• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Siyaha Bulayanlardan Siyahı Boyayanlara

Hazal Altıntaş

Kahkahanın silah seslerini bastırabileceğinden korkulması, dişil kalemlerin kılıçları, tüfekleri yeniden yazabilecekleri düşüncesi kadınların tarih boyunca - hatta günümüzde daha güçlü – susturulmasına, şarkı söyleyememelerine sebep olmuştur. Evden çık(a)mayan, ataerkil yapının omuzlarına yüklediği, öldürücü zannettiği; fakat içinin boş olduğu kurşunlardan kaçamayan kadın, kendini var edebilecek muhtelif alanlardan mahrum bırakılmıştır. Bu alanlardan biri kurmacadır. Kurmak, hayal etmek, uydurmak bir insanın yapabileceği en kolay şey olabilir. Gerçeğe bağlı kalmayıp onu eğebilen, yamuk, asimetrik şeyler yaratabilen kişi hayata (yeni) bir pencere açarak oradan (da) hava gelmesini sağlayabilir. Kâğıtlar arasında kurşun kalemle rengârenk dünyalar yaratıp isteğine göre yıkabilir. Galeano yazmanın yorduğunu; fakat teselli ettiğini söyler. Teselli bulamayan, pencerelerin perdelerini dikmek ve o pencereden çocuklarını okula uğurlamakla ömrü geçen kadınlardan olmayan Virginia Woolf “Kadın ve Kurmaca“ adıyla konusunu belli eden bir konuşma yapar. Cambridge Üniversitesi’nde 1927’de yapılan bu konuşmanın manifesto niteliği taşıdığı söylenebilir. Bu üniversitenin kadınlara yeni açıldığı bir dönemde öğrencilere hitaben yaptığı konuşmada birçok farklı konuya değinir. Kendisinden kurulması beklenen bağ oldukça zordur ve dolambaçlı yollar gerektirir. O da “hakikatin“ bir kurmacanın içinden alınmasını ister. Woolf için “ben“, toplum tarafından yaratılan, asırlardır anlatılagelen rollerin, kimliklerin uygulanabilir hâlidir, kurmacadır. Ona “Mary” kadın adlarıyla seslenilebilir. Coğrafyaya, yüzyıla, dile, dine, renge bakılmaksızın aynı maviliğin ve yeşilin doğurduğu, inançların ya da inançsızlıkların ayrıştırmaması gereken kadın neden kurmaca alanında da erkeğin tahakkümü altındadır? “Henüz demlenmemiş fikirler”i kaçıran bu güç, o fikirlerden korkar. Çünkü bırakırsa zihnin özgürleşeceğini ve dünyayı yerinden oynatacağını bilir.


Tek ortak noktası cinsiyetleri olan erkeklerin çağlar boyunca birbirlerine aktardıkları manevi gücü, ailelerinden gelen maddi desteği kadınlar birbirine bırakamamıştır. Aksine onlardan geleceğe kalan bastırılmış, yok sayılmış, mezara gömülmüş ve yakılmış umutlardır. Toplumda, akademide görünmesi istenmeyen, bedenini vitrinlerde bulmak zorunda bırakılan kadın için en ağırı hangisidir? Çakıl taşlı yollara çakılı kalıp patikaların renklerine bulanmasının istenmemesi midir? Yoksa yazabilmek için erkek takma adını mı kullanmaktır? Erkeğin takma adıyla yazmak demek onun dilini, kimliğini benimseyip o zırhı kullanmak demektir. Söz gelimi Mary Anne Evans, yazdıklarının ciddiye alınmasını istediği için George Eliot mahlasıyla Middlemarch’ı yazar. İlginçtir, eser için söylenen övgü dolu sözler bile mahlasa yöneliktir. Herkesin bildiği ama telaffuz etmekten kaçınılan kadın ancak bir erkeğin tavsiyesiyle yahut doğrudan onun adıyla mı meşhur olabilir?


Woolf’un hakikati barındırdığına inandığı hikâyede konuşma yapmadan önceki iki gününü anlatır. Londra’da geçen bu süreçte “nazik bir beyefendi” onu kütüphaneye almaz. Gerçeğin ve kurmacanın iç içe geçip ayrılamayacak duruma geldiği bu yapının - kütüphanenin - önüne geçer, sessizce uyarır. Uyarılar hep sessizce yapılır. Başkaları duyup tepki göstermesin diye adeta fısıldayarak söylenir. Rahatça okuyamayan nasıl yazabilir? Patikaya saptıran fikirleri bu ve bunun gibi erkekler kaçırır. Metnin ilerleyen bölümünde şapele alınmadığını söyleyerek “şapelin dışı bana kaldı“ der. Bu cümle olumsuz gibi görünse de olumlu bir anlam taşır. Şapel dinin özel bir göstergesi sayılırsa dışında bırakılan kadın için adeta oyun alanı yaratılmıştır. Ayrıca dışarısının sınırları yoktur ya da daha geniş çizilmiştir. Bu yüzden içeriden daha büyüktür. Kısacası kadın dinden de soyutlanarak kendisine yüklenen gereksiz rollerden kurtulur.

Virginia Woolf gerek kendi yarattığı kelimelerle gerek ironilerle konuşmayı oluşturur. Düzeni devam ettirmek için “küçük balığını kaçıranlara” sövmekten çekinmez. Onun elini hiçbir ateş yakamaz. Çünkü yüreği zaten o ateşle kavruluyordur. Varlığını adeta söylenmeyene, dile getirilmekten korkulana, gözlerin kaçırılmasına, dilin yutulmasına sebep olana yaslar. Geleneklerin insanın kimliğinin başlı başına dayanak noktası olmadığını, kendinden başka birini giymeye ve onun ağır yükü altında ezilmeye gerek olmadığını belirtir. Hayatın sunduğu basit ve güzel olanaklara, tesadüflere karşın yaratılan haksızlığın can sıkıcı olduğunu ifade eder. İçtiği sigaranın külünü camdan silkmek için hareket edince kuyruksuz bir Manx kedisi görür. Onu budanmış bir hayvan olarak tanımlar. Buradan yola çıkılarak kadının da hem toplum hem de kendisi tarafından budanmış bir hayvan olduğu söylenebilir mi? Manx kedisi için kuyruğun fark yarattığı söylenir. Buna göre budanan kadın için de fark zihin midir? Kurmacadaki kişiyi oldukça etkileyen bu kedi türünün bulunabileceği yer ilk kez 8. yy ’da Viking yerleşkesi olarak kullanılan Man (Erkek) Adası’dır. Betimlemeleriyle dikkat çeken metin okura da o konferanstan bir koltuk verir. Bir daha o şekilde görülemeyecek, hissedilemeyecek anı öyle güzel tasvir eder ki okur o anın içine hapsolmayı diler. Aynı zamanda sınıfsal farklara da, gelir adaletsizliğine de göndermeler yapmaktadır. Kendileri için yeterli gelen sofraya madencilerin hep daha azı için oturduklarını anlatır. Gelen yemeklerden kuru eriğin kremayla yumuşatılmış olmasına rağmen sert olduğundan, pintilerin yüreği gibi tel tel olduğundan bahseder. Adeta o, hem çocuk hem de ihtiyar olabilen bir yetişkindir. Saklı tutulan yönetimlerin kulislerine dalmak isteyen, maskelerin arkasını merak eden bir kadındır.

En ön sıraya oturtulan güzel bir kıza neden bir maskot gibi yaklaşılır? Erkekleri ikna eden neden kadınlardır? Doğurduktan sonra da çocuk bakmaktan, patriyarkal yapının ona yüklediği bütün sorumluluklardan kendini geliştirmeye vakti kalmaz. Arkeoloji, antropoloji, fizik, matematik, atomun yapısı neden kadınların sohbet konuları değildir? Woolf, annelerin ve onların da annelerinin para kazanıp o parayı ellerinde tutabilecek hakları olsaydı ve bu paraları üniversitenin, kitaplığın temeline yatırsalardı elbette onlardan sonra gelenler için her şey daha başka ve daha kolay olurdu diyerek düşüncelerini paylaşır. Kadınların kendilerine bahşedilen bir mesleği olsa sabah işe gidip akşama doğru döndükten sonra sanatlarını yapacak vakitlerinin kalacağını belirtir. Biliyoruz ki bu şekilde olsa “Mary” diye genellenen geleneksel kadın tipi de olmayacaktır.