• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: Yarım Öpüş

Böyle bir an, bir başlangıç olabilir mi? Yanı başındaki sessizliğin gürültüsünde kulaklarının uğuldadığı bir başlangıç... Bu olsa olsa bir mevsimin yersiz ve kısa süreli değişiminin habercisi olabilir. Masa örtüsünün desenindeki çiçekleri sallandıran serin bir rüzgâr yemek masasının üzerindeki, başını kaldırınca şimdi bir şemsiyeye benzettiği lambadan mı sızmakta?



Burcu Aydoğan

“Saatleriniz pek güzelmiş.” Kadının gözü, yemek masasının bir başında oturan adamın ve karşısındaki kızın bileğindeki, birbirinin aynısı saate takılır. Arkadaşı kendininkinin kordonunu düzelterek gülümser, “Teşekkürler, biliyor musun aslında bunlar bizim söz yüzüklerimiz,” der. Adam acele araya girer, “Bırak şimdi, ne söz yüzüğü? Geçen gün bana sinirlenince, o saatten aslında sırf vicdan yaptığım için sana da almıştım demedin mi?”

İşte yine yaptı, bunu son zamanlarda çok sık yapıyor. Başkasının yanında beni kötülüyor. Oysa kendi de, saati aldığımda, evet gizli söz yüzüklerimiz olsunlar dememiş miydi?

"Vicdan mı? Hayatım, iyi misin ne vicdanı?" kız sağ elini adama doğru uzatır. Adam yanıtını kısa bir “Tehh..” ile başını iki yana sallayıp, masadaki telefonu eline alarak verir. Bu sırada çenesinin bitimindeki kemiği yumruk olur şişer, iner ve yine, birkaç kez tekrarlar. Kız uzattığı elini çeker, gözleri karşısında oturan arkadaşınınkilerle tokuşunca, dudağının kenarı hafifçe yukarı kıvrılıverir. Arkadaşının dudağı mühürlü, ayağa kalkar, önündeki kırıntıları kalmış kek tabağını ve yarısı içilmiş çay bardağını alır, arkasındaki kapıdan mutfağa geçer. Kız başını kendi tabağına indirir, yarısı yenmiş kekin kenarında sorusunun cevabını bir de çatalına bekletir. Başını sağa, adama doğru çevirir, gözleri yarısı içilmiş kahve fincanından, beyaz tişörtüne geçer; yakasının uçları sökülmeye başlamış, geçen sene verdiği doğum günü hediyesinden, birkaç günlük kırlaşmış sakalında gezinir, dudaklarını aralar. Çatalı bu defa onun kelimelerinin bekçiliğinde. Adamın telefonunda gezinen parmaklarını, çatılmış kaşlarını izler, yüzündeki çizgiler çay masasından çoktan kalkmış, ofisteki masasında, müşterisinden gelen epostalara bakan ciddiyettedir. Çatal görev iptal, der, kız dudaklarını kapatır. Sol bileğindeki saate bakar. Parmağını dokunmatik ekranın üzerinde gezdirir. Ekrandaki büyük rakamlar saatin on yedi on yedi olduğunu gösterse de ses etmez. Rakamların birlikteliği bir süredir adamı öpmesi için bir bahane değildir. Kadran işini yapmaya devam eder, işte on yedi on sekiz oldu bile. Adamın kolundaki saate bakar, o da işinde gücündedir. Böyle bir an, bir başlangıç olabilir mi? Yanı başındaki sessizliğin gürültüsünde kulaklarının uğuldadığı bir başlangıç... Bu olsa olsa bir mevsimin yersiz ve kısa süreli değişiminin habercisi olabilir. Masa örtüsünün desenindeki çiçekleri sallandıran serin bir rüzgâr yemek masasının üzerindeki, başını kaldırınca şimdi bir şemsiyeye benzettiği lambadan mı sızmakta? Yüzü karşısındaki mutfak kapısından elinde tazelediği çayıyla masaya yaklaşan arkadaşına döner. Arkadaşının yüzünde hafif bir gülümseme, siyah saçlarının arasından kıvrılan beyazları gibi, alelade.


Gözleri kızın tabağına iner. Ne yaptığını anlamış gibi, çatala uzanır parmakları. Aradığını bulabildi mi?. Gözlerin buluşması, dudakların yukarı kıvrılması, ardından bir anlığına ruhların buluşması… Üstünde durma, boşver. Arkadaşı tabağı da çatalı da bırakır kendi haline, bu defa kızın yarısı kalmış çayına uzanır. Sana da sıcak ve demli bir tane doldurayım mı? Arkadaşının elini parmağının ucuyla sever kız, başıyla olurlar. Rüzgâr lambasına geri kıvrılır, yeniden ılıklaşır bahar. Kız başını sola çevirir, pencerenin ardına bakar. Sağdaki kiraz ağacının dalına bir sığırcık konar. Siyah üstü küçük beyaz noktalı gövdesini dala yerleştirip, ince, uzun, sarımsı gagasını ağacın tepesindeki uzanılmamış, unutulmuş bir kiraza daldırır. Hızla geri çeker başını ve tekrar daldırır. Etrafına bakınıp başka kiraz bulamaz, onu da yarım bırakır.

1/1