top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Tren Rayları: Olanaksız Kavuşmalar

Deniz Poyraz yazdı: "John Berger, Anne Micheals ve Tereza Stehlikova... Üç büyük sanatçı, kısa ama etkileyici Tren Rayları adlı kitapta bir araya gelerek özgün bir anlatı ortaya çıkarıyorlar."


Deniz Poyraz

Tren Rayları, ülkemizde de oldukça sevilen ve eserleri okurca benimsenen John Berger ve şair, romancı Anne Micheals’in diyaloglarından oluşuyor. Berger ve Micheals’in edebî ve felsefi derinliği oldukça yüksek diyaloglarına Tereza Stehlikova’nın trenden çektiği Güney Bohemya’nın orman ve kış manzaraları eşlik ediyor. Böylece, üç büyük sanatçı, bu kısa ama etkileyici eserde bir araya gelerek özgün bir anlatı ortaya çıkarıyorlar.



Ketebe’nin Pasaj dizisi kitaplarından Tren Rayları, tarihin sararmış ve tozlu sayfalarından yakın geçmişimize uzanan bir hatta seyahat etmemize imkân tanıyor. Metindeki diyaloglar, söz konusu sanatçıların Kings Cross ve civarında gün ortasından alacakaranlık basana kadar yaptıkları keşif amaçlı yürüyüşler esnasında ortaya çıkmış. Berger ve Micheals bu yürüyüş sohbetlerinde, Kıta Avrupa’sının gittikçe endüstrileşen materyalist dünyasından başlarını çıkararak, şiirselliğin ve tinin açtığı keçiyollarında yürümeye gayret ediyorlar.


Berger ve Micheals, hafızalarında tren yolculuklarını yaşatan son jenerasyonun çocukları belki de. Onlar bu yolculuklardan kırık dökük ve minnettar şekilde eve dönerken, trenler geçmeye devam ediyor bir bir. Uçsuz bir kültürün ve tarihin tüm yolcuları teker teker geçmişe uğurlanıyor. Ardında bir bekleyeni olmayanlar da tabii. Ve tüm bu vedalaşmaların içinde, gidecek yeri olmayan âşıklar, kimliği bilinmez insanlardan oluşan izdihamın arasında, bekleme salonlarındaki duygu yoğunluğunun da sayesinde dikkat çekmeden tutkuyla öpüşüyorlar. Berger ve Micheals hafızanın görkemli, koca salonları ve tarihin demiryolu manevra sahalarında, kişisel olanın toplumsal hafızadan ayrıldığı ince noktada el ele göç eden kafileleri seyrediyorlar.


Fakat gar ancak şanslı olanlar için sıra dışı ve olanaksız kavuşmaların yeri oluyor. Yerlerinden edilen büyük kitlelerin, zorunlu göçe maruz bırakılanların, mülksüzleştirilenlerin ve sınır dışı edilen insanların tarihi bambaşka biçimde seyrediyor. Peki, bu göçlerle bir ülkeden diğerine savrulan trenler dolusu insana ne oldu, ne oluyor? Tren yalnız başına yol alırken, kompartımanda çalan şarkılar kendini suskunluğa bırakıyor; geriye sadece teyp bandında bir ses kalıyor -yok olup gitmenin sesi işte bu. Polonyalı bir piyanist, Alman bir maestro, Rus bir kemancı ya da düpedüz Japon ezgileri. Tüm bunlar Atlantik’i aşıp, sanatçıların kulağına fısıldıyor:

“Bu raylara ve etrafında dönen dünyaya biraz daha adalet diliyorum.”

Bir dilden ötekine. Birinden diğerine. Dünya beton ve demirle değil, asıl kelimelerle inşa ediliyor.


Okur metnin ördüğü rayları takip ederken, kitap Tereza Stehlikova’nın nefes kesen fotoğraflarıyla bölünüyor sık sık. Fotoğraf makinesi ve tren. Bu iki makine nasıl da yakışıyor birbirine. “Her ikisi de bir tür taşıma yöntemi,” diyor Berger. Objektif kapağı, tüneller, cam çatılı istasyon, akordeonlu fotoğraf makinesi, raylar, lens… Her biri binlerce yıla sığmayacak ömürlerin hatıralarını taşıyor.


Neticede, tarih dünya üzerindeki en büyük inşaat sahası. Hafıza melekleri aşkları kollarında taşıyor; ancak bir annenin çocuğunu taşıdığı gibi değil, bir insanın başka bir insanı taşıdığı gibi. Berger ve Micheals’in tek başına yaşlanacak olan bir bedenin içine tam olarak ne kadar yalnızlık sığabileceğini görebilmeleri için az zamanları var. Tren Rayları, zamanı avuçlarının arasında kırıp dökmeden tutabilmeyi başaran sağlam bir metin. İyi okumalar…


TREN RAYLARI

John Berger, Anne Michaels

Ketebe Yayınları, 2022

Çeviri: İrem Uzunhasanoğlu