• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Özel ve Genel İlişki Bakanlığı

Fadime Uslu’dan distopik bir aşk öyküsü… “Özel ve Genel İlişki Bakanlığı” aşka, âşıklara ve “aşk sözcüklerinin anlamlarına” müdahale ederken âşık olmak, âşık kalmak mümkün olacak mı?



Fadime Uslu

Sevgilim,


Beklenen genelge sonunda bugün akşamüstü yayımlandı. Birkaç güne kalmaz gündem için cımbızlanan maddelerden birkaçını sağda solda sen de görürsün, ama öyle kararlar var ki bunların bir anda basına verileceğini sanmıyorum. Bizi, geleceğimizi ilgilendirdiğinden derin bir kaygıya kapıldım okurken.


İki bakanlık, Özel ve Genel İlişki Bakanlığı çatısında birleşmeseydi, kadrolar yeniden el değiştirip eski projeler yeni bürokratlara teslim edilmeseydi aynı kararlar alınır mıydı, şüpheliyim. Ama kişisel kanılarımızla duygularımızın hiçbir hükmü yok artık. Bakanlık toplumun sinir uçlarına çalışıyor. “Sevgililer Günü”nü de sinir uçları törpüsü olarak kullanacak. Aynen böyle konuşuldu toplantının başında.


Eylemin ilk hareketi kamu spotlarında görülecek, topluma firmalardan önce anımsatılacak “Sevgililer Günü.” Özel krediler için faiz indirimleri bir ay önceden başlayacak. Gazeteler de en çok bununla ilgilenecek bana kalırsa. Bu sırada birçok sözcüğün anlamı yeniden tanımlanacak. Aşk, tutku, şehvet, ihtiras, esrime, sevgili ilk akla gelenler. Listeyi görsen şaşakalırsın. Aşkın çağrıştırdığı sözcükler, hatta çağrışımın çağrışımı olan başka sözcükler de avlanacak ve sözlüklerde her birinin tanımını açıklayan örnek cümleler değiştirilecek. Birkaç komisyon kuruldu bunun için, beni cümle incelemeye yazdılar. Her şeyin sil baştan düzenleneceğini tahmin edersin.


Sevgilim, genelgeye göre gerçek bir ilişki değilmiş bizimki. İlişkide mesafe sınırı 250 kilometre. Gerekçe, özlemle sevgiliye nasıl kavuşacağım derdiyle birlikte verimin düşmesi/iş gücü kaybı. (Düşük gelirli vatandaş yarı aç yaşarken uzak mesafedeki sevgiliye ulaşma çabası toplumsal isyanı körükleyebilirmiş.) Biz sınırı üç kat aşıyoruz. Bir başka sınır da aşkın duyusal düzeyi için belirlendi. İnsanın insana duyduğu tutkunun sınırıyla ilgili. Tahmin edersin ki, ilahi aşk tamamen serbest. Bunu sonra anlatırım nasılsa.


Sevgilim, genelgeye göre aşk ancak nikâh altına alınınca yaşanabilecek. Nikâhın türü fark etmiyor. Ama denizci nikâhı da sayılmıyor. Bizi nikâhlayacak imam bulabilir miyiz, sence.


Toplantıdan öğleden sonra ayrılan gruptaydım ben. Kalan ekip az önce dağıldı. Ama bütün bakanlık fazladan mesai yapacağız. Yarın sabaha kadar dosya içeriklerini raporlandıracağız. Dosyanın hazırlıklarına başladım, bir yandan da gerçek ilişki sözü dönüp duruyor aklımda. Önümüzdeki günlerde çok sık duyacağız bunu. Televizyonların odağı da bu olacak. Bütün programlarda açık, gizli, örtülü biçimde kurallara uygun aşk öğütlenecek. Amaç, aşkın duyusal düzeyde bile belirlenen sınırda kalması. Aşkın teknik, ekonomik, politik işlevinin pratiğe yansıması. Ekonomi bakanlığı dipteki bütçenin gündemden düşmesi için kurtarıcı gibi görüyor bu genelgeyi.


Bütün toplantılar gibi kalabalık sözlerle uzadı tutanak maddeleri. Hepsini kim aklında tutabilir ki. Hepimiz işimize yarayanı alıp kullanmıyor muyuz hep. Ben de bakanlığın vurguladığı gerçek ilişki kavramına takıldım kaldım. Yeni dosyaya çalışmaya başlamadan önce şunları yazdım, aynen aktarıyorum:


Gerçek, olan ve biten şeydir. Olan ve biten şeydedir gerçek. Sen bitmiyorsun hiç, düşüncemde, duyumsadığım her şeyde kesintisiz sürüyorsun ve bu yüzden gerçeğin ötesindeymişsin gibi geliyorsun bana. Gerçek değilmişsin gibi değil ama. Tamamen gerçek olan da bu bence.


Beni dairede bir kalkan gibi koruyan masamın arkasındaki sandalyedeydim bunları yazarken. Bahçeye sigara molasına çıkmıştı odadaki arkadaşlarım. Hava kararmak üzereydi. Başkentin kasvetli kışlara özgü akşamüstü çöküntüsü. Kahve içiyor ve seni düşünüyordum. Hâlâ öyle. Takvime bakıp ne zaman buluşabileceğimizi hesaplıyordum. Derken, yağmur pencereye bir kuş pençesi gibi düşüverdi. İnce uzun, minik noktalı, zarif bir damlaydı. Sonra başka damlalarla kaplanıverdi cam. İşte o zaman kuş pençesi imgesi silindi, tende yanan bir heyecan pırıltısının aniden parlayıp sönüvermesi gibi. Sana bu manzarayı yazıncaya kadar yağmur kendi şekline, akışına büründü.