top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Sekiz sanatçıya derinlemesine bir bakış

Aynur Kulak Proust Bir Sinirbilimciydi üzerine yazdı: Yüzyıllar içerisinde birbiriyle konuşmamış olan, iletişimleri olmadığı düşünülen sanat yapıtları ve bilimin konuşmaları, birbirlerini nasıl etkilediklerinin ve beslediklerinin adının konması adına Proust’tan daha iyi bir ad bulunamazdı.



“Zihin kendisinin farkına varmıştı.”

Ralph Waldo Emerson


Sanat yapıtları ve bilim dünyası. Bu iki farklı disiplinin karşıtlıkları ile ilgili birçok madde sayabiliriz. Fakat kurgusal eserlere karşılık bilim dünyası evreninde, -özellikle de sinirbilim alanında- bu iki farklı disiplinin karşıtlıklarının artık neredeyse aynı olduğu gerçeği tartışılamaz boyutta. Bu kapsamda Jonah Lehrer’in yazdığı Proust Bir Sinirbilimciydi kitabı, yayımlandığı 2007 yılından itibaren -ve bundan sonra da elbet- baş vurulacak kaynak kitaplar arasında yerini aldı. Yüzyıllar içerisinde birbiriyle konuşmamış olan, iletişimleri olmadığı düşünülen sanat yapıtları ve bilimin konuşmaları, birbirlerini nasıl etkilediklerinin ve beslediklerinin adının konması adına Proust’tan daha iyi bir ad bulunamazdı. Sinirbilimini nitelemek adına bilinç akışının yaratıcılarından Joyce da denebilirdi, bilinç akışı anlatımını derinden kavrayarak yazan Woolf da denilebilirdi elbet. Fakat hiçbir yazar Kayıp Zamanın İzinde’yi yazan Proust kadar bir kek diliminin kokusundan yola çıkarak elli sekiz sayfa boyunca –tüm duyularıyla zamanın içinde gidip gelmek suretiyle- kek kokusunun sinirlerimizi harekete geçiren hissiyatını anlatamadı. Bilincin zamanın içindeki dalış anlarını hiçbir yazar Proust kadar vurgun yemek pahasına daha da dibe, daha da dibe inerek sayfalar ve sayfalar boyunca anlatamadı. Çeşitli hastalıklardan muzdarip, ruhunu hastalıklara kaptırmış bir yazar olarak odasından neredeyse çıkmaksızın, yatağından hiç kalkmaksızın yazan, bir dilim kek kokusuyla çocuk Marcel’e özlemle yazan Proust için dalıp dalıp gittiği bilincinin dip köşeleri her şeyden daha önemliydi. Bu yüzden bir dönem sinirbilim laboratuvarında günlerini geçiren, yapılan deneylerin sonucunu bekleyip, insanın beyin hücrelerinin faaliyetleri üzerine kafa yorarken, sırf biraz kafasını dağıtmak için okumaya başladığı Kayıp Zamanın İzinde kitabının içinde yer alan Swann’ların Tarafı metni sanat yapıtları ve sinirbilim alanındaki tüm parçaları Jonah Lehrer’in zihninde bir araya getirecekti. En az bir dilim kek kokusu kadar; insan zihni adına, sinirbilim adına çok basit gibi görünen bu sebep önemli tespitlerin başlangıcı olacaktı.



Jonah Lehrer’in Proust Bir Sinirbilimciydi kitabına konu olacak sanat yapıtları sadece birer sanat yapıtı olarak incelenmemiş. Bahsi geçen eserlerin yaratıcıları ve kendileriyle ilgili verilen detaylı bilgilerle birlikte ayrıntı içeren biyografi metinlerle de karşı karşıyayız. Çünkü Jonah Lehrer kitabın yapısını beynin düşünce hücreleri tarafından yaratılan eserlerden önce eser sahipleri ile ilgili tespitlerde bulunarak oluşturuyor. Bu sebepten, öncelikle kitapta eserleri incelenen sanat eserleri ve sinirbilimin birlikteliğinin öne çıktığı eserler yaratan sanatçıların isimlerini sıralamakla başlayalım.


Şair / Walt Whitman

Yazar / George Eliot

Şef / Auguste Escoffier

Yazar / Marcel Proust

Ressam / Paul Cezanne

Besteci / Igor Stravinski

Yazar / Gertrude Stein

Yazar / Virginia Woolf


“Onların nazarında gerçeklik bizimle, bizim gerçeği nasıl algıladığımızla başlamalıydı.” diye ilk tespitlerini yazmaya başlayan Lehrer; “Fakat aralarındaki teknik farklara rağmen, bu sanatçıların hepsi de insan deneyimine sonu gelmez bir ilgi duyuyordu.” diye devam ederken, asıl önemli tespitlerini art arda sıralıyor:

“Bu sanatçılar bir endişe çağında yaşamışlardı. (…) Şaşırtıcı bir güven ve ihtirasla, hakikati anlatan kurmaca eserler yaratmaya çalıştılar. (…) Eserlerinin biçimlerinde ve çatlaklarında kendimizi görmemizi istiyorlardı. (…) Ve hepsinin yarattığı tek etki yaşadıkları dönemin bilimiydi. (…) Bu sanatçıların sanatını bilimle olan ilişkisini dikkate almadan anlamak olanaksızdır.”


Sanatçılarla ilgili tüm bunlar söylendiğinde, nasıl eserler yaratmış olabilirler ki diye düşünmeden edemiyor insan. Proust bir sinirbilimci olabilir mi gerçekten ya da Paul Cezanne resimlerinin sinirbilimle nasıl bir bağı olabilir; dünya mutfağında devrim yapmış Şef Auguste Escoffier’in böyle bir kitapta ne işi var ve bir başlık olarak Virginia Woolf varsa eğer bilinç akışı tekniğinin yaratıcısı James Joyce niye yok? “Her büyük sanat eseri gibi, her parlak deney de tahayyül ederek başlar.” diyor Lehrer. Sorularımızı sorduk, sıra tahayyül etmekte.


Sanatın Yaratıcılığında Bilimin Tahayyülüne


Walt Whitman / Hissetmenin Tözü, bölümüyle başlıyor kitap. Şiirleriyle dünya literatürüne damgasını vurmuş Amerikalı şair Whitman’ın özellikle insan bedeninden yola çıkarak yazdığı şiirler 'Hissetmenin Tözü' başlığıyla değerlendiriliyor. 1819-1892 yılları arasında yaşamış, Amerikan İç Savaşı'na şahitlik etmiş ve bizzat savaşın içinde bulunmuş olan Whitman, iç savaşın konusunun beden olduğunu düşünüyordu. İç savaşla birlikte toplumun sosyo-kültürel ve siyasi yapısının içinde yer alan “kölelik” yapılanması dolayısıyla bedeni kamçılamak öncelikle ruhu kamçılamak demekti Whitman’a göre. Hislerimiz geçici görünmekle birlikte, aslında kaslarımızın hareketlerine ve iç organlarımıza kök salar. Whitman tek şiir kitabı Çimen Yaprakları’nın önsözünde; “Benimle birlikte aynanın içlerine bakmak için yanında duracaksınız.” diye başlar söze ve okurlarına şu vaatte bulunur: “Sizin şu etinizden büyük bir şiir doğacak.” Walt Whitman’ın şiirinde Jonah Lehrer’in şiir ve sinirbilimsel alanda bağlantı kurduğu töz sinirbilimci Antonio Damasio’dan alıntıladığı şu söze tekabül eder: “Zihin yalnızca beyinden ibaret değildir… aynı zamanda bedenselleşmiştir.” Böylelikle şunu diyebilir miyiz? Hissetmenin tözü; bedenin damarlarından süzülerek gelmiş fikirlerdir.


George Eliot, Gertrude Stein, Virginia Woolf; 19. Yüzyılın bu üç önemli kadın yazarını özgürlüğün biyolojisi, dilin yapısı ve ortaya çıkan benlik üzerinden mercek altına alan Jonah Lehrer, bu üç kadının yarattıkları eserlerle sinirbilime olan katkılarının üz