• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Öykü: Kar Koridoru

"Hatta bir defasında Ayşe’nin soğuktan donmuş ellerini ceketinin içinde ısıtmıştı. Sonra lise çağı geldi, köyde lise olmadığından oğlan şehre göçüverdi. Ayşe’nin liseye gitmesine gerek yoktu, kız çocuğuna fazlası zarardı. Öyle hükmetmişti babası, anası da ses çıkarmamıştı. İçten içe sevinmişti belki de!"


Kübra Kangüleç Coşkun


“Anneee kakamı yapamıyorum.”

“Bekle dedim yaa bekle orada! Kalkma sakın!”

“Ama yapamıyorum! Buraya gel! Kalkarım bak yoksa!”

Ayşe bir hışım çorbayı karıştırmayı bırakıp altını kıstı, dar koridordan geçip tuvalete girdi. Lavabonun kenarındaki yarım ruloyu aldı, tuvalet kâğıdını parmaklarına birkaç sefer doladı. Yarım olduğundan oldukça dar olan kâğıt, ona köy evlerinin önüne doğru kıvrılan dar toprak yolu hatırlattı. Babası ötesini berisini düşünmemiş, yolun her iki yanına duvar örmüştü. Kar çok yağdı mı yayılacak yer bulamaz, babasının ördüğü koridora en az yarım metre kar dolardı. Kapı açılınca, evin içine dökülüverirdi karlar. Annesi dış kapıdan başlayıp sokağa kadar koridor oluşturmuş yolu karları küreye küreye açmaya çalışır, bir yandan da kocasına söylenirdi. Kürekle kaldırdığı karları duvarın ötesine atmak kolay iş değildi. Ayşe ortaokula gelince, kar küreme işi ona kaldı. Evin önünde biten bu anlamsız koridor köylünün eğlencesi, annesi ve babası arasındaki kavgaların da baş konusuydu.


“Elimi tut anne!” diye bağırdı çocuk. Ayşe irkilerek, çocuğun önünde yere çömeldi.

“Hadi bee daha bitmedi mi? Çabuk ol, işim var!”

“Elimi tut dedim sana!”

Bütün gün fabrikada ayakta durup, makinanın kestiği ruloları kontrol ediyor, hatasız tam ruloları paketlemeye aktarıyordu. Makinenin gürültüsünden kafası kazan gibi oluyordu, yorgun argın geldiği evde bir de çocuk ağlaması kaldıracak gücü yoktu. Yer yer çatlamış kuru ellerini çaresizce uzattı ve çocuğun ellerini avucuna aldı. Çocuk ıkınmaktan kızarmış suratıyla annesine arsızca gülümsedi. Çocuk ıkınıyor, Ayşe parmaklarına doladığı kâğıtla sabırsızca bekliyordu. Çocuğun gülümsemesi sinirini bozdu, ayakları uyuşmuştu. Kenardaki tabureyi çekip oturdu, sırtını buz gibi fayanslara yasladı. Soğukta kürediği karlar ve buz kesilen elleri aklına geldi. Ayşe usul usul yağıp tüm köyü örten o bembeyaz karı önceleri severdi. Çamurlu yolları, bahçe kenarlarına yığılı eski eşyaları, derme çatma kümesleri, külüstür arabaları örtüverirdi kar, o vakit sıvası dökük evler bile sevimli görünürdü gözüne. Bir şey daha vardı…



Ayşe ıkınan oğluna kaçamak bir bakış attı, kendi kendine biraz mahcup gülümsedi. O zamanlar bir sevdiği vardı, oğlan Ayşe’yi kar kürerken görünce yardıma gelirdi. Hatta bir defasında Ayşe’nin soğuktan donmuş ellerini ceketinin içinde ısıtmıştı. Sonra lise çağı geldi, köyde lise olmadığından oğlan şehre göçüverdi. Ayşe’nin liseye gitmesine gerek yoktu, kız çocuğuna fazlası zarardı. Öyle hükmetmişti babası, anası da ses çıkarmamıştı. İçten içe sevinmişti belki de! Ayşe gitseydi, kar küreme işi ona kalırdı. Ayşe’nin yüzü öfkeden gerildi.

“Ee hadi bee, hâlâ mı bitmedi?”

“Acıyorrr!”

Ayşe çocuğun ellerini geri itti, sinirle kalkıp mutfağa yöneldi. Bedenini sıcak basmıştı, o oğlanla bir iki mektuplaştılar diye postacı laf çıkarmış, evde yer yerinden oynamıştı. Babası değil ama annesi temiz bir dayak çekmişti. Mutfaktaki sandalyeye çöktü Ayşe. Gözü koridordaki rafa üst üste dizdiği yarım rulolara takıldı. Dayak olayından sonra Ayşe karar vermişti; şehre sevdiği oğlana kaçacaktı. Çantasını hazırlarken, kar ağır ağır yağmaya başladı. Ayşe’nin çok vakti yoktu, acele etmeliydi. O gece annesi ve babası geç saate kadar oturdu, radyo çekmese de uyumadılar. Ayşe’nin gözü pencerenin demirlerinde yığılmaya başlamış kardaydı. Kar gittikçe hızlandı, Ayşe’nin kalbi sıkışıyordu. Anne ve babası yatmaya gidince elinde çanta kapıya yöneldi. Kapıyı açar açmaz, buzdan bir duvarla karşılaştı. Arkasından annesi seslendi: “Nereye bu saatte?”

Bir Ayşe’ye bir de elindeki çantaya baktı. Gözlerini kıstı, “Gör bak ne yapıyorum sana!” diye haykırdı.


Kar erir erimez, apar topar nişanladılar Ayşe’yi. Annesinden kalma gelinliği de kar beyazdı, tombul bedenini sıkıyordu. Düğün yemeğinde kocasıyla yan yana otururken, nefes alamadığını hissetti. Ocakta bıraktığı çorba fokurdamaya başlamıştı, şimdi de nefes alamıyordu. O sırada dış kapı gürültüyle açıldı. Diğer iki oğlu da okuldan dönmüş, bağırış çağırış içeri dalmışlardı. Küçük oğlan tuvaletten seslendi:

“Annee, bitti! Annee!”


Mutfak önlüğü sıkıyor, koridor karla doluyor, çocuklar hep bir ağızdan bir şeyler istiyorlardı. Rulo makineleri Ayşe’nin kulaklarını sağır edercesine çalışıyor, devasa ruloların üzerine inen giyotin son vuruşta bir ruloyu yarım bırakıyordu. Ayşe bu yarımları topluyor, eve getiriyor, rafa diziyordu. En küçük oğlan tuvaletten seslenmeye devam ediyordu. Ayşe terlemeye başladı, giyotin sanki boynuna inecekti. Alelacele yerinden kalkıp tuvalete koştu. Oğlanı temizlemeden, üstünü çekti. Önüne kattığı gibi koridoru geçirip, dışarı attı. Büyük oğlanlar öylece kalakalmış, annelerini izliyorlardı. Onları da sırtlarından ittirdi, “Hadi hadi, gidin! Kardeşinizi oynatın kapının önünde.” Kapının kenarındaki topu üzerlerine fırlattıktan sonra kapıyı kapadı.


Koridorun duvarlarına çarparak ilerledi… Raftaki yarım ruloları tek bir hamleyle aşağıya döktü. Kar üzerine üzerine yağıyor, tüm çıkışları kapatıyordu. Çocuklar dışarıdan sesleniyordu. Ayşe’nin elleri artık hiç ısınmıyordu; önlüğün cebindeki kibrit kutusunu çıkarıp, bir kibrit çaktı. Yerlere saçılmış tuvalet kağıtlarına baktı. Isınmanın tek bir yolu vardı.