• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Öykü: Ben Şimdi...

"Benim doğduğum yerde yıllar bazen ikiyle bazen üçle çarpılır. Beş yaşındayken on yaşındaydım bu yüzden. Beş yaşındayken on beş yaşında olan arkadaşlarım da vardı."

Emir Akköse

Şimdi taşa oturmuşum. Suyun başındayım. Bizim eşek de yanımda. Kani Xatune derler buraya. Şişelerin üzerinde yazıyor ya doğal kaynak suyu diye. Burası orası işte. Küçük bir sızıntıdan geliyor su. Yarası kanıyor sanki. Ve de el değmez, buz gibi, yaz kış.. Su burdan akıp ilerde sulama suyuyla karışıyor, yanlış yerden içmeyin sakın. Şimdi hava kapalı. Sessizlikte sızıntıdan akan suyu dinliyorum. Ben, dağ ve eşek dinleniyoruz. Burası köyün dışındadır biraz. Suyun tam aktığı yer de iki dağın arasındadır. Kimse çok uğramaz. Aşağıda çeşme var, su dolduracak olan oraya gider. Ben boş şişeleri bizim eşeğe yükleyip buradan su almaya gelirim. Severim burayı, eşeği de severim, koşmuyor diye sinirleniyorum ama bakmayın seviyorum aslında. Ne yapsın koşmuyor. Ben doğmadan önce atımız varmış. Güzel şeyler hep benden önceymiş zaten. Daha kalabalıkmış, düğünler çokmuş. O zaman da bakkal yokmuş, şimdi iki tane var. Biri palan satıyor biri gofret. Tüp falan da var. Boş tüpü götürüp yenisini alırız. Bir kere boş tüpü götürüp yine boş tüp getirmiştim, dedem kızmıştı. Şimdi taşa oturmuşum. Hava soğuk. İkindi okunmadı. Gofretleri bitirdim. Şişeleri dolduracağım. Doğal kaynak sularını tek tek nasıl şişeliyor bu adamlar acaba, elleri donar. Benim ellerim kolay üşümez. Suya çok değdirmeden doldurmasını biliyorum çünkü. Geçen yaz bir çocuk geldi İstanbul'dan suya dokunur dokunmaz buz kesti elleri. Küfür edip fırlattı şişeyi en son. Benden de bir iki yaş büyüktü.

Benim doğduğum yerde annem uyanır önce. En geç de o uyur. Balkonda sigara içer gizlice. Biriken izmaritleri de ben toplarım aşağıdan, kimse anlamasın diye. Yoksa kızarlar anneme. Gece işi bitip yatmaya gelince önce biraz dalar. Camdan dışarı, karanlığa bakar. Ben de bakarım onunla, bişey göremem. İnce beyaz parmaklarıyla sigara sarar. Gelirken süt de getirmiştir. Üstündeki kaymağı sevmediğimi bilir, onu çıkarır verir bana. Sonra düşer yatağa, uyur soluksuz. Ben hiç uyuyamam geceleri. Yatağa girdiğimde Ay bir yerdedir uykuya dalacakken taa bir yerde. Sonra bir bakarım sabah olmuş, ne zaman uyudum ne zaman uyandım bilemem. Annem çağırır kahvaltıya. Peynir, reçel yerim, hayvanların peşine giderim. Benim için günün ilk saatleri yeniden doğuş gibidir. Yaşamayı bu kadar sevdiğim için geceleri uyuyamıyorumdur belki de. Ama geçen her günde de daha fazla görevim olur. Dolayısıyla acele büyür insanlar.


Benim doğduğum yerde yıllar bazen ikiyle bazen üçle çarpılır. Beş yaşındayken on yaşındaydım bu yüzden. Beş yaşındayken on beş yaşında olan arkadaşlarım da vardı. Hele onbeş yaşındakileri bir görün. Cebrail tek yumrukta indirir yirmibeşlikleri. Sudan çıksın da Ankara lastiğini bir giysin, kaleciyle beraber gömer topu kaleye. Yoksa Bayram da iyi kalecidir ha. On yaşında olduğuma göre yirmi varımdır. Geçtiğimiz yıl Adıyaman'dan gelen işçi Fatma'ya aşık olduğumdan beri yirmi iki olmuşumdur.

Fatma benden büyük, 18 falan. Yanındayken Fatma abla diyorum. Aslında sadece kimlikte büyük. Yoksa ben daha büyüğüm. Bu sene de gelecekler. Geçen sene onun yanındayken iki kasa kayısıyı üst üste koyup taşıyordum. Onun görmeyeceği yerlerde denemesini yapmıştım. Dökmüştüm de bütün kayısıyı, tekrar toplamıştım. Abimin enseme yapıştırması da cabası. Bu sene üç tane kaldıracağım. Naylon kasa ha. Babamla konuştum, patiklerden çıkardığım her çekirdek de benim olacak, satıp Bayram'ın telefonundan alacağım. Video çekerim, MP3 dinlerim. O zaman yazmam da hem. Kameranın karşısında kendime konuşurum. Karanlık olunca flaşı açarım, her yere giderim.


Şimdi kıştır. Kimse yok buralarda. Yazın öyle değil, herkesin tanıdıkları gelir o mevsimde. Kalabalık olur. Yola iner beklerim ben de. Baraşan'da. Geçen her araba bizimkilerdir sanırım. Gecikirler ama gelirler.

Sonra giderler. Ben kalırım. Çünkü ben daha on yaşındayım. Kimlikte. Bir de kurban da gelir misafir. Ama ben kurbanı sevmem. Fosso Nejdat'ı keseceğiz bu kurbanda. Fosso Nejdat bir şarkı, Bayram'ın telefonunda çalıyor. Ben koydum adını, birkaç arkadaş biliyor.

Fatma'nın bir de abisi var, Memet. Kıl oluyorum Memet'e. Eşek palanı gibi ağır, hantal. Bilgili bilgili konuşuyor bir de. Üniversite okuyor ya. Bir sabah bahçeye birlikte gittik. Aslında her sabah birlikte giderdik. Eşeğe bindik, önde ben oturdum tabi. Ama bizim eşek yaşlı ya, koşturamıyorsun. Çubukla boynunu kazıyorsun ama koşmuyor. Ne yapsın. Hüseyin gilin eşeğini görün, sopayı gösterdiğiniz gibi zıplar. Somun ekmekle besliyor adamlar. Fatma da aklımdan çıkmıyor tabi. Buna dedim ki "Memet abi, aşk nedir?" "Aşk örgütlenmektir" dedi. Lafa bak. "Bırak bu ağızları Memet abi" diyecektim, sustum. Kalbi kırılmasın.

Benim doğduğum yerde beş yaşında eşeğe, yedi yaşında ata, on yaşında traktöre binmeyi öğrenir çocuklar. Tarladaysak traktörü ben sürerim hep.

Ağaç kenarlarında biriken kasaları römorka yükleyip eve götürürüz. Akşam paydos mu dedik, top oynamaya koşarım. Serinlik çökmüştür, bizim buraların o bilindik kokusu hakimdir etrafa. Bazen de okulun oradaki yokuşun başına çıkar, uzaktan gündüz çalıştığımız tarlalara bakarım. Hangi tarla kimindir iyi bilirim. Eğer sinirliysem, topunu ateşe versem de bitse derim.. Babam bugün şehre gitti. Ben suları doldurup eve gidene kadar gelmiş olur. Telli defterlerden getirecek bana. Şimdi ben kışın içinde taşa büzülmüş yazıyorum bunları. Artık ellerimi ısıtmalıyım. Aslında daha yazarım o kadar üşümedim ama gideyim. Belki Baraşan'da babamı taşıyan minibüsle karşılaşırım. Birlikte gideriz eve. Bir keresinde beni de götürdü şehre. Köy garajında indik minibüsten. Arabaları bir görseydiniz, bir sürü.. Garaja yakın bir kahve var, bizim buralı bir amcanın. Orda bekledim babam işlerini halledip gelene kadar. Üç tane mi ne oralet içtim, biri yeşil oralet, kırmızısı da vardı, sonraki gidişimde içeceğim. Babam da şehirde kahve açsa keşke, ben de çalışırdım, ama açmaz. Nolur ki açsa, açmaz.. Ben şimdi on yaşındayım. Önce yirmi olup askere gideceğim. Sonra İstanbul'a. İstanbul'da tekstil atölyesinde çalışacağım. Uzun süre. Ardından kendi atölyemi açacağım. Ve işler büyüyecek, bir fabrika kuracağım. Zengin olacağım. Sadece bayramlarda geleceğim buraya. Baraşan'da yolumu gözleyecek yeni çocuklar. Belki de tekstil yerine üniversiteye giderim. Memet’ten neyim eksik. Belki de çok uzaklara giderim. İstanbul‘dan da uzağa, Memet’in getirdiği kitapların yazıldığı ülkelere. Ankara lastiği ile gidilebilecek en uzun yolu ben giderdim öyle olsa. Ama yok, annem, annem dayanamaz bana. Hem ben de özlerim. Anneme bir ev alacağım. Babama bir kahve açacağım. Hele dur daha on yaşındayım, çekirdekleri satıp telefon alacağım.