top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

İnsanlığın milyonlarca yıllık kabusu: Bütün Yarınlar

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 5 saat önce
  • 4 dakikada okunur

Umut Kaygısız, C.M.Kösemen’in yazıp resimlediği kitabı, Bütün Yarınlar üzerine yazdı: "Bütün Yarınlar, insanlığın Mars'a uzanan yolculuğunu spekülatif evrim, kozmik savaşlar ve unutulmuş uygarlıklarla birleştiriyor. Belleğin, dönüşümün ve hayatta kalma içgüdüsünün izini süren roman, okuru zamanın ve insan olmanın anlamı üzerine düşünmeye davet ediyor."



Kafamızın içinde zaman. Çiviyle çakılmış gibi öylece duruyor. Bir ileri, iki geri. Sonra tekrar bir ileri. Olduğun yerde kal şimdi. Kal ama çok değil. Her an geri ya da ileri gitmek isteyebilir zihnin. Kal-ma. Dur-ma. Git. Git gidebildiğin kadar. Zamanı uzun, sonsuz bir yol gibi düşünmeye, yani kolaya alıştırdılar bizi ne de olsa. Peki. Ya öyle değilse? Nasıl ki saatler bir tekerleğin içine hapsolmuş, kolları aynı yerlere dokunarak dönüp dolaşıyorsa, zamanın kendisi de dairesel hareket edemez mi? Geçmiş belki de tekrar gelecek. Ya da bugün, önümüze bakıp gelecek demeye niyetlendiğimiz zaman dilimi aslında çoktan geçmişte kalmıştır belki de. Olamaz mı? Olabilir.


C.M.Kösemen’in hem yazıp hem de resimlediği Bütün Yarınlar, alışılmış çizgilerin oldukça dışında bir roman. Evvela dijital platformda rekorlar kırarak popüler olan eser, 2024’te Tayca, 2025’te de İngilizce baskılarıyla göz doldurduktan sonra ülkemizde Karakarga Yayınları tarafından Türkçe olarak yayımlandı. Her ne kadar spekülatif evrim ve bilim kurgu eseri olarak tanımlansa da bir ya da birkaç kalıbın içerisine yerleştirilmesi zor, düşünce derinliği güçlü, oldukça sarsıcı bir metinle niteliğinde. Tam olarak vaat ettiği hissiyatın tarifi yok aslında. Merak ve gizem el ele tutulmuş, hayal gücümüzün kapılarını ardına kadar açabilmek için var güçleriyle ittiriyorlar, dersek mübalağa etmiş olmayız.

Günümüz teknolojisinin hız kesmeden ilerleyerek gideceği noktayı kestiremeyişimize en yakın çözümü sunarak başlıyor kitap. Yani uzaya açılıyoruz ve tabii ilk hedefimiz Mars. Dünyamızın artan nüfus ve kaybolan kaynaklar sebebiyle yaşamsal gücünü yitirmesi sonucu, insanlık soluğu Mars’ta alırken, yeni gezegenin yaşanabilir hale getirilişi ve sonrasında iki dünya, yani Dünya ile Yeni Dünya (Mars) arasındaki mücadeleye tanıklık ediyoruz.


Başlangıcı bilimkurgu düzleminde ilerlese de çok geçmeden ana meselenin spekülatif evrime yönelişini keyifle takip edeceksiniz. Her aşamada birbirinden ilginç ve derinliği olan çizimlerle düşünce kadrajınız bir adım daha genişlemesi kaçınılmaz. Hayalin ötesinde, acaba dediğiniz bilinmezliklerin görsel öğelerle desteklenmesi biraz da sinematik bir deneyim olarak kafanızın içinde “Yelkenler Fora” diye her an bağırabilir. Star Wars serisinin kurgusal gücü ile Uzay Yolu’nun maceraperest ruhunun bir bileşimi gibi aslında All Tomorrows-Bütün Yarınlar.


Beklentilere cevap verecek noktalara değinen hikâye, bugünün bakış açısıyla geleceğe uzanan yoğun hayal gücü ürünlerini bizlere sunarken oldukça cömert. Fakat uzayı ele geçirmeye başlayan insanların kendilerinden çok üstün ve güçlü bir uzaylı ırk olan Qu ile karşılaşması neticesinde kitabın yörüngesi hızla değişiyor. Dünyalıları yok etmek yerine cezalandırmayı seçen Qu ırkı, kitabın evrim üzerine tartışma alanlarına açılan kapısı niteliğinde. Yani üstün Qu ırkı, zihnimizin merak penceresini ardına kadar aralamakla yetinmeyip bilim kurgu ile fantastik öğelerin birbirine en çok yaklaştığı yerde. Çünkü onlar Arrival (Geliş) filmi esintisiyle hikâyeye dahil olsalar da okuru şaşırtacak gelişmelere imza atmaktan geri kalmıyorlar. İnsanlığın genetiğiyle oynamayı seçmeleri hem şaşırtıcı hem de okurun heyecanlanmaya meyilli tavrını tetikleyici bir tercih. Sonrasında birbirinden ayrışan insan türlerini değişik gezegenlere dağıtmaları da yepyeni soru işaretleri ve bilinmezlikler doğuruyor. Bunu yaparken insanları hem aşağılıyor hem de kendisine bir nevi uşak, eğlence aracı olarak görüyor Qu ırkı. Ve biz bu noktada tamam, diyoruz için için. İnsanlık bitti. Artık uzayda bilinmeyen bir ırkın hizmetinde, güçsüz ve de niteliksiz varlık olarak kalacak. Eyvah ki ne eyvah. Hikâye kötüye, hep kötüye gidecek…


Ama ters köşeye yatırıyor bizleri C.M.Kösemen. Hikâyenin düğümlendiği, umutların dibe vurduğu bu noktada her şeyin daha ilginç hal almaması için hiçbir neden yok, demenin çok farklı bir yolunu bulmuş. Zaten romanı benzerlerinden açık ara farklı kılan en temel özelliği sürekli durum değişikliği olması ve okuyucunun her daim tekinsizlikle sınanması. Kitabın tamamını duygusal olarak ele geçiren bilinmezlik, bir kez daha alışılmış kalıpları yıkıyor. Qu ırkının sırra kadem basmasıyla heyecan dozu ağır ağır çıkıyor basamakları. Farklı gezegenlerde, birbirinden alakasız, aciz niteliklerle yaşamını sürdürmeye çalışan insan nesilleri için bir sonraki adım ne olacak, düşüncesiyle evrimin, bilim kurgunun bir adım önüne geçişine şahitlik etmek, hikâyenin bundan sonrası için bambaşka bir deneyim niteliğinde. Kıymetli yazar soluklanmadan, dezavantajlı duruma düşmüş ve ayrışmış bütün insanları ayrı ayrı incelerken, her birinin gelişimini ve değişimini güçlü çizimlerle görsel hafızamıza kazıyacak kadar üst seviyede estetik ve yaratıcılık becerisine sahip. Bu sayede hem evrim sürecini mantık süzgecinden geçirip adımlıyoruz hem de kafamızda tasarladıklarımızı gözümüze çarpan sinematik buluşlarla kıyaslıyoruz. Bu kısım düşündürücü olduğu kadar didaktik de. Farkında olmadan pek çok bilgiyle kuşatıldığınızı, sayfaları çevirdikçe fark edecek ve kafanızın içinde kocaman bir sinema perdesi gereceksiniz.


Grotesk yapıya bürünen insanlığın, evrimsel çeşitlilikle sınanması fikir olarak ne kadar ilginçse, hikâyenin gelişimine okur olarak tanıklık etmesi de bir o kadar heyecan verici. Yapısal olarak bilim kurgunun yanında korkuyu groteskle birleştirerek alttan alta bilincimize yerleştiren kıymetli yazar, bir yandan da uygarlıkların temel taşlarının nasıl atıldığına/atılması gerektiğine ışık tutmanın derdinde. Bu bağlamda, solucan, kuş, sürüngen hatta et yığınına dönüşen insan türlerinin kimlikleri ve özünü koruma biçimleri de çok farklı metotlarla anlatışmış.


Genetik mirasa tutunma ve er ya da geç, akan suyun bir şekilde yolunu bulması gibi evrimin ırkları geliştirdiği, dönüştürdüğü ve kaybolan belleği nasıl canlandırdığı üzerine ciddi ciddi kafa yormuş, tartışma alanı açmayı başarmış bir eser Bütün Yarınlar. Okudukça insanlığın takılı kaldığı bazı bilinmezlikler, dev dalgalar halinde üzerimize üzerimize geliyor gelmesine ama savunmasız değiliz. Kıymetli yazarın kozmik evrende yaktığı ışık bir şekilde aydınlatıcı. Bellek tüm kilitli kapıları açan sihirli anahtar aslında. Silinmeyen, genetik bir miras o. Kırıntıya bile dönüşse, güçlenip toparlanması ufacık bir rüzgâra bakıyor. Yan yana gelen kırıntılar, düşünceler ve ta tam! Canlanıveriyor bellek. Sonrasında vücudun yavaşça formunu bulması ve fazlalıklarından kurtulması… Sonra tekrar. Tekrar. Tekrar. Uzayda gezegenler ötesi savaş, kolonileşme ve hakimiyet. Bu sonsuz gözüken boşlukta, uygarlığın sürekli biçim değiştirmesi elbette kaçınılmaz.


Zaman, sahiden dairesel hareketler toplamı olabilir mi? Geçmiş, bugün ve yarın… Sürekli tekrar edip başa dönen bir kavramsa eğer… Evren dediğimiz, sınırlarına ulaşılması mümkün olmayan büyüklükteyse, nice ırklar barındırmaz mı içinde? Medeniyetin ve teknolojinin gelişmesi evvela ülkeler arasında sınırları kaldırdı, sonra da gezegenler. Ama savaş hep var. İşte kitabın alt metninde eleştirdiği bir başlık daha. Uzam ne kadar genişlerse genişlesin, canlıların olduğu yerde savaş süreklidir. Ölüm, kalım ve yaşam. Hepsi ama hepsi, diğerinden biraz daha güçlü olan tarafın elinde. Yani Bütün Yarınlar, biraz bugün, biraz da dünle iç içe. Gitmek… Uzağa, en uzağa. Savaştan sonra uygarlığa. Kolonileşmeden sonra bütünlüğe. Korkudan huzura, gürültüden sessizliğe. Yerçekimi… Belki de zamanın en büyük düşmanı. Gitmek… Gitmek isteyen herkesin, kendi yaşamından çok sonrası için duyduğu merakı sonlandırma vakti çoktan gelmiş olabilir. Haydi çevirin sayfaları. Keyifli okumalar ve hayal gücü sınırlarının dışına çıkabilmek için bol cesaretler dilerim.



ALL TOMORROWS - BÜTÜN YARINLAR

İnsanlığın Geleceği ve Kaderi

C.M. Kosemen

KaraKarga Yayınları, 2026

Çeviri: Alican Saygı Ortanca

Editör: Emre Aygün

Tür: Bilim Kurgu

Yorumlar


bottom of page