• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: Ümit

"Seslenmemle babamla halamın odaya girmeleri bir oluyor. Babamla göz göze geliyoruz. Bir mucizeye şahitlik etmek istedikleri her hallerinden belli oluyor."

Semanur Bozok Sabuncu


Genzimi yakan ağır kokuyla uyandım. Mum ışığının aydınlattığı yabancı bir odadayım. Odada yalnızca sedir ve ahşap sehpa var. Pencere önündeki sedirde yatıyorum. Bacaklarım sızlıyor. Ellerim karıncalanıyor. Damarlarımdan kan çekilmiş. Vücudum buz gibi. Titriyorum. Sehpanın üstünde buda heykeline benzeyen bir tütsülük var. Oradan dumanlar yükseliyor. Geleli ne kadar oldu, kaç saat uyudum bilmiyorum. Üzerimdeki tozlu battaniyeyi parmak uçlarımla kenara atıyorum. “Baba, baba” diye bağırıyorum. Seslenmemle babamla halamın odaya girmeleri bir oluyor. Babamla göz göze geliyoruz. Bir mucizeye şahitlik etmek istedikleri her hallerinden belli oluyor.

Halama göre derdimin dermanı ateşten yaratıldığı söylenen kadındaydı. Anneme yalvardım beni gönderme diye, dinlemedi. Sora sora iki saat uzaklıktaki köye vardık. Kızıl renkli toprak evler birbiri ardınca sıralanmıştı. Evleri tek tek geçtik. Köyün sonunda terk edilmiş görünümlü eve vardık. Ahşap yeşil kapının önüne geldik. Babam tokmağı çaldı. Az sonra beli bükük, bitişik ince kaşlı, alnı noktalı bir kadın kapıyı açtı. Kadının kızıl suratı, feri kaçmış ela gözleri içimi ürpertti. Korktum. Geri dönelim deseler geldiğimiz yol gözümde değildi. Seve seve geri dönecektim. Babamın gel işaretiyle istemeye istemeye yürüdüm. Basık tavanlı, dar bir koridordan geçtik. Büyük bir odaya girdik. Yerde sadece eski Isparta halısı ve minderler vardı. Odadaki ağır baharat kokusu genzimi yaktı. Gözlerim yaşardı. Dizili yer minderlerine sırayla oturduk. Babamın yanına sessizce kıvrıldım. Ben meraklı gözlerle etrafa bakarken halam derdimi anlattı. Anlatılanları dikkatle dinleyen kadın yerinden kalkıp, tam karşıma oturdu. Göz gözeydik. Yüzüme uzanınca bağırmaya başladım. Söylenenler aklıma geldi. Ya alev alırsam, ya yanıp kül olursam diye korkuyordum. Kadın “Şşş sessiz ol” dedi. Nasırlı elleriyle dokunmadan hamur yoğurur gibi alnımı ovdu. Bastırdıkça canım acıyor, canım acıdıkça bağırıyordum. Gözlerimin yerinden çıktığını hissediyordum. Bir saat kadar süren ovmanın ardından yüzüme üç kere tükürdü. Nefesinden yayılan nane kokusu midemi bulandırmaya yetmişti. Kesik kesik yutkundum. Oracıkta kusmamak için kendimi zor tuttum. Az sonra odaya tepsi içinde eşek sütüyle, arpa suyu getirdi. Bunları içtikten sonra uykuya dalacağımı ve bir rüya göreceğimi söyledi. Zorla da olsa getirilenleri içtim. İyice halsiz düşmüştüm. Yüzüm kasap dükkânındaki etler gibi kıpkırmızıydı.

Uzanmam için beni odaya aldılar. Vücudum gittikçe ağırlaşıyordu. Odadaki sesler cılızlaşmıştı. Göz kapaklarıma artık direnemiyordum.

Masmavi bir deniz kenarındayım. Koca koca kayaların dibindeki yosunların taze kokuları geliyor burnuma. Ayaklarım denizde. Dalgalar katladığım paçalarımı ıslatıyor. Bundan zevk alıyorum. Denizin güzelliğine dalmışken karşı kayalıkta oturan sakallı, dervişe benzeyen adamı fark etmem hayli zaman alıyor. Göz göze geldiğimizde bir an ürperiyorum. Oturduğum yerden suya düşecek oluyorum. Yaşlı adam omuzumdan yakalıyor. Yumuşak, ruhu okşayan sesiyle “Korkma” diyor. Rahatlıyorum. “Anlat seni dinliyorum. Neyin var?” diyor. Bir an duraksıyorum. Söze nereden başlayacağımı bilmiyorum. Adam bakır cezvede kahve pişiriyor. Ben anlatmaya başlıyorum. "Yalnızım. Çok yalnız. Anlatamayacak kadar çok. Şu denizin dibine, beni cüzzam gibi yiyen dertlerimi bırakıp gitmek istiyorum.” diyorum.

Kahveleri yudumlarken konuşmuyoruz. Sessizliği yine o yumuşak ses bozuyor. “Üzülme iyileşeceksin. Ayağına közde ısıtılmış bir demir basacağım. Canın çok acıyacak eğer dayanırsan iyileşeceksin” diyor. “Zaten içim yanıyor dayanırım“ diyorum. Cebinden çıkardığı Osmanlı tuğrasına benzeyen mührü ateşte ısıtıyor. Sağ ayağımın topuğuna bastırıyor demiri. Canımın acısından gözlerim yaşarıyor. Ne kadar tuttuğunu bilmiyorum. Oturduğum kayalıktan denizin dibine düşüyorum. Ahh diye bağırırken uyanıyorum. Topuklarıma kadar sırılsıklamım.

Yaşlı kadın gördüğüm rüyayı soruyor. Bir müddet yatağın içinde boş gözlerle dışarıyı seyrediyorum. Kadınlar su getiriyor çeşmeden. Çoban koyunlarıyla köyün girişinde tozu dumana katarak geliyor. Gün ikindiye dönüyor. Babama “artık gidelim’’ diyorum. “Tamam’’ diyor. Önceden hazırladığı beyaz zarfı yaşlı kadına uzatıyor. Kadın zarfı alırken birkaç acayip şeyden oluşan reçeteyi elime tutuşturuyor. Meyan kökü, zeytinyağı, keten tohumu, çam fıstığı ve diğer şeyler…

Dudağımda sevinçten mi, hüzünden mi ileri geldiği belli olmayan çarpık bir gülümseme ile arabaya biniyorum. Avucumda tuttuğum kağıdı öndekilere hissettirmeden parçalıyorum. Aralıklı duran camdan püfür püfür esen rüzgâra bırakıyorum.