top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Öykü: Kimlik

"Salim gibiler, dünyaya fırlatılmışlık hissiyle baş etmeye çalışırken o arada boş durmayıp gerek eylem alanlarında gerek sosyal medyada sistemi eleştirmekten geri durmayan tiplerdi."


Emir Akköse


Salim, buraya öyle böyle, sınır sınır geldikten sonra bir tanıdığının tanıdığıyla kontakt kurup Berlin Neukölln’de bir bara taşındı. Yani sırt çantasını o bara taşıdı. Barın sahibi Teoman (gerçek adı mı bilmiyoruz), yaşı o kadar büyük olmamasına rağmen babacan bir adamdı. Anlayışlı tiplere uygun bir bıyığı vardı ama üstten bakan, spatulayla sağa sola üstünkörü kaydırılmış kaşlarıyla da dikkat çekiyordu.

Salim bir akşam vakti bara girip Teoman’a kendini tanıtırken, bir yandan da etrafına bakıp “Ben bu barda betimleyecek çok şey bulurum.” diye düşündü. Bir yazardı çünkü o. Büyük yazar Haşim Karakılıç’ın adını yaşatmak ve genç yazarların önünü açmak adına düzenlenen öykü yarışmasında da üçüncülük ödülünü kazanınca yazarlığı iyice resmiyet kazanmıştı. Ne var ki kitapta yazdıklarından çok Twitter’da yazdıkları onu üne kavuşturmuştu; en azından hukuk camiasından belli başlı isimler yazdıklarına ilgi gösterip peş peşe davalar açmışlardı. Açılan davaları fırsat bilen Salim, yine bir tanıdığının tanıdığı vasıtasıyla bir kaçakçıyla anlaşıp yirmi dört gün süren teferruatlı bir yolculuğun ardından Almanya’ya kaçmıştı.

Teoman, dışı terlemiş mojito bardağını masaya bırakıp elini uzattı Salim’e. Salim, bu eli bilinmez geleceğinin anahtarıymış gibi sıkıca kavradı. Sonra masaya oturdu. Teoman ve Salim’in dışında masada bir de beyin göçü vardı. Yani iyi okullarda okumuş, geçerli bir mesleği olan, bir mühendislik firmasıyla anlaşıp uçakla birkaç saat süren bir yolculuğun ardından yeni hayatına başlayan Okan.

Son yıllarda Avrupa’da Okan’larla karşılaşma olasılığı iyice artmıştı. Teoman, Okan ve Salim oturdukları masada, göç dediğimiz çok ayaklı olgunun üç ayağını temsil ediyorlardı: Akrabaların yardım ve tavsiyeleriyle gelip, orada burada yıllarca çalışıp, biraz da vergi kaçırmayı ihmal etmeyerek işletme sahibi olanlar; geçerli diplomalarıyla gelip iş bulanlar ve Salim’ler.

Salim gibiler, dünyaya fırlatılmışlık hissiyle baş etmeye çalışırken o arada boş durmayıp gerek eylem alanlarında gerek sosyal medyada sistemi eleştirmekten geri durmayan, eğitimli olmalarına rağmen dünyanın pek önem vermediği mesleklere yöneldikleri için genelde işsizlikle boğuşan, “hayatın önümüze sunduğu engelleri aşma platformu” gibi yerlerde aktivistlik yapan, en son dayanamayıp ceketini alıp umudu Batı’nın steril dünyasında aramaya çıkan, bizim de kendimizi daha yakın hissettiğimiz bir kitleyi temsil ediyordu. Ancak Batı, kollarını açmış Salim gibilere “Hoş geldiniz yavrularım!” demiyordu. Salim de bunu çok geçmeden anlayacaktı.

Teoman, parmaklarını şıklatıp masanın ruhuna uygun bir şekilde alkollü içecekler getirtti. Bardaklar tokuşturulduktan sonra kendi konfor alanında olmaktan büyük keyif alan Teoman lafa girdi:

“Şimdi Salim’cim, hoş geldin tekrar. Burada bir tanıdığın, kalabileceğin bir yer yok galiba?” “Yok maalesef. Ercan bahsetmişti; gidersen Teoman’ın yanına, yardımcı olur diye.”

“İltica başvurusu yapana kadar burada kalırsın. Hem de temizliğe falan yardım edersin. Böylece harçlığın da çıkmış olur. Olur mu?”

“Olur. Birkaç evrak var memleketten gelecek, gelince zaten başvuracağım hemen.”

Okan, buradan çıkınca gideceği kulübü düşündü. Teoman, “Yine yaptım yapacağımı, ne yardımsever adamım yav.” diye geçirdi içinden.

Gece saat 02.47’de herkes gitmiş, Salim barda tek başına kalmıştı. Barın tuvaletinde dişlerini fırçaladı. Diş fırçasını bir kâğıt havluya sarıp geri çantasına koydu. Köşedeki ikili koltuğa geçip kıvrıldı. Uyurum sanırken altı buçuk saat uyumadan döndü durdu.

Bir iki gün bu şekilde geçtikten sonra tüm planları altüst eden bir gelişme yaşandı. Teoman’ın sınır tanımayan yardımseverliği neticesinde Salim bir avukat bulmuştu kendine. Avukat, gerçekleri bir anda çarptı Salim’in yüzüne. Öyle böyle, sınır sınır 24 günde Almanya’ya gelirken tabii ki başka devletlerden geçmiş, yakalanmış ve AB parmak izi kayıt sistemine parmak izi işlenmişti. Bu yüzden avukatın da tane tane anlattığı gibi, sadece bilmek zorunda kalanların bildiği Dublin Prosedürü’ne takılacaktı. Yani burada iltica ederse, sistemde görünen, daha önce parmak izi verdiği ülkeye geri gönderilecekti.

Salim, “Peki ne olacak yani şimdi?” diye mantıklı bir soru sorunca avukat, parmak izi sistemden düşene kadar kaçak yaşamasını ve sonra iltica etmesini önerdi. Bunun oldukça uzun bir süreye tekabül ettiğini anlayan Salim, “O zamana kadar nerede, nasıl kalırım?” diye ikinci mantıklı sorusunu sormuş bulundu. Avukat, iki elini yana açıp başını sağa eğerek cevapladı.

Durumu Teoman’a açınca, bilgece gülümsedi bar sahibi ve “Sana bir Bulgar kimliği ayarlarız, onunla özgür bir birey gibi yaşarsın o zamana kadar.” dedi. “O kimlikle bir oda tutarsın, burada da çalışıp paranı kazanırsın.” diye ekledi. “Yalnız sana beş bine patlar.” demeyi de unutmadı.

“Lira mı?” dedi Salim istemsiz.

Çenesini sola kaydırıp gözlerini indirerek cevapladı Teoman: “Euro. Ben öderim istersen, borcun bitene kadar bende çalışırsın.”

“Bir düşüneyim.” dedi Salim.

O gece saat 03.20 sularında herkes gidince Salim yine tek başına kaldı. Bar tuvaletinde dişlerini fırçalayıp diş fırçasını kâğıt havluya sarıp çantasına koydu. “Nasıl bir topa girdik böyle?” diye düşünerek ikili koltuğa uzanıp kendine acımaya başladı.

Okan, yakınlardaki bir gece kulübünden çıkmış, açıksa bir iki bira daha yuvarlarım düşüncesiyle barın önüne gelmişti. Kapalı olduğunu anlayınca geri dönmek üzereyken koltukta uzanan Salim’i fark etti ve kapıyı tıklattı. Siyah tahta kapının kilidini içeriden iki kere çevirip açan Salim, Okan’ı görünce şaşırmış gibi yaptı. Esasında “Bir huzur vermediniz.” diye iç geçirdi.

Okan, kendi barıymış gibi arkaya geçip iki bira doldurdu ve “Ne yaptın Salim, hallettin mi o işleri?” diye sordu. Salim sağ eliyle alnını yukarı kaydırıp saçlarını dağıttı.

“Hallettim sayılır.” dedi.

Okan, “En önemlisi ne biliyor musun? Hobin olacak abi!” dedi.

“Ne hobisi?” diye sordu Salim.

“Hobi abi, hobin olacak. Burada kimse ne iş yaptığına falan bakmaz; neyle ilgilendiğine, neleri sevdiğine bakar.” diye ekledi, gür sesiyle geceyi delerek.

Uzandığı yerden “Doğrudur.” diye geveledi Salim, sinirlerine hâkim olma nezaketini elden bırakmadan. Okan, sohbetin ilerlemediğine kanaat getirmiş olacak ki hızlıca birasını içip ekledi:

“Deneyimli bir heteroseksüel olarak söylüyorum, iyi hobin varsa sevişme ihtimalin de o derece yüksek olur. Hadi eyvallah.”

Deyip çıktı. Boşalan bira bardağını geri lavaboya bırakmayı unutmadı.

Salim tahta kapıyı tekrar kilitleyip ikili koltuğa geçerken ayağına bir şey takıldı. Eğildi baktı: Bir cüzdan. Kasanın yanına bırakıp geri koltuğa geçti. Olmadı, kasaya gitti cüzdanı aldı, tekrar koltuğa geçip oturdu.

İçine bakınca 236 Euro buldu. Kimliğe bakınca da Okan’ın resmini ve diğer gerekli bilgileri gördü. Kendisi kaçak gelirken iltica edecek diye kimlik, pasaport ne varsa yırtıp atmıştı.

Cüzdanı cebine koyup Okan’ın arkasından çıktı. Bir o yana gitti, bir bu yana ama çocuğu bir türlü bulamadı. “Neyse, yarın yine gelir nasıl olsa.” deyip bara dönecekti ki aklına bir fikir geldi. Sonra bu fikri elinin tersiyle itti. Ama fikir gitmek bilmedi. Tüm ayrıntılarıyla canlanmaya devam etti. Her şey kafasında net bir görüntü kazanınca da barın yakınlarındaki bir pansiyona gitti.

Kapıda bir durdu, eli cebine gitti, Okan’ın kimlik fotoğrafına baktı. Pansiyonun yanındaki vitrinde kendi yansımasına baktı. İki Ortadoğulu yüz. Cüzdanı geri cebine koyup pansiyona girdi.

Resepsiyondaki kadın uyanıp Salim’i selamladı. Salim, Okan’ın kimliğiyle bir oda tuttu. Kadın, fotoğrafla Salim arasındaki farkı anlamadı. Okan’ın parasıyla odanın parasını ödeyip yukarı çıktı. Yolda sigara içmişti; bu yüzden tuvalette dişlerini tekrar fırçalayıp diş fırçasını bu kez aynanın yanındaki bardağa koydu. İçeri geçip bir aylık uykusuzluğunu geniş, uzun yatakta bir güzel doyurdu.

Okan eve geçince ceketini çıkarırken fark etti yan cebindeki boşluğu. “Dans ederken düşürdüm herhâlde.” diye düşünüp üstünü çıkarmadan yatağa attı kendini.

Salim, çektiği derin uykunun ardından sabah uyanıp bu öyküyü yazdı.

Yorumlar


bottom of page