top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Ben Dali

Sevda Müjgan Yüksel, Sibel Şengül’un kaleme aldığı, Cem Kızıltuğ’un resimlediği Ben Dali adlı çocuk kitabı üzerine yazdı: "Kitapta, okurdan yanıtlanması istenen soru “Sence gerçek resim nedir?” sorusudur."

Sevda Müjgan Yüksel


Sibel Şengül’un kaleme aldığı, Cem Kızıltuğ’un resimlediği Ben Dali Sabancı Müzesi’nde 20 Eylül 2008 - 20 Ocak 2009 tarihleri arasında düzenlenen “İstanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali” sergisi, Çocuk Eğitim Programları için hazırlanmış, tek formalık, resimli, renkli bir kitap.


Yazar, kitabın ilk cümlesiyle okura bir soru yönelterek onu harekete geçiriyor: “Büyük Salvador Dali ile tanışmak ister misin?” Çocuk okur, Salvador Dali’yi tanımıyor olsa bile o, “büyük” sıfatı dikkatini çekecektir.


Kitapta kronolojik bir sıra izlenir. Okurun önce çocuk Dali ile tanışabilmek için İspanya’ya, Katalonya bölgesine, Figueres şehrine doğru bir yolculuğa çıkması gerekir. Dali, ailenin aslında ikinci çocuğudur ancak ondan önce dünyaya gelen kardeşi dokuz ay önce yaşamını yitirmiştir, ailesi de ona sık karşılaşıldığı gibi kardeşinin adını (Salvador) vermiştir. İlk çocuklarını yitirmek, ailenin Dali’nin üzerine titremesine yol açar. Bu, Dali’yi şımartır. Kitapta “şımarık ve öfkeli “sözcükleri birlikte kullanılıyor. Dali, şımarık ve öfkeli bir çocuktur. Bu “öfkeli” belirlemesi nasıl açılabilir? İnsanlar, öfkeleriyle çevrelerindekilere hükmeder, bu yolla onlar üzerinde bir baskı kurarlar. Dali de sonraki yaşamına baktığımızda karşımıza egosu güçlü, bildiğinden şaşmayan, aykırı bir insan olarak çıkacaktır.


Dali ailesi, yazlarını Cadaques kasabasında geçirir. Burası yarımadanın ortasında bir koy, bir balıkçı kasabasıdır. Birçok sanatçı için de esin kaynağı olmuştur. Dali’nin çocukluğunda derin izler bırakır. Yeteneğinin ortaya çıkmasında rol oynar. Dik uçurumlar, garip yaratıklara benzeyen dev kayalıklar, yaşlı balıkçılardan dinlediği esrarengiz masallar Dali’de resim yapma isteği yaratır. Arkasından bunu hemen eğitimle geliştirir. 10 yaşındayken resim dersleri almaya başlar.


Dali, ilk sergisini 14 yaşındayken Figueres tiyatrosunda açar. Herkes Dali’nin yetenekli bir genç olduğunu düşünür ancak bu, Dali için yeterli olmaz. Daha çok insan ona hayran olsun ister. Bu istek onu ileriye taşıyan bir güç olur. Bu arada daha iyi çalışmalar yapmaktan önce kendisine daha çok kişinin hayran olmasını istemesi de onun kişiliğine ilişkin önemli ipuçları verir.


İnsanın başarısında merak duygusu önemli rol oynar. Dali de doymayan bir merak duygusuna sahiptir. Dikkate değer bir başka özelliği ise hayallerine biçim vererek resim yapmasıdır. Dali’nin itici güçleri doymayan bir merak, öğrenme isteği, varsıl bir düş gücü, çevresi tarafından daha çok, daha çok beğenilme isteği ve sürekli çalışmak, resim yapmak olur.


Kitapta öykünmenin sanatçının gelişiminde oynadığı role de dikkat çekilmektedir. Kitaptan alıntılayarak söyleyelim:

Sanatçılar kendi içlerindeki resmi buluncaya kadar başkalarının içindeki resimleri çizerler.”

Dali, bunu red etmez. Picasso gibi kübist nesneler çizer, renkleri Matisse gibi kullanır. Kendi içindeki resmi bulma konusunda Picasso, Matise, Miro gibi sanatçıların ona cesaret verdiğini söyler.


Kitapta yazar, okurunu aktif tutmak isteğiyle ona zaman zaman sorular yöneltiyor. Bu, çocuk kitapları açısından önemli bir özellik. Okurdan yanıtlanması istenen soru “Sence gerçek resim nedir?” sorusudur. “Görünenin aynısını yapmak gerçek resim mi?” Yazar, bu soruyla Dali’nin sanat anlayışına geçmeye hazırlanmaktadır.


Dali, sürrealist (gerçeküstü) bir ressamdır. Kitapta sürrealist resmin ne olduğu çok yalın ifadelerle açıklanır. Bu, soyut bir kavramın (sürrealizm), çocuğa somutlanarak anlatılması açısından güzel bir örnektir. Hiçbir kural olmadan yaratmak. Resimlerine neden orada olduğunu düşünmeden insanları etkileyecek biçimler koymak. Görüntülerin gerçek ya da açıklanabilir olması kaygısını taşımamak. Rüyalarını, kabuslarını, düşlerinde yarattığı her şeyi çizmek, içinden geleni olduğu gibi kağıda dökmek. İnsanları sarsmak, şaşırtmak. İnsanları kendi gördüğü, hissettiği gibi çizmek. “Saçma, biçimsiz, uygun değil” gibi düşünceleri bir kenara bırakmak. Bu açıklamalar şöyle özetlenebilir: Sürrealist çalışmalar sanatçının yaratma özgürlüğünün önündeki tüm engelleri, sınırları kaldırır. Kitabın çocuk okurda sürrealizme karşı bir merak yarattığını rahatça söyleyebiliriz. Çocuklar kitabı bitirdikten sonra Dali’nin resimlerini görmek isteyeceklerdir.


Sanatçının özgür olmasıyla ilgili Dali’nin ağzından aktarılan şu sözler de oldukça dikkate değer:

“İnsanlar gördükleri rüyalar için sorumlu tutulabilir mi? Rüyalarında ne göreceğin senin elinde değilse onları kağıda dökmek de benim elimde değildi.”

O resim yapılmalıdır. Bu, gerçekten de bizim dışımızda bir güçtür. Sanatsal üretim; birilerinin yazma, çizme demesiyle önüne geçilebilecek bir eylem değildir.


Kitabın açıklığa kavuşturduğu sorulardan biri de “Dali, nerelerden, nasıl esinleniyor?” sorusudur. Bir sanatçının yaratım süreci. Bir akşam yemeği sırasında Dali’nin gözüne eriyen peynirler takılır. “Zaman da tıpkı bu eriyen peynirler gibi akıp gidiyor.” diye düşünür. Peynir gibi akıp giden saatler çizer. Yumuşak saatlerin yanına sert saatler ekler. Zaman geçtikçe yok olacak şeylerle her zaman kalacak olanları bir arada anlatmak ister. Eriyen saatler, Dali deyince pek çok kişinin gözünün önüne gelen ilk resimlerdir. Resme bakanların da düş gücünü harekete geçiren resimler.


Dali, bunların dışında bilmece gibi resimler yapar.Resmin içine başka resimler yerleştirir. Yazar, okurunu yeniden anlattıklarının içine çekerek ona yeni bir soru yöneltir: “Yandaki tabloda saklanan resimleri görebiliyo musun?” Bunun üzerine okur, resmin içine neler saklandığını aramaya başlayacaktır. Resimlerine hayvanlar ekler ama bunlar herkesin gördüğü türden hayvanlar değildir. Leylek bacaklı filler, ateş taşıyan zürafalar, sinek bulutları… Sinekleri bilge periler gibi görür. Bilge perilerin anten gibi uzayan bıyıklarına konup ona dünyanın sırlarını fısıldamaları için bıyıklarına bal ya da kayısı marmelatı sürer. Belki de karşımızda bir deli vardır. Dali’nin sözlerine kulak vermenin tam sırası.

Herkes deli olduğumu düşündü oysa ben buna hiç aldırmadım çünkü bir deli ile aramdaki tek fark, ben deli değilim.”

Çocukluğumuz bizim kim olduğumuz/olacağımız üzerinde önemli ölçüde söz sahibidir. Dali de, kim olacağına çocukken karar verir:“Altı yaşındayken aşçı olmak istiyordum. Yedi yaşımdaki hayalim Napolyon olmaktı. Daha sonra tek dileğim vardı. Salvador Dali olmak! Salvador Dali olduğum için her sabah gözlerimi büyük bir sevinçle açtım.” İnsanın her sabah gözlerini açtığında kendisi olduğu için mutluluk duyması, mutlulukların en güzellerinden biri olsa gerek.