top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Makinenin dişlileri arasında: Kafka’nın Ceza Sömürgesi’nde adaletin anatomisi

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 6 Ağu 2025
  • 4 dakikada okunur

Ömür Bayramoğlu yazdı: "Kafka, Ceza Sömürgesi’nde eserlerinde çok sık işlediği konulardan biri olan bireyin bürokrasi ve hiyerarşi karşındaki çaresizliğini ele alıp, acımasız ceza sistemini anlatırken savaş yıllarının şiddetine, hukuk sistemine, suç ve ceza arasındaki bağlantıya, bireyin otoriter rejimler karşısındaki çaresizliğine, yargı ve savunma sitemlerine farklı bir bakış açısı getirir."


ree

1883 tarihinde Prag’da genelde Almanca konuşan Yahudi bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya gelen Kafka, Nazi soykırımına maruz kalır ve soykırımda kardeşlerini kaybeder. Despot baba baskısı altında kötü bir çocukluk geçirmesi, annesinden de şefkat görmeden bakıcı tarafından yetiştirilmesi, yaşadığı bölgede Almanca konuştuğu için Çekler, Yahudi olduğu için Almanlar tarafından hor görülmesi, çevresinden ve ailesinden uzaklaşmasının başlıca nedenlerindendir. Lise öğreniminden sonra sisteme adalet getirebilmek için Prag’daki Alman Üniversitesi’nde hukuk öğrenimine başlayan Kafka aldığı hukuk eğitimini dönemin şartlarıyla harmanlayarak eserlerine karamsar bir bakış açısıyla yansıtıp, yaşam öyküsünün etkilerini yapıtlarında hissettirir. Özellikle babası ile olan ilişkisini acı ve nefret dolu sözlerle eserlerinde dile getiren Kafka, 1906'da Hukuk Doktoru derecesini aldıktan sonra hukuk kâtibi olarak zorunlu bir yıllık ücretsiz hizmet yapıp, hukuk eğitiminin yanında Alman edebiyatı ve sanat tarihi dersleriyle de ilgilenir.


1907'nin sonunda İtalyan sigorta şirketinde çalışmaya başlayan Kafka, işinde başarılı bir memurken, akşamları ise sadece yazmaya çalışan bir yazara dönüşür, eserlerinde yabancılaşma, yalnızlık, korku, bürokrasi gibi konuları işleyerek toplumsal hayatın tablosunu çizer. İlk yapıtları Bir Kavganın Tasviri ve Taşrada Düğün Hazırlıkları 1912’den önce, 1912’den sonra da Dönüşüm, Amerika, Dava adlı başyapıtları birbirini izler. 1924’te vefat eden Kafka hukuk okurken tanıştığı yakın arkadaşı Max Brod’a verdiği vasiyetinde tüm yazdıklarının imha edilmesini rica etmiş fakat Max Brod, Kafka’nın ölümünün ardından aksi yönde hareket ederek elindeki eserleri yayımlamaya başlar.


Kafkaeskliği* (hayal kırıklığı, çaresizlik, yabancılaşma, yargılanma) bir bütün halinde kullanan Kafka, 1919’da 1. Dünya Savaşı’nın bitişi sonrasında kısa öykü olarak yazdığı, Ceza Sömürgesi’nde savaş yıllarının psikolojisini, sömürge, suç, ceza kavramını çok katmanlı bir şekilde işler.


İnceleme gezisine çıkan bir konuk, Ceza Sömürgesi eski kumandanı tarafından tasarlanan özel bir aygıt ile yapılan infazlardan birine tanık olmaktadır. Suçlunun vücuduna suçunu kazıyan, on iki saat kesintisiz çalışabilen bir işkence aletiyle acı çektirdikten sonra öldüren bir aygıt düzeneği, kısa öykünün temel taşını oluşturur. Makine belli başlı bölümleri olan birçok parçadan meydana gelmiştir. Cezayı bildiren cümleyi işleyen binlerce iğnesi vardır. Suçluya yapılan herhangi bir işkence değil, makine yoluyla yapılan bir işkencedir. Bu makinede, küçükten büyüğe işlenen bütün suçlara uygun düşen cezalar infaz edilmektedir. İnfaz ise çiğnediği kuralın mahkûmun sırtına tırmıkla yazılmasıdır. Mekanizmadaki tırmık, sivri uçlarını titreştirerek mahkûmun gövdesine batar, mahkûmun gövdesi de yatakla birlikte titreşir. Tırmık, bir yandan mahkûmun cezasını, vücuduna işlerken diğer yandan kazıma işi esnasında ortaya çıkan kanı temizler ve yazıyı görünür kılar. Yöneticilerden birine başkaldırdığı ve hakaret ettiği gerekçesiyle idam edilecek olan kişi, çarptırıldığı cezayı bilmediği gibi, cezaya çarptırıldığından bile habersizdir. Yargıç önüne çıkarılmamış, kendini savunma olanağını bulamamış olduğu için bir bakıma yargısız infazın kurbanı görünümündedir. Hikâyenin büyük bir bölümü subayın tutkuyla makinenin işleyişini, amacını ve inceliklerini anlatmasıyla geçer.


Okur adı verilmeyen sessiz ve bunaltıcı adada acımasız şekilde kurgulanmış bir mekanizmanın, kişinin suçlu ya da suçsuz olmasına bakılmadan, savunması alınmadan cezalandırıldığı bir törene tanık olur. Öykü konuk ve infazla görevli olan subay arasındaki sohbetle başlar.  Araştırmacı gezgin, hemen infaz yerinde bizimle birlikte öyküye girer. 


Ceza Sömürgesi, üçüncü tekil kişi anlatıcı tarafından anlatılır, anlatıcı duyduklarını aktaran bir gözlemci konumundadır ve dolaylı bir şekilde durumu betimlerken bazen de doğrudan gösterme yoluna gitmiştir.


Gerçek bir zaman duygusu yaşamadığımız, bir önceki günle başlayıp bir sonraki günde son bulan öyküde kişilerin mesleklerine bakıldığında Kafka’nın bilinçli bir şekilde eserde yer alan kişileri kurguladığı görülür. Karakterler sadece olayların işleyişine göre öykünün içerisine dahil olurlar. Subay, farklı bir karakter olan konuğa, yeni kumandanından dert yanmakta ve eskiden ceza sömürge sisteminin daha iyi çalıştığını belirtmektir. Konuk ve görev icabı orada olan subay ve asker dışında, infazı izlemeye kimse gelmemiştir. İzleyiciler dışında, aygıtın çalışmasını sağlayacak başka görevlilerde infaz alanında değildir, bir teknisyenin yapması gereken işi subay, büyük bir istekle ve gururla kendisi yapmaktadır. 

Makine modernizmin simgesidir ve durağan bir karakterdir ve ana karakter olarak ele alındığında onun etrafında toplanmış dört kişi vardır. Subay-er-konuk-mahkûm. Bu dört karakter arasındaki diyalog hikâye boyunca sarmal ve sonsuz bir şekilde ilerler. Karakterlerin psikolojik durumlarının merak edilmediği hikâyenin işleyişinden konuğun şaşkın, korkmuş, tedirgin, subayın şikayetçi ve sevilmeyen bir kişi olduğunu, eski kumandanın aygıtı ve sömürge sistemini kuran kişi, yeni kumandanın ise sömürge sistemini istemeyen kişi olduğunu anlıyoruz. Subayın makineye verdiği değer, onu insan ile özdeş tutması hikayedeki başka bir ironidir. Otobiyografik açıdan bakıldığında da Kafka’nın babasıyla olan ilişkisini, mahkûm ve subay arasındaki ilişkiye benzetmek mümkündür.


Öykü Fransızca konuşulan bir sömürgede geçmektedir. Mahkûm Fransız değildir. Anadilini bilir, ancak subayın konuştuğu dil anadili değildir. Subay ise mahkûmun dilini bilse de konuşmaz


Ceza Sömürgesi, sisteme büyük bir bağlılık duyan ve değişmesini engellemek isteyen bir Subay ile bunların insancıl olmadığını söyleyen bir Gezgin’in anlattıklarına dayanılarak tasvir edilmiştir. Makineye duyulan hayranlık aslında sisteme duyulan hayranlığın dolaylı bir anlatımıdır. Subay, kendisine verilen infaz görevini yerine getirmekten gurur duyar. Onun için bu makine ve bu sistem olmadan yaşamanın bir anlamı yoktur.


Hikâye boyunca okuyucuda oluşan hikâyenin makine gibi işlemesi duygusundan sonra okuru beklenmedik bir son beklemektedir. Yıllarca kurmak için uğraşılan düzen bir anda kaosa, her bir parçası özel olarak tasarlanan makine bir hurdaya, düzeni devam ettirmek için var gücüyle çabalayan subay bir maktule, işkence ise cinayete dönüşür.  


Kafka, Ceza Sömürgesi’nde eserlerinde çok sık işlediği konulardan biri olan bireyin bürokrasi ve hiyerarşi karşındaki çaresizliğini ele alıp, acımasız ceza sistemini anlatırken savaş yıllarının şiddetine, hukuk sistemine, suç ve ceza arasındaki bağlantıya, bireyin otoriter rejimler karşısındaki çaresizliğine, yargı ve savunma sitemlerine farklı bir bakış açısı getirir.

*Kendine özgü tarzda eserler yazan Kafka’nın eserlerini belli bir edebiyat akımına dahil etmek mümkün olmadığından, işlediği konulara ve tarzına bir açıklık getirmek için kafkaesk kavramı ortaya çıkar. 



CEZA SÖMÜRGESİ

Franz Kafka

Kırmızı Kedi Yayınları, 2016

Çeviri: İlknur Özdemir

55 s.


Yorumlar


bottom of page