• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Öykü: Yumru

"Yatağıma oturup sırtımı duvara yasladığımda evin her yerini görebiliyorum. Yerde bir örtü ve yastık var; orada uyumuş olmalıyım. Kirli bir kahve fincanı sehpanın üzerinde, kahve de içmişim."


Hande Çevik

Tek başıma değilim.

Göbeğimin üst tarafında, memelerimin altında, karın boşluğumdaki yumrunun varlığıyla yaşıyorum. Kendimi bildim bileli orada aslında. Büyüyüp küçülüyor. Son zamanlarda o kadar büyüyor ki nefesimi kesebiliyor. Hiç kıpırdamadan küçülmesini beklemekle geçiyor günlerim. Evin içinde dolanmama izin verdiğinde onunla konuşmam, bana acı çektirmemesi için yalvarmam gerekiyor.

Geçenlerde midemi ele geçirdi. Gün boyunca ne su içebildim ne herhangi bir şey yiyebildim. Mide suyum dalgalı bir deniz gibiydi. Kusmayı becerebildiğimde onun küçüleceğini düşündüm. Parmağımı ağzımın derinliklerine soktum ve öğürdüm. Sarıya çalan yeşilimsi bir sıvı geldi. Yumrunun aynı renk olduğuna eminim; çirkin, sümüksü bir yeşil.


Uyuyabildiğim nadir anlarda onun varlığını hissetmiyorum. Gözlerimi açar açmaz içimde gerinerek uyanıyor. Kabusları ve hastalıklı düşünceleri bütün gece emmiş olarak beni sebepsiz yere sabah hüznüne sokuyor. Yeniden uyumak zor olduğu için, kendimi sürükleyerek -bazen gerçekten sürüne sürüne gidiyorum- banyoya ulaşıyorum. Yıkanmamdan hoşlanmıyor. Dinlemeyeceğini bilsem de ona suyun bana iyi geleceğini söyleyerek, yıkanmayı deniyorum. Her zaman mümkün olmuyor tabii. Çeşmelerin sıcak soğuk ayarını bir türlü beceremediğim için duş almaktan vazgeçtiğim oluyor, kaynar suyla haşlandığım ya da soğuk suyun altında kendime gelmeyi denediğim de... Kendime gelmek bir türlü mümkün olmuyor, çünkü kendimin kim olduğunu unutmak üzereyim. Yumru haline gelmekten korkuyorum.


İşe gittiğim günlerden kalma bir alışkanlıkla kahve makinesini çalıştırıyorum. İstisnasız her sabah bir fincan Americano. Kahve içerken yatağıma oturup öylece duruyorum. Sims oyunundaki karakterler gibiyim, tek bir odadan oluşan bu evde onun beni hareket ettirmesini bekliyorum. Yaşamaya devam edebilmek için ihtiyacımın ne olduğunu bilemez duruma geldim. Uzun zamandır kıyafetlerim etrafa saçılmış durumda, bir ara dolabımı toplamaya karar verip hızlıca vazgeçmiştim. Bornozla kalmak çok daha kolay. Tek bir bornoz ve tek bir fincan. Her sabah, bir önceki sabahtan kalan kahve fincanını yıkayacak kadar takatim oluyor. Hatta bütün bunları; uyumayı, uyanmayı, yıkanmayı, kahve içmeyi yaptığımdan da pek emin değilim. Onun uzun süredir hareket etmeme izin verdiğini sanmıyorum.


Yatağıma oturup sırtımı duvara yasladığımda evin her yerini görebiliyorum. Yerde bir örtü ve yastık var; orada uyumuş olmalıyım. Kirli bir kahve fincanı sehpanın üzerinde, kahve de içmişim. Mavi, kumaşı eprimiş bir bornoz yatağın ucuna bırakılmış. Çıplağım. Yatağa uzanıyorum. Elimi onun içine çöreklendiğini düşündüğüm yere koyuyorum. Derimin altında. Uslu bir hayvan numarası yapıyor ve onu okşamama izin veriyor. Bu haliyle bile onu yok saydığım günlerin acısını çıkarttığını biliyorum. Sanki hiç içimde büyümeye devam etmemiş gibi; ek mesailerle işten aylarca geç çıktığımı ve çalışma hırsına yenik düştüğümü, spor yapmayı erteleyip sigarayı arttırdığımı, güya rahatlamak için sarhoş olduğum zamanlardaki serzenişlerimi hatırlıyorum.


Uzanarak ulaşabildiğim, uzundur çalmayan telefonuma bakıyorum. Şarjı bitmek üzere ama hala zamanı gösteriyor; 11 Nisan, saat 10.35. Ne zaman işten çıkarılmıştım, emin değilim. Ama param bitmek üzere. Yumru, tarihi görmemle birlikte aklıma üşüşen tüm kaygıları yuttu. Sol elim hala onun üzerinde. Büyüdükçe büyüyor. Kemal’le ayrılalı ne kadar zaman olduğunu, aylardır babamı görmeye gitmediğimi, geciken kira ödememi sayıklayıp duruyorum.


Yumru! Ben bunları kime anlatıyorum? Size mi yumruya mı? Onun kahrolası bir yara, geçmek bilmeyen bir acı, kendini sürekli hatırlatan ve kötü duygularımı yiyerek beslenen bir hayvan olduğunu söylediğimde, sizinle mi konuşuyorum onunla mı? Yoksa varlığından dolayı kasılmaktan yorgun düşmüş bedenimle konuşup ondan kurtulmaya mı çalışıyorum? Ruhumun, onun varlığı altında ezildiğini göre göre ruhuma sahip çıkamayacak durumdayım ve artık yumru halini aldım da kendi kendime konuşarak deliriyor muyum? Onun daha da büyüyerek yerini gösterdiğini ve elimin altında beni bu hale sokmaktan keyif çattığını hissedebiliyorum.


Dikkatimi dağıtacak bir ses duyuyorum. Onun sesini daha önce hiç duymamıştım. Hırıltılı, kelimelere dönüşememiş boğuk tınılı bir ses. Gündüz vakti başucumda yanan lambaya bakıyorum, sessizce yanıyor. Söndürüyorum. Evin içinde açık kalmış bir radyo arıyor gözlerim. Yığılı kıyafetlerin arasında epeydir duran ve bir şekilde kendi kendine ses çıkarabilmiş bir radyo olmalı. Kalkmadan, yatağımda biraz doğrulup sesin geldiği yeri anlamaya çalışıyorum. Yok, hayır ses çok daha yakından geliyor. Yumru yer değiştiriyor olmalı ve boğazıma doğru geçerken bana sesini duyuruyor. Sol elimle önce boğazıma, sonra ağzıma dokunuyorum. Titreşimleri hissediyorum. Ses benden çıkıyor. Çatallaşmış ve çığlığa dönüşememiş bu ses, benim sesim! Ağzımı kapatarak sesi durdurmayı başarıyorum.


Kalan tüm kuvvetimle, bir elim ağzımda, üzerime bir şey geçirip evden çıkmaya çalışıyorum. Yumrunun artık gitmesi gerekiyor, onu kovmak için yardım istemeliyim. Üzerimde bir kumaş parçası ve terliklerle kendimi sokağa atıyorum. Sol elim hala ağzımda. Sağ elimde şarjı az sonra bitecek telefonum. Kimi arayacağımdan emin değilim. Ben bunları düşünürken şarjım bitiyor. Bacaklarımı hareket ettirmeyi deniyorum. İşe yarıyor, koşabiliyorum. Koşmak çok iyi geliyor. Sesini duymuyorum artık. Hızlanarak koşuyorum. Ayağımdan terlikler çıkıyor, ben hala koşuyorum.


Sonrasını hatırlamıyorum. İşte burada uyandım ve şimdi size bunları anlatıyorum. Sanki demin evden çıkmış gibiyim. Hatta evden çıktığıma bile emin değilim. Burasının evime çok benzediğini düşünüyorum. Sizin gerçek olduğunuzdan şüpheleniyorum. Bedenim çok ağır, hareket etmekte zorlanıyorum. Aslında bir süredir olduğu gibi. Sargılarımın olduğunu anlıyorum. Belki bu yaralar gerçekten vardır, ya da yumru artık bedenimden dışarı çıkıyordur. Düşüncelerimi ve ne hissettiğimi sordunuz ya doktor; yumru... Ondan, varlığından başka bir şey hissedemiyorum ve düşünemiyorum. Bana onunla yaşamayı öğretebilir misiniz?