top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Öykü: Islık

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 11 saat önce
  • 3 dakikada okunur

"Kendimi dinliyorum, benim içimden bir ben sanki. İçimi kemiren o ikinci ben, bazen gerçek benliğimin önüne geçmeye çalışıyor."


İlhan Gerimterli



Günlerdir dişlerimin arasından çıkıp dudaklarımda süzülen bir ıslık peydah oldu ki hiç sormayın. Belki de zihnim, fark etmediğim bir yerden kendini dışarı sızdırıyordur. Farkında olmadan bir şarkının ezgilerini çalıyorum. Bazen de anlamsız sesler, buruk melodiler çıkıyor ıslığımdan. Neye denk geliyorlar bilmiyorum. Dinlediğim müzikler azdır oysa. Hadi diyelim ki beynime işlemiş bir ezgi, farkında olmadan ağzımdan dökülüyor. Ama ya dinlemediğim bir şarkının notasına karışan bu ıslık? Anlamlandırılamayan sesler bazen insanın bastırdığı gerçeklerin gölgesi oluyor. Belki de içimde dolaşan bu görünmez gölge, bir melodi bulduğunda dışarı çıkacak cesareti buluyordur.

Birdenbire gelişiyor. Sanki tutunacak bir dal bulamayınca nefesimin ucuna asılıyorum. “Yine aylardan kasım…” diyor dudaklarım. Gözüm, kaldırımın kenarına biriken sarı yapraklarda. Sonra bir sigara yakıyorum. Dumanın arasından “son bir sigara içelim…” diye yankılanıyor. Kendimi dinliyorum, benim içimden bir ben sanki. İçimi kemiren o ikinci ben, bazen gerçek benliğimin önüne geçmeye çalışıyor.

Susmam gerektiğini hissediyorum. Çok konuşuyorum belki de. Kullandığım kelimeler zihnimden taşmış, ıslık biçiminde yankılanıyor olabilir. Bir kelime, bir rastlantı, bir yüz, bir müzik... Her şey ıslığa dönüşüyor. Yazarken bile farkında olmadan ıslıkla cebelleşiyorum. Sanki her cümlenin aralığında saklı bir nefes, kendini bir ıslığa dönüştürmek için pusuda bekliyor.

Bir anlamı yok gibi ama anlam arıyorum. Her oluşumun bir nedeni ve de karşılığı olmalı bu hayatta. Belki de bu yüzden delirmekle düşünmek arasındaki o ince çizgide gidip geliyorum. Her insan değişir elbette; ama neden ıslıkla? İnsanlar garipsemez, sadece duymuyormuş gibi yaparlar. Ben bile bazen duymuyormuşum gibi yapıyorum kendimi. İnsanın kendine en büyük ihaneti, kendini duymamasıdır aslındaKendi sesini bile susturan bu karmaşa, bazen beni en çok ben yapan şeyin sesini de boğuyor.

Islık, zevkten çok acı veriyor bana. Çünkü o ezgiler beni hep geçmişe, çocukluğumun kuytularına çekiyor. O günlerin yalnızlığına, annemin pencere kenarına hapsolan boynu bükük sessizliğine, kendi iç sesimin ezilmişliğine, kaybolan yıllarımın doldurulamayan eksikliklerine… Kulak tırmalayan ıslıklarım bazen kararsızlıklarımın ürünü. Bir işin içinden çıkamadığımda, zihnim bir ıslıkla kendini avutuyor. Her derdin bir tesellisi var mı acaba? Teselli, belki de acının yoğrulmuş maskesidir. Bu maskenin ardındaki yarayı ise yalnız ben duyabiliyorum, bir ıslığın ince sızısıyla.

Ama bazı geceler... O ıslık korkutuyor beni. Odanın karanlığında savrulan o ince, titrek nefes sanki ben değilim. Sanki karşımda oturmuş, beni dinliyor. Işığı kapatınca susuyor, ama kalbim yeniden başladığında o da başlıyor. O an fark ediyorum: Belki de bu ıslık, sustukça yorgun dilimin yanık sesi oluyor.

 Yağmur, sokak lambasının altında senfoni eşliğinde düşerken bir ritim tutturuyor. Her damla bir anı ve acı. Birinin gülüşü, birinin vedası, birinin susuşu. Hepsi ıslığın içinde dönüyor. Sonra ezgi değişiyor; umuda benzeyen bir tona bürünüyor. “Belki de” diyorum kendi kendime, “bu ıslık yaşadığımı hatırlatıyor bana.” Bazen insan, yalnızca nefesinin çıkardığı sesle hayata tutunur.

Ama sonra karanlıkta yoğunlaşan sessizlik. Ne bir nefes ne bir nota. Dudaklarım kupkuru. Korkuyorum. Çünkü ıslık yoksa, ben de yokum sanki. Sessizliğin bu keskin hâli, içimdeki boşluğu daha da derinleştiriyor. Bir ıslık kadar ince, bir insan kadar kırılgan. Ve kırılganlık, insanın en onulmaz yarasından filizleniyor.

Sabah oluyor. Perdeden süzülen solgun ışık yüzüme vuruyor. Aynadaki yansımam tanıdık ama yabancı. Dudaklarımın kenarında beliren o belli belirsiz kıvrım, bir ezgiyi çağırıyor yeniden. Yeni başlayan bu ezgi, sanki geceden kalan karanlığı yavaşça eritiyor. Ve istemsizce, bir ıslık daha çalıyorum.

Bu kez ezgi tanıdık değil. Ne geçmişten ne bugünden. Belki sadece bana ait. Islığın içinde, sözcükler haykırıyor: “Belki hayat, anlam veremediğimiz ıslıkların toplamıdır. Ve bazı insanlar, kendi hayatını ancak kendi sesinin yankısında bulur.”

Yorumlar


bottom of page