• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: aday adayı

o parkta o bankta uyuklayan yalınayaklı o adamın yanı başına bıraktığım kötürüm babamın pabuçlarını, oradan kaçana dek. sonra.. sonra hayat yok. yâni çıplağım, çırçıplak, daha da rutûbetli bir dört duvara mahkûm.


tan doğan

kötürüm babamın pabuçlarını giydiydim o ölene ve bir parkta bir bankta uyuklayan yalınayaklı adamın yanı başına bırakıp kaçana dek. sonra.. sonra hayat yok. yâni çıplağım, rutûbetli bir dört duvara mahkûm. anılarını taşıyamayanın ömrü küf. lâf çok! az ekmek-su, boş bakışlı pencere, her dâim gri gök ve uzak. parmakları irin bağlamış ayaklarımın, ellerim pelte: çürümeye az var. neyse. çapaklarım çatlağında gizli aynanın, gözyaşlarım tuzbuz bu güz de. dillerim düğümleneli çok olmuş. tükenerek ölmeyi seçtim ben. inme inse neylerdim, bilemedim. baba yâdigârı ne varsa eriyor benle. pencereden gelip geçenler.. derken, hey! dedim o adama; onlar babamın! fırlatıp kaçtı tabana kuvvet, atladım camdan, aldım bir çifti geçirdim ayaklarıma, yürüdüm, koştum, koştum ve oturdum o parktaki o banka: yağmur: altımı ıslatarak uyanmışım der miyim hiç, hiç der miyim rüyaymış meğer ya da düşümü kırdım on ikisinden… dalmışım: babam: ‘pek zâhmet veriyorum oğlum sana.’ ne zahmeti baba! ‘yeme-içme, tuvalet, banyo…’ rica ederim, yeter ki başımda olun siz. ‘baş belâsı olur gayrı benden.’ lütfen öyle demeyin, varlığınız yeter. ‘yeter artık diyorum ben de.. öldür beni.’ öldürdüm. on üç yıllık yalvarışın, her günkü ‘bulacağım huzûr için lillâh aşkına!’ andının, ‘para-pul derdin de olmayacak’ gazına gelişimin sonrasında boğdum onu yastıkla: gıkı çıkmadı: the end. polise teslîm olduğumda, “babanızın yazılı beyânı ve ötenazi kanunu gereği serbestsiniz” dendiğinde o parka doğru koştum, o parkta o bankta uyuklayan yalınayaklı o adamın yanı başına bıraktığım kötürüm babamın pabuçlarını, oradan kaçana dek. sonra.. sonra hayat yok. yâni çıplağım, çırçıplak, daha da rutûbetli bir dört duvara mahkûm. anılarını taşıyamayanın ömrü küf ve kan. lâf çok ve güzâf! daha az ekmek-su, daha da boş bakışlı pencere, her dâim gri, gıpgri gök ve uzak ve uzak, çok uzak derken, parmaklarım kopacak kıvama geldi uykumdan önce. dişlediğim ekmek ve dudaklarımı uzattığım su kadarım. elden-ayaktan ve akıldan kesilmeme az var. hissediyor gibiyim lâkin yalnızlığımı! beni kim öldürecek?! pencereden arandım: şu kadın, yapamaz.. o, daha çocuk.. bu da çok yaşlı.. hey! bakar mısınız? ‘“buyur amca.’’’ sizden bir ricam olacak. ‘“elbette.’’’ beni öldürür müsün? ‘“yaaa git işine.’’’ çok param var ama. ‘“siz beni ne sandınız? ’’’ kâtilim ol, zengin ol. ‘“belâ mısın sen!’’’ sen olmazsan başkası… ‘“ya yeter.. vur kendini… ’’’ gösterince ellerimi, önce suspus, sonra ‘“bu ne hâl?!’’’ şimdi yapacak mısın? ‘“hastaneye falan git.’’’ çürüyorum zâten. ‘“tedâvî olsanıza!’’’ tedâvîsi yok. ‘“yapamam ben.’’’ bak dedim son koz olarak çürümüş ayaklarımı da gözlerine sokarak, benden hayır yok. ‘“ne verceksin?’’’ ne istersen. ‘“o kadar yâni?!’’’ para dert değil. ‘“bahçeden mi yoksa kapı…’’’ pencereden gir. ‘“nasıl olsun?’’’ yastıkla boğ. ‘“para?’’’ komidinin, gardırobun, yemek, banyo dolabının çekmecesinde. ‘“siz verin!’’’ elimi süremem ki. ‘“tamam.. nerde?’’’ kanepede.. hırsız-kâtil süsü. ‘“ya yakalanırsam?’’’ sorun yok dedim; “ölenin yazılı beyânı ve ötenazi kanunu gereği serbestsiniz” diyecektir polis. boş bakışlı pencere, her dâim gri, gıpgri gök ve uzak ve uzak, çok uzak derken, ‘“tamam’’’ dedi, boğmaya başlayacaktı ki, kapı! öttü, bir daha öttü, upuzun şakıdı zilli kuş: ‘oğlum açsana, ellerim dolu.’ açtım. ‘dışarısı buz ve pek kalaba.’ kof başımı salladım. ‘sen ne yaptın?’ dedi; ‘bitti mi öykü?’ sürüyor dedim, pencereden alelâcele atlatıp tabanlarını yağlattığım hırsız-kâtil aday adayının ardından aklım-fikrim, rûhum, ömrüm el sallarken, az kaldı sona dedim, az kaldı, pek az, pek az…