top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü Bize Ne Anlatır?

"Carver’den Çehov’a Mauppasant’tan Sait Faik’e uzanan bu büyük nehrin kaynağında elbette bir keşfedilmemişlik vardır ve ne güzel ki bu koca nehrin suyunu nereden nereye taşıdığıyla ilgili somut veriden de çok uzak bir noktada yaşam sürdürürüz. Ola ki, günün birinde yazılacak olan yeni bir öyküde yanıta yaklaştığımız sezgisini yaşayana değin." Ahmet Önel, Dünya Öykü Günü Foça Buluşması'nda, öykünün ne anlattığını öyküde bulmak için yola çıkıyor.


Ahmet Önel



Yaşam sırlarla doludur. Sırların kapısını aralayan ise bilimdir. Her bir sırrı öğrendikçe yaşamı biraz daha algılar, yaşamayı ise bir parça daha kolaylaştırırız.


İnsanın sırları ise bilimin sınırlarını aşan bir coğrafyada konuşlanmıştır. Duygular, bilinçaltı, davranış modelleri kimi zaman bilimsel açıklamayla sonuçlanmaz. O zaman devreye sanat girer. Sanat, insanın iç dünyasında, algılar ve düşünceler ölçeğinde bizleri bir  yolculuğa çıkarır ve bu yolculuk aracılığıyla hem insan gerçeğine hem de kendi bilinmezliklerimize ışık tutmuş oluruz.


Sanatın özü anlatma sanatıdır ve bu tanımı, aslında sanat bir öykü anlatmaktır diye açıklamamız da olanaklıdır. Müzikte bir senfoni, bir sonat bir öykü anlatır; keza ressamın tuvaldeki o renk ve leke karmaşasında da bir öykü saklanmaktadır. Sanatın herhangi  bir alanındaki üretimin öznel düzlemde bir öyküye doğru ilerlemekte olduğunu fark etmemiz bizi anlatı, ötesinde öykü üzerinde düşündürür.


Öykücü son tahlilde tanrısal bir görev yüklenmiştir. Sözcükler aracılığıyla doğayı, onun önemli bir parçası olan insanı ve yine insanın açıklamaya gereksinim duyulan nice duygu düşünce paranteziyle özetleyebileceğimiz tuhaflıklarına açıklama getirme çabası gerçekleştirecektir.

Öykü anlatısı elbette yalnızca sanatla sınırlı değildir. Doğaya baktığımızda da varlıkların  aslında  her birimizin kulağına bir öykü fısıldadığını kolaylıkla algılayabiliriz. Önümüzden geçen köpeğin hüzünlü bakışları mutlaka bir öykü saklamaktadır; parkta salıncaktaki çocuk elbette başlı başına bir öykünün kahramanıdır. Yaşlı bir adamın ağır aksak yürüyüşü çileli bir hayatın koca öyküsünü de yanı sıra sürüklemektedir. Uçan bir kuş, açan bir çiçek, kükreyen bir deniz ve alabildiğine esen bir rüzgar duyabilen biri için aynı zamanda bir öyküye kaynaklık eder. Doğa, koca ve yaşlı bir anadır ve yetişen her yeni kuşağa denk gelen masalını sevgiyle aktarmaktan bir an için bile üşenmez.

   

Doğduğumuz andan itibaren bir öyküler sağanağıyla karşı karşıya kaldığımızın  bilincindeyizdir; ne ki, her olağan şey gibi bunu da içselleştirir ve kayda değer bulmayız. Masallardan başlayan hakikatin acımasız, ancak damakta hoşluk bırakan an parçacıkları bellek odacıklarında tutunmaya çalışır, ne ki bellek nankördür de.

    

Öykü yazarı, bu konuda dirençli ve çalışkandır. Yaşamın kendisine sunduğu bu zenginliği imgeden yazıya indirger. O yazarak bu an parçacıklarını ölümsüz kılacaktır. Öykü can buldukça yaşam daha bir çeşitlenecek, zenginleşecek ve elbette güzelleşecektir. Çünkü sanattan bir beklentimiz de, anlam yüklemenin de ötesinde yaşamın güzelleşmesiyle ilgilidir.

  

Öykücü son tahlilde tanrısal bir görev yüklenmiştir. Sözcükler aracılığıyla doğayı, onun önemli bir parçası olan insanı ve yine insanın açıklamaya gereksinim duyulan nice duygu düşünce paranteziyle özetleyebileceğimiz tuhaflıklarına açıklama getirme çabası gerçekleştirecektir.

      

Önemli Amerikalı öykü yazarı Raymond Carver, bir kitabına da adını verdiği gibi “Aşktan Söz Ederken Aslında Neden Söz Ederiz” diye sorarken aslında bir öykücü olarak kendi bilinmezine bir  kapı aralamayı dener. Aşk gibi ele avuca sığmaz, tarifi zor ve yaşaması meşakkatli bir meselenin öyküyle kuracağı dostluk, insanın benzeri sorunlar karşısında yaşayabileceği yalnızlık için en önemli şifa kaynağı olacaktır. Carver’den Çehov’a Mauppasant’tan Sait Faik’e uzanan bu büyük nehrin kaynağında elbette bir keşfedilmemişlik vardır ve ne güzel ki bu koca nehrin suyunu nereden nereye taşıdığıyla ilgili somut veriden de çok uzak bir noktada yaşam sürdürürüz. Ola ki, günün birinde yazılacak olan yeni bir öyküde yanıta yaklaştığımız sezgisini yaşayana değin.

       

Dünya var oldukça sanat, sanat var oldukça da öyküleme ne güzel ki sürecektir. Kimi zaman yazar ama çoğunlukla okur olarak öykülerle kurduğumuz yakın ilişki aracılığıyla, her yeni öykünün ilk cümlesiyle beraber kendimizi bir kez daha selamlayacağız.  Yoksa bu ayrıcalık, insan olarak bize belki de en fazla yakışan davranış modeli değil midir? Yanıtını bir öyküyle bulmak isterdim.

    

Saygılarımla.

Comments