• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Öykü: Tavan Arası

Böyle şeyleri eskiden daha sık söylerdi. Sıklaşan artık kavgalarımız. Gülümsemesi ansızın soldu. Başını kitaba eğdi.


Doğan Görmez

Kitabı açınca minicik, sarı kum taneleri makyaj masasına dökülüverdi. Ayracın olduğu sayfada koyu harflerle yazılmış başlığı görünce şaşırdı: “Unutulan” En son bu öyküyü okumuştu zaten. Ayraç neden bu sayfada? Bardağa uzanırken kitap, kuma düşmüştü, o zaman rastgele mi koymuştum ayracı? Sonra okumaya devam ettim ama. Kafası karıştı. Sandalyesini masaya iyice yaklaştırdı. Gözü kitaptaydı. Ayracı masaya el yordamıyla bıraktı. Bir gün önce sahilde, şezlongda uzanarak okuduğu öyküyü yeniden okumak istedi. Dalga sesleri, denizde eğlenen insanların ve kıyıda oynayan çocukların gürültüsü, otelin havuz tarafından gelen müzik sesi, uzaktaydı. Klimadan ara ara gelen hırıltılı ses dışında odada çıt yoktu. Okumaya başladı.


“Gülümsediğimi gösteren bir ayna olsaydı; biraz da ışık.” Gözlerini makyaj masasının dayalı olduğu duvarda asılı aynaya kaldırdı. Dirseklerini masaya bastırıp aynayla arasında neredeyse bir karış kalıncaya kadar yaklaştı aynaya. Burnundan başlayıp elmacık kemiklerine doğru yayılan çillerine baktı. Çiller, tatile çıktıklarından beri belirginleşmişti. Normalde varla yok arasıydı. Çok yakından bakılmadığı sürece belli olmuyordu. Semih, bir keresinde çillerin ona çok yakıştığını söylemişti. Bunu hatırlayınca gülümsedi. İşte, gülümsediğimi gösteren bir ayna. Böyle şeyleri eskiden daha sık söylerdi. Sıklaşan artık kavgalarımız. Gülümsemesi ansızın soldu. Başını kitaba eğdi.


“Benimle ilgili değilsin diyerek üzerdim onu.” Semih benimle ilgili mi? İlgili ama eskisi kadar değil. Bunu ona söylemeli miyim? Ne fark eder. Kendi de biliyor. Başını kaldırdı. Tekrar aynaya baktı. Şu çillerimden öpmeye doyamazdı. Burnumun üstünden başlar, elmacık kemiklerime, sonra dudaklarıma kayardı dudakları. Sakince, yavaş yavaş soyardık birbirimizi. Acelesiz, keyif alarak sevişirdik. Şimdi sevişmelerimiz bile sıradan. Havasız kaldığını hissetti. Kalktı, pencereyi açtı. İçeriye hava doldu dolmasına ama umduğu ferahlamayı hissedemedi. Oda, otelin mutfak bölümüne yakındı. Karmakarışık bir kızartma kokusu doluyordu odaya. Kahvaltı saati başlamıştı. Yine erkenden yüzmeye gitmiştir. Bari tatilin son günü birlikte uyansaydık. Pencereden dışarı baktı. Oteli sahile bağlayan yolda, omuzlarında ya da plaj çantalarında havlularını taşıyan insanlar vardı. Şezlong kapmak için acele acele yürüyorlardı. Arasam mı acaba? Neyse boş ver. Şu öyküyü bitireyim de öyle ararım. Döndü, makyaj masasının üstünde açık duran kitaba yöneldi. Oturdu, okumaya devam etti.


“Bir yolunu bulup gitmiştir diye düşündüm.” Semih bir yolunu bulup gitmiş midir? Son kavgamızı dün ettik. Gitse bugün giderdi. Gitti mi yoksa? Telaşla, yatağın yanındaki dolaba çevirdi kafasını. Poposuyla sandalyeyi geri itip avuçlarıyla masadan destek alarak ayağa kalktı. Dolabı açtı. Kıyafetleri, valiz, her şey yerli yerindeydi. Derin bir oh çekti. Açık dolabın karşısında öylece kaldı. Ne bu telaş Hande? Kavga ediyorum ama beni bırakıp gitmesini de istemiyorum demek ki. Kavga etmeyi istiyor muyum? Aslında onu da istemiyorum. Son kavgamız mesela. Tatili iki gün uzatmayı istememin nesi kötü? Kavga etme niyetim yoktu. Sonradan tartışma uzadı. İki gün, ona bir aya patlarmış. Mağazada işler birikmiş. Bir sürü çalışanı var hâlbuki. Sinirlendi. Dolabın kapağını sertçe kapattı. Yaptığına şaşırdı sonra. Kendi kendine bile kavga ettiğini hissetti. Sakin ol Hande, diyerek derin nefes aldı. Döndü, sandalyeye oturdu.


“Kendi kendime konuşuyordum.” Ben de kendi kendime konuşuyorum. Bilse Semih ne düşünür? Belki biliyordur. Bu kitabı daha önce okuduğunu söylemişti. Kendi kendine konuşma fikrine alışkın olabilir. Kitabı kapatmadan önce aynaya baktı. Tişörtünün yakası neredeyse omuzlarına kadar açıktı. Teni o kadar esmerleşmişti ki bikini askısının izi teninde parlıyordu neredeyse. Sahile inip Semih’i bulmaya ve biraz daha güneşlenmeye karar verdi. Kitabın devamını da merak ediyordu. Tavan arasındaki eski sevgili imgesi hoşuna gitmişti. Masanın bir kenarında duran ayracı alıp kaldığı yere koyacakken bir şey fark etti. Ayracın arka yüzünde bir yazı vardı. Bu Semih’in el yazısıydı. Hande, yazıyı okuyunca ayracı en son okuduğu öyküye Semih’in koyduğunu anladı: “Bu kavgaların sonu gelmeyecek. Bir gün beni tavan arasında bulmak istemiyorsan bitirelim.” Hande, elinde ayraçla donup kaldı. O sırada odanın kapısı açıldı. Semih içeri girdi. Göz göze geldiler.