Ara

Coşkun bir monolog

"Romanda coşkun bir ırmak gibi akan monologda ortaya çıkan İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasındaki çeşitli olayları hatırlayarak, çatışma ve siyasi değişimle parçalanmış bir Polonya resmi." Zeki Yılmaz, Wieslaw Mysliwski'nin Fasulye Ayıklama Sanatı Üzerine Bir Tez adlı romanı üzerine yazdı.

Zeki Yılmaz

Yakın zaman önce kitapçı raflarına ilgi çekici ismiyle bir kitap yerleşti: ‘Fasulye Ayıklama Sanatı Üzerine Bir Tez’. Yazarı, Polonyalı Wieslaw Mysliwski. Mysliwski ile ilgili küçük bir araştırma yapıldığında ise çarpıcı bir yazın kariyeri göze çarpıyor. Çağdaş Leh edebiyatının önemli kalemlerinden biri kendisi. Polonya'nın en büyük edebiyat ödülü olan prestijli Nike Ödülü'ne iki kez değer görülmüş. Bunun yanında, kalem oynattığı coğrafyanın edebiyatının dünyaya açılan yüzü aynı zamanda yazar.


Bu bağlamda dünya üzerinde de okur kitlesini her geçen gün biraz daha genişletiyor. Türkçede Taş Taş Üstünde adlı çevirisine ek olarak Fasulye Ayıklama Sanatı Üzerine Bir Tez, kendisiyle tanışma kitabı oldu bizim için. Ve bu tanışma ilk olarak Fasulye Ayıklama Sanatı Üzerine Bir Tez'le olacaksa eğer gerçekten çarpıcı bir okuma deneyimi olacağının da garantisini verebilirim. Çarpıcı çünkü yazar tüm kalem marifetlerini sergilemekten çekinmediği, coşkun bir şekilde akan büyük bir monologdan meydana gelen bir romanla merhaba diyecek size.


Masalla Gerçek Arasında


Mysliwski'nin romanı her şeyden önce ilginç bir okuma deneyimi sunuyor kitabı eline alan herkese. Masalla gerçek arasında süzülen, hayalde mi yoksa hayatta mı süzüldüğünü bilinemeyen fakat buna rağmen tümden bir yaşamla kuşatılmış büyük bir hikâye elimizdeki. Romanın isimsiz anlatıcısı, adı olmayan ve sesini hiç duymadığımız bir ziyaretçiye hitap ediyor akan hikâye boyunca. Bu ziyaretçinin kim olduğu, ziyaretinin amacı, iki adam arasındaki ilişkinin doğası ve neden sesini duymadığımızla ilgili sorular, romanın etrafında inşa edildiği bir dizi gizem yaratıyor. Anlatıcı ise tüm bir roman ve dolayısıyla konuşma boyunca bizi tesadüfi karşılaşmalarla dolu kıvrımlı ipliklerle birleştiriyor. Tam da bu nedenle her bölüm olaylarla dolu; bu yüzden de hayatla…

Romanın anlatıcısı, ıssız bir yazlık köydeki kulübelerin bekçisi olan, İkinci Dünya Savaşı’nı yaşayıp hayatta kalmış ve deneyimlerini yansıtmaktan mutlu olan biri. Onun bu yalnız ve ıssız yaşantısına günün birinde gizemli bir ziyaretçi gelir ve kendi geçmişinin önemli figürlerine ve dramalarına geçmeden önce, tatilcilerin tuhaflıklarını ve romantizmini sürdürerek anlatıcımız hemen açılır. Bu açılmayı bir nevi “gevezelik” olarak da adlandırabiliriz. Tüm yalnız günlerinin acısını, kendisine sadece ve sadece fasulye satın almak için gelen adama boca ediyor romanın anlatıcısı. Bu coşkun bir ırmak gibi akan monologda ortaya çıkan ise İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasındaki çeşitli olayları hatırlayarak, çatışma ve siyasi değişimle parçalanmış bir Polonya resmidir. Mysliwski'nin kaleminde ortaya çıkan her ne kadar bir Polonya resmiyse de, öte yandan evrensel bir tablodur karşımıza çıkan çünkü İkinci Dünya Savaşı’nın keskin kokusu o coğrafyanın, dünyanın hemen her noktasından aynı şekilde duyulur.


Felsefe Yapmak


Mysliwski ilginç ve güçlü bir yazar. Fasulye Ayıklama Sanatı Üzerine Bir Tez’de bu çok sarih bir biçimde okurların karşısında ve kaleminden çıkanların ardı Türkçede gelecek mi diye de merak uyandırıyor. Her soru başka bir hikâye için başlangıç noktası oluyor romanda. Mysliwski ise durumu şöyle açıklıyor: “Diyebilirim ki fasulyelerin ayıklanması 30 yıldır başıma dert olmuştur. Bildiğiniz gibi, insanların güneşin altında bir yandan fasulye ayıklayıp, bir yandan farklı konularda sohbet etmeleri bir komşuluk ilişkisi biçimiydi. Günlük olaylar, eski zamanlar, hayaller, hayaletler, şimdiki ve sonraki dünya, Tanrı, bireysel ve ortak deneyimler hakkındaydı bu sohbetler; insanlar bilgeymiş gibi davranırlar, felsefe yaparlardı, kısacası sınır yoktu, sözcükler insanları her yöne götürürdü. Herkes katılırdı bu eyleme, kadınlar, erkekler, yaşlı ve genç insanlar, hatta çocuklar bile. Bazen düşünürüm de, belki de fasulyeler sadece bu amaçla büyük miktarlarda ekilir, zira bu kadar çok fasulye yediğimi anımsayamıyorum. Ve çocukluğumdaki bu geleneği anımsayarak, onun sözel yapısını, bir kitap yazmanın yapısına nasıl dönüştüreceğimi düşünmeye başlamıştım…”


Tam da böyle bir sohbet dünyasının, tam da yazarın anlattığı yapıda bir romanı elimizdeki…







Fasulye Ayıklama Sanatı Üzerine Bir Tez

Wieslaw Mysliwski

Çeviren: Neşe Taluy Yüce

Yapı Kredi Yayınları, 315 s.

İstanbul, 2020.