dayandırılıp şeytanın veya hayaletlerin işiymiş gibi gösterilir. Koloninin erkeklerine ve hatta din adamlarına göre bu durum kadınların işlediği günahların bir sonucudur. Miriam Toews, yaşanmış bu talihsiz olaydan yola çıkarak gerçeği ve kurguyu buluşturduğu kitabıyla, bir açıdan bütün bu olanların gerçekte hiç yaşanmamış olmasını diliyor. Yüzyıllardır susan, susmak zorunda bırakılan kadınlara bir manifestodur: Konuşan Kitaplar. Ve onlara der ki, insan yerine konmadınız, köle yapıldınız, öldürüldünüz, yakıldınız, tecavüz edildiniz… Bütün bu olanlar gerçekten sizin kaderiniz miydi, hepsini gerçekten hak ettiniz mi? Peki şimdi ne yapacaksınız? Kalacak ve savaşacak mısınız yoksa her şeyi geride bırakıp kaçıp kurtulacak mısınız? Bütün bu soruları Manito kolonisindeki kadınlar da birbirlerine sorarlar, yanıtlar incitici, yaralayıcı, acı verici olsa da…


Kitabın en ironik yönü; konuşan, kadınlar olsa da kitabın bunu bize birinci tekil ile bir erkeğin ağzından aktarması ki bu erkek de sürprizlerle dolu. Yazarın, erkek anlatıcıyı bilinçli bir şekilde seçtiğini düşünüyorum. Romanın çıkış noktası olan olayların sebebi erkekler, gerçekleri sır gibi koruyan erkekler hatta içlerinde din adamı da var, bütün bunların sonucunda da anlatıcının erkek olması, çemberi tamamlıyor.


Kadınların başlarına gelenler sonucunda toplanıp bir karar vermeleri gerekir, işin acı tarafı da kadınlar okuma yazma bilmedikleri için bu toplantıları yazılı hale getirmek üzere August App isimli erkek bir öğretmeni görevlendirmeleri. Kadınlar bir seçim yapmak zorundalar;

● Hiçbir şey yapma

● Kal ve savaş

● Burayı terk et


Bu alternatifler üzerine tartışmaya başlar koloninin kadınları, cevabını aradıkları soru gitgide çeşitlenir; din eksenine kayar, öyle ki ayrılırsak cenneti de kaybeder miyiz korkusuna dönüşür. Kadın olmanın ne demek olduğu sorusu çıkar karşılarına bir de; erkekler tarafından o kadar çok baskıya maruz kalmışlardır ki sadece bedenleri değil ruhları da yara almıştır;

“‘Bizler sesi olmayan kadınlarız,’ diye belirtiyor Ona sakince. ‘Bizler zamanın ve mekânın dışındaki kadınlarız, içinde yaşadığımız ülkenin diline bile sahip olmayan kadınlarız. Biz yurdu olmayan Mennonitleriz. Geri döneceğimiz hiçbir şey yok ve Molotschna’nın hayvanları bile evlerinde biz kadınlardan çok daha güvendeler. Bizim sahip olduğumuz tek şey hayallerimiz… Yani evet, tabii ki hayalperestiz.’” (Syf. 59)


Kadınları sesi değil sadece duyulan, erkek öğretmen August’un kırılgan zihni de devreye giriyor araya;

“Geri dönecek bir yuvamız yoksa inancımıza dönüyoruz. İnanç, bizim yuvamız. Senin Yüce inancın, kafamdaki ilahi, zihnimdeki, düşüncelerimdeki, aklımdaki, evimdeki, cenazemdeki… Ama ölümümdeki değil.” İnanç koloni için temel olgulardan bir tanesi, öyle ki kadınları baskı altına almak başlarına gelen bu dehşet verici olay karşısında bile erkeklerini affetmenin onların faydasına olacağı noktasına kadar götürüyor bizi.


Kitabın çevirmeni Gül Korkmaz’ın ilgi çekici olduğu kadar içerik olarak okuması zor bir metni bize sunarken yazar ve anlatıcıyla beraber orada olduğunu hissediyorsunuz. Kitabın dili oldukça sade ve gösterişsiz bu da kitabın anlattıklarına rağmen okunmasını kolaylaştırıyor.


All My Puny Sorrows ve Women Talking (Konuşan Kadınlar) dahil olmak üzere dokuz kitabın yazarı Kanadalı Miriam Toews, Vali General's Fiction Ödülü ve Writers' Trust Engel/Findley Ödülü de dahil olmak üzere birçok edebiyat ödülünün de sahibi..Yazarın bir röportajındaki ifadesi, kitabı yazma amacını da özetliyor gibi; “Hayatımda yaşadığım her şey, çok fazla şey kontrolden çıkmış gibi görünürken - yazmak kesinlikle kontrol edebileceğim tek şey. Muhtemelen biraz psikotik olan hayali dünyalar yaratıyorum, ama kesinlikle benim için kurtarıcı.”


KONUŞAN KADINLAR

Miriam Toews

Kafka Kitap, 2022

Çeviri: Gül Korkmaz

1/1

1/3

1/1