• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: Hava Korsanı

İnsangram’dan gram aklı kalmamış, gramaj hataları ayıklanmamış, ana baba formunda bir sürü primat çarpıyor gözüme kabin kamerasından. Dekor olsun diye pırtlattıkları ekran sapığı çocuklarını sevgiyle sıvazlıyorlar.

Fatih Selvi

Sağlamayı yaptım, düşler tamam. Kapıyı örttüm. Sessizlik, pervane sesi, motor. Kılıksızca daldım uçağın gözüm kapalı rengine. Üç, iki, bir, aşağısı kelepir. ‘’Niye gitmiyoruz?’’ diye dürtükleniyorum idrak kanallarıma sıkışmış minik taşlara benzer meraklılarca. Sabredin hele önce hoşafı müshilli kaptanı kolaçan edelim. Kokpitte sancılanan pilotun içi geçmiş, duyar gibiyim, ‘’Gel ulan deve, götür bizi eve!’’ E, oturayım bari pilot koltuğuna. Ver elini gökler, yollar bizi bekler. Bastım gaza yükseklik pek bir yüksek fit.


Şevke gelmiş yolcular alkış ediyor, şakala şukala. Durun, Allah belanızı vermesin, doğarken güneşi şakşaklayın, yağarken yağmuru, meyveyi kızarırken, insanı ölürken. Kızarsam cezalandırırım bak. Haydi uslu uslu, zaten manzara çılgın atıyor. Dağlara hele, tepelere kardeş, şu solucansı nehirlere, minik minik şehirlere, ayak izinden vadilere, denizlere mavi atlas, göllere lıkır lıkır, enginlere dipten yoksun, efil efil ötelere. Kafalar camlara, gidiyoruz.


Kaptanınız konuşuyor, buğulu salak sesiyle hakimiyet taslamıyor. Daha farklıca. Kemerlerinizi ve hosteslerinizi çıkarıyorsunuz. Boşlukta küçülürken bile gülümsüyorlar kızlara bak, yüce Mevla’m bu nasıl göreve bağlılık! Aralarına ishalli pilotu kim ekledi vicdansızlar?


İnsangram’dan gram aklı kalmamış, gramaj hataları ayıklanmamış, ana baba formunda bir sürü primat çarpıyor gözüme kabin kamerasından. Dekor olsun diye pırtlattıkları ekran sapığı çocuklarını sevgiyle sıvazlıyorlar. Çocuğun kaka partisinde yenilen pastaların lezzeti kafalarda şakımaya başlamış belli ki. ‘’Baby shower’’ gününde sen amcası, ‘’oldu da bitti maşallah’’ gününde sen teyzesi, göreydiniz bu premsesi, nasıl da dans ediyordu. Piyano kursuna neyin gönderdim bu yaz ilk defa, ‘’Seninki bu yaşa kadar zulümmüş bu minik Wagner’e,’’ dediler, robotik kodlama dersinde çocuk kendini kodlamış, oha falan olmuş öğretmeni. Dedi ki, ‘’Bu çocuk Tesla!’’’ Derhal çocuğun genlerini alıyor, milyon kez klonluyor ve büyüyen deha ordumuzu, insanlığın selametine salıyoruz. Çocuğun psikolojisi fazla zekadan aniden bozulabilir diye kabuslar görüyoruz. ‘’Arsızlığın adını hiperaktivite koydunuz,‘’ diyenler sadece kıskanç azizim. Lego aldı geçen premsime babişkosu, Göbeklitepe’nin tıpkısını inşa etmiş. Yetenek mi biter? Bir şarkı söylüyor, dayişkosu görsen, sanki ispinoz.


Bu çocuklar seksen üç kiloluk dağcı aparatlarıyla donatılmış pembe çantalarını birer deve gibi yanlarında gezdirdikleri ebeveynlerine yüklüyorlar yeryüzünde. Bu tarz jestlerle kasları jölemsi ve akışkan bir hale sokulurken, annelerince hala bir penguene benzemediği için kaygılanılan bu değişiklerin internetle efsunlanan beyinleri, gama ışınlarına bile duyarsız bir dijital kalkanla donatılıyor.


Yükseklik insanı derin tefekkürlere itiyor görüldüğü gibi. Şehrin türlü melaneti buharını salsa da aşağılardan, eleğe kurulmuşçasına zevkli bir tıngırtıyla sallanıyor cismimiz. Bu noktada asıl becerimiz yükleri boşaltmak. Bunları böylece anlatınca ne zırvalıyor bizim kaptan derler ya, o sebeple önce gözlerimi şaşı yaparak dil çıkarıyorum. Pazarlama hilemle gevşeyen kan beyin bariyerlerine en kılçık fikirlerle atak üstüne atak, kızgınca ve belli belirsiz, tuhaf bir sevgiyle.


Sonunda beklenen oluyor ve türbülansa düşüyoruz. Aman ortalıkta bir panik; ezogelin çorbasına dönen kabinin karmaşası. Diyorlar ki, ‘’Kaptan uçak düşüyor, öleceğiz!’’ ‘’Kaptanınız konuşuyor,’’ diyorum, ‘’Fitil etmeyin adamı, türbülansı yenmenin en güzel yolu ıslık çalmaktır ve de camlarda ağız burun yamultmaktır.’’ Bir sükûnet, ha gayret...


Bol bol gümüş kaplama bir cismin üstünden salınırken, ‘’Artık zamanı geldi,’’ dedim içimden. Madem zemin okyanus, otomatik pilottan bir makas alıp, ‘‘Tut bakalım dümeni koçari,’’ diyerek kabine geçtim. Yolcuların arasına dalıp, ‘’Arkadaşlar, pilotumuz beni kontrol için gönderdi,’’ diye sallayıverdim. ‘’Fazla yükten yükselemiyoruz. Önce cep telefonlarınızı topluyoruz. Sonra derhal; ağırlıklarıyla hareketlerinizi kısıtlayan entipüften fikirlerinizi, bataryası yüzde yüz beş hatası veren idrakinizi; altın uçarken, dolar şahlanırken, bitcoin şımarırken dört köşeye yayılan suratlarınızı, B.Münih-E.Frankfurt maçı üst biterken artan salyalarınızı, kiracıyken ağlayıp ev sahibiyken kümesinize rezidans fiyatı çekmenize razı vicdanlarınızı, araba yükseltmekten başka hayaliniz yokken dünyayı her türlü pislikten temizlemeye ant içmiş görünme çabalarınızı, kuduz köpeğe şefkatten kırılıp budanan, trafikte kuduz köpeğe dönüşen insaniyetinizi boşaltıyoruz. Derin nefes verip veriyoruz. Cam açmadan fazla gazlarımızdan kurtuluyor, fazladan yediklerinizi, kokladıklarınıza sayıp hesabı denkliyoruz.’’


Vay canına sayın yolcular, birkaç saatlik yokluğa anca direnen dijital bağımlılığınız, uzayan yolculuğumuzla kötü kokular veriyor. Eriyen ağırlıklar yüzünüzü pazara çevirdi. Ağzı burnu seğiriyor tiktokçu hanım kızımızın, sümüğünden balon çıkarıp akım başlatacakmış. Lütfen biriniz şunun burnuna parmak sokar mısınız? Epilepsi nöbeti geçirir gibi titreyen bir balkabağı kafanın dizi saati geçmiş ağlıyor. Mine Hanlı’da karısından kokoreç yapan adamı izleyecekmiş bir teyzemiz, pabucunu kafama yolluyor. Ah yine mi şu pis veletler zırıltıyı koydu; Esrarengiz Kasaba’da düğümler çözülecekmiş bu bölümde. Türlü desise ve hileyle apardığım yaşam ünitelerini istiyorlar. Gözüme bir yumrukla bu müthiş enstantaneler geçidi final yapıyor, Gaassaray’ın maçının olduğu günde yapılacak iş miymiş bu benimki. Kaç oradan hemen çakma kaptan, kaç!


Artık pilot efendiye durum raporunu götürebiliriz. Elimizde arınma sürecinde olan, enikonu manyaklaşmış yaklaşık uzaklaşık birçok yolcu var. Hepsini marihuana, met amfetamin, kokain, bonzai ve aldolan ile sakinleştirmekten bahsediyor yapay zekalı kabin bilgisayarı. ‘’İlkin senin üzerinde deneyelim mi, kaybın olmaz zaten, sonuçları yeni bilgiden sayarsın,’’ deyince pıstı. Amsterdam’ın üzerinden geçtiğimizi böyle fark ettim, ironik.


Kameralar ürkünç görüntüler iletmeye başladı, o ne saçmalıklar. Uçak kapısını zorlayan bir andaval, ‘’Bataryamı vermezseniz atlarım,’’ diyor, bir diğeri camına kafa atıyor. Sinir krizleri geçiren platin saçlı acuze, yüzüne tırnak izlerinden dövme yapıyor. Pek içli ağlıyor koridora uzanıp tepinen şişko, ‘’Ölüyorum, lütfen birazcık internet!’’ diye yalvarıyor. Çocuklardan biri ‘’internetim var, paylaşım isteyen?’’ şakası yapınca parmaklarını koparmışlar. Kokpit kapısını yumruklayanlardan biri bileğini kırdı, ayağını da kırmaya çalışıyor. Ölümcül Deney’i yapan ben miyim?


Ekranlarına Trenyolu kasım indirimi reklamlarını yansıtınca biraz sakinleştiler. O nasıl huzurla yayılan dudaklardır. Hipnotize bir bükülüşle dalayazdılar ekrana, ağızlar açık. Kağıt kalem dağıtıldı, notlar alındı: 3333 yorum alan 1111 liraya bıyık kırpma makinesi, puanımız: 4.99, çay posasından filtre kahve üreten makine, dudak kırışığı düzleştirici, %92 indirimle Frida baskılı robdöşambr, çapak ayıklama aygıtı, pireli köpekleri acıtmadan kaşıyan elektronik tarak, insan dışkısını parfüm kokutan mucize kapsül, kedi sesli navigasyon, sokak hayvanları için ısıtmalı krom tabldot, on günde on kilo verdiren andaval otu, ölü tosbağayı bile dirilten dondurulmuş koç billuru, zeka testine girecek çocuklara IQ bombardımanı özel hazırlık kitapları, zeka testinden çıkan çocuklara özel IQ dinlendirici vitaminli armadillo tırnağı ekstresi, gözeneklerinize nefes aldıracak avokado turşusundan elde edilen prenseslerin gizli formülü krem, akvaryum balıkları için özel pul parlatıcı yem, Meksika çöl kaktüslerinden üretilen rock konserine dayanıklı peruk.


Şefin tarifinde bahsettiği gibi; kıvam artırıcı ve köpük bırakan türlü karışımları uygun oranlarda yedirirseniz, kitlesel lezzetlere lezzet katarsınız. Listeler coştukça sakinleşti kabaran tüketim iştahının motivasyon dürtüsüyle cemaatimiz. Kıyamam ben bunlara. Elimin rastgele değdiği bir butonun marifetiyle enstrümantal şeyler cızıldamaya başladı. Bak bu iyi oldu, caz sever gibi poz atacak birileri illa çıkacaktır. Gerisi de bu mum alevi edalarına derhal uyum sağlayacaktır.


Hışırtılar hışırtılar, zulalardan taze baskı kokan kitaplar fışkırıyor şu an. Ellerindekiler bağırarak konuşmaya başladı komediyi kes. Kapaklara bakalım; Bülbülü Böldürmek, Veronika Salmak İstiyor, Buralar Eskiden İtlikti, Aşk ve Vaşak, Aşk ve Otomobilim, Aşk ve Boynuz, Kendini Baştan Daralt, Başarıya Giden On Kusursuz Hareket, Simulakrlar ve Simülasyon, ney?


Okyanuslar, çöller, stepler aşırtılırken bu tüysüz kalabalığa, mideleri kazındıkça tepelerindeki bölmeden Vakfıkebir ekmeği ve su bırakılıyor. Bir dinginleşme, bir erinç belirtisi. ‘’bugün de Nirvana’ya erdik elhamdülillah’’ tripleri suratlarında, hele tiplere bak. Olayınız sadece bu muydu? Dolu mide, ekran ve sessizlik…


Ucun ucun uçmaya, hava polislerinden kaçmaya devam ediyoruz. Etrafımız nihayet teslim alınmış, poşetleri henüz sökülmemiş F-35’lerle çevrili. Sürekli anons: ‘’Uçağı sağ salim indirirsen, söz verdiğimiz gibi Jüpiter’de yaşamana izin vereceğiz,’’ pek cömert çocuklar bunlar, az ötede korsan polis oynayın evladım siz, henüz işimiz bitmedi.


Yakıt ikmali yapmak için yolcularımızın çocukluklarına iniyoruz. Birçok pop star, futbol star fırlıyor sahneye, ‘’Amca, ben büyüyünce Kanasın dünyam söylicem, Şifo Mehmet gibi topa vuruyom,’’ diye meleşiyor kuzular. Kıydınız efendiler kıydınız hayatın en tatlı sıradanlıklarına. Lüks tirbuşon peşinde manyaklaşan kafalarımızda hala aynı baş dönmesi. Gereğinden fazla farklılaştırılmış bir aynılıkta lay lay lom. Farklılık peşinde koşarken buncası, aynı dişlere, aynı burunlara, aynı kirpiklere sahip. Aynı beyinlerde dikkatle imal edilmiş, aynı düşüncelerin mahsulü kitleler çağına çak yapıyoruz. ‘’Aynen,’’ diyorlar hak verip bana, eyvallah çekiyorlar ara ara. ‘’Böyle iyiyiz sıkıntı yok kral, bir tık daha yüklenirsen cırılırız ama,’’ diye ekliyorlar. E’leri yutup ‘’A’’ olarak kusuyor bazıları, ‘’Sen konuşma kızım mümkünse,’’ diyorum. ‘’Nadanmış? San bıza karışamassın taam mı bı kara,’’ diye dikleşiyor fok ağızlılar. Aralarından birini seçip o ölene kadar başkasıyla muhatap olmayın fark etmez. Hepsi aynı ağız, aynı söz.


Televizyonda imal edilen, telefonda programlanıp, AVM’lerde kullanıma hazır hale gelen milyarlarca aynı renk bilye gibi şıkırdıyoruz kusursuz bir beton zemin üstünde. Zıpla da hopla, hayat kısa.


Yolculuğun kısası makbul. Zaten varılacak yerler camlardan yeterince görüldü. İniş takımlarımız olmadığına göre başka seçenek kalmıyor. Uçağın bu uykulu ve horultulu seyrinde, kloroformlanmış yolcularımız birazdan boşluğa, hiçliğinin altı özenle çizilmiş bir gezegen algısının debdebesine salınacaklar.


Öhö öhö! Yolculuğumuz burada bitiyor sayın yolcularımız. Hala beni işitenler var aranızda, biliyorum. Şimdi siz tüy gibi hafiflemiş bedenlerle tam defedilip aşağılara süzülecekken son bir veda şarkısı ithaf ediyorum cümlenize:

‘’Şiki şiki baba, hadi bize oyna, şiki şiki baba, hadi yine hoppa!’’