Ara

Keşke Çevrilse: Ernst Krenek’i Anlamak

"Keşke Çevrilse"de bu hafta edebi dili de müziği kadar kuvvetli besteci, Ernst Krenek var. Fatih Balkış zamanın ruhunun peşinden koşan, müzikal sınıflandırmalara sığdırılamayan, yapıtlarında müzikle edebiyatı birleştiren Ernst Krenek'i anlatıyor.

Fatih Balkış

Ernst Krenek'in yaklaşık yüz yıl süren yaşamına ve yapıtlarına bakıldığında bütün bir yirminci yüzyılın ruhunu görmek olasıdır. 1900'de Viyana'da doğan, Birinci Dünya Savaşı ile ilk bestelerini üretmeye başlayan Krenek, 1991'de Palm Springs'te ölene kadar sürecek olan yazma, düşünme, uygulama ve müdahil olma edimlerinin başkahramanıdır. Yalnızca bu özellikleriyle bile ona çağının sanatçısı demek yanlış olmaz. Yapıtlarını belli bir açıdan irdelemek, müzikal çalışmalarını sınıflandırmak ya da ona müzik tarihinde bir yer biçmek önemini azaltmak anlamına gelir. Çalışmalarının arka planında aynı zamanda düşünsel, tarihsel, estetik-sanatsal ve ilerici boyutları da aramak gerekir.

İkinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde 1938'de, Naziler tarafından Los Angeles'a sürülen bestecilerden biri de Krenek'tir. Müzikal çalışmaları ve erken dönem yapıtlarıyla Avrupa'daki sanat ortamında hatırı sayılır bir yer edinmiş olan Krenek, ölümüne dek yaşadığı Amerika'da aynı saygınlığı edinememiştir. Çünkü Amerika'daki yaşamı boyunca yapıtlar üreten, ürettiklerinin çeşitliliği nedeniyle hâlâ yönünü bulamamış bir besteci izlenimi verir. Oysa onun yapıtlarındaki ve temalarındaki bu çeşitlilik, zamanın ruhunun peşinde koşmasıyla açıklanabilir. Amerika'da hâlâ ilk dönem etkisinde kaldığı Schönberg, Berg ve Webern'in öncülüğünü yaptığı 12 ton müziğinin bir temsilcisi olarak görülür ve bilindiği gibi Amerikalılar uzun zamandır bu müziği göz ardı etmişlerdir.

Müziği ve onu açıklama gayreti içinde olan Krenek, erken dönemlerinde bile çok sayıda makale, deneme ve eleştiri kaleme almıştır. Çoğu Alman gazetelerinde yayımlanmış olan bu yazılar Exploring Music adı altında kitaplaştırılmıştır. Bir diğer çalışması olan Music, Here and Now ise Thomas Mann'ın sıklıkla başvurduğu ve bir bestecinin yaşamını anlatacağı başyapıtlarından biri olan Doktor Faust'u yazmak için kullandığı kaynak kitaplardan biridir. Düşüncelerinin izlerini sürebileceğimiz sayısız mektupların, şiirlerin, öykülerin, operalarının librettolarının yazarı ve denemeci Krenek, otuzlarının hemen başında müzik yerine edebiyatı seçme ikileminde kalır. Hatta edebi dili o kadar etkileyicidir ki, Frankfurter Zeitung'dan editörlük teklifi gelir. Bu teklifi reddederken, müzikle edebiyatı operalarında birleştirebileceği kararını alıp bestelerine geri dönecektir. Ancak Krenek müziğin hiçbir zaman kendi anlamı dışında bir şeyi temsil ettiğine inanmaz. Herhangi bir politik görüş ya da müziğe iliştirilen bir anlam, bestecinin müziğiyle bir şeylere dokunma çabası, onun müziğini saflığından uzaklaştırır, düşüncesindedir. Bu düşünce ise operalarının hemen ilk bakışta ayırdına varılacak olan bir temayla karşılaşmamızı sağlar. Bireyin özgürlük düşüncesidir bu. Nazizmin hemen öncesinde bestelediği ve ilk kez eş zamanlı olarak hem besteyi hem de librettoyu yazdığı, Franz Werfel'in bizzat metni okuduğu ve Mussolini'nin temel alındığı Karl V adlı operası başyapıtlarından biridir.

4 el piyano için Bagatelle op.70 eserinin orijinal notaları

1940'tan sonra, Amerika'da başlangıçtaki üslubundan uzaklaşmış gibi görünür. Alman Neoklasizmi ve Paris stili Neoklasizm arasında gidip gelen ve 12 ton bestecisi olarak anılan Krenek, yeni yönelimlerin peşindedir. İlk olarak apolitik bir opera olan Tarquin'i yazar ve dikkat çekmez. Sonrasında özgürlük temasını bir kere daha ele aldığı What Price Confidence'ı besteler, ama akıbeti Tarquin gibi olur. 1950'de karakterleri zayıf olan Dark Waters adlı melodramı ve hemen ardından daha önce hiç denemediği bir ahlak hikâyesine dayananThe Neighbor'u besteler ve başarısız olur. Bu büyük yapıtların başarısızlığına karşın, metinlerini Kafka'dan, Donne'dan, Melville'den, Aziz Paul'dan aldığı şarkıları, koral besteleri mükemmeldir. 1950'de Avrupa'ya geri döner, ancak burada da yalnızca 12 ton bestecisi olarak hatırlanmaktadır. Sonrasında The Bell Tower'ı, iki televizyon operası, The Golden Ram'i ve Sardakai adında başka bir opera yazar. Güliver'in üçüncü bölümünü besteler ve bütün bu yapıtlar özgürlükle ilintilidir. Horizons Circled (1974), Krenek'in kendi müzikal yönelimlerini anlattığı ve seksen sayfada kendisinin besteleme, algılama ve müziğini ortaya koyma anlayışını temellendirdiği oylumlu bir denemedir. Bu kitapta sanatçının çevresini ve onun toplumsal yaşamdaki etkilenimlerini dört ana başlıkta inceler. İlk olarak tarihsel olaylar ve onların etkilerinin sanatçı üzerindeki etkisi üzerinde durulmalıdır. İkincisi, bu problemlerle yüz yüze olan sanatçının, bir üyesi olarak bulunduğu topluma bunları yansıtmasıdır. Üçüncü olarak sanatçının içinde bulunduğu çağın sosyo-ekonomik yapısının irdelenmesidir. Son olarak ise, günümüzde besteleme anlayışı ve serializmin gelişimi üzerine düşüncelerdir.

Yaşadığı ve müzik yapmaya başladığı yıllar düşünülecek olursa, Krenek'in gerçekten de tarihi perspektifte çok önemli bir yerde durduğu söylenebilir. Her ne kadar 12 ton bestecisi olarak anılsa da, aslında onları uzaktan izleyen bir takipçi gibidir. İlk kez bir caz operası bestelediğinde henüz yirmili yaşlarındadır. Özellikle operalarındaki politik bilinç onu diğer çağdaşlarından ayırır. İtalyan besteci Pergolesi ya da Johannes Ockeghem'in on dördüncü yüzyıl müzikleri onu etkisi altında bırakır. Adorno ile olan dostluğu yine yirmilerinin sonunda başlayacak ve uzun mektuplaşmalar eşliğinde Amerika'ya taşınacaktır. Önemli bir ressam olan Avusturyalı Oscar Kokoschka, kendi yazdığı bir oyun olan Orpheus ve Eurydike'dan bir opera yazmasını ister. Paul Claudel ile işbirliği yapar. Altın post hikâyesinden absürd bir zaman yolculuğuna dönüşen ve İason'un 'playboy' olduğu bir opera yazar. Krenek'in müzikte yarattığı etkiyi bugün Joyce'la kıyaslayanlar ve aralarındaki ortak noktaları açığa çıkaran eleştirmenler var. Müziğine bir bütün olarak bakıldığında çeşitlilik, çokseslilik ve yenilik arayışından asla vazgeçmeyen ve köklerini kadim metinlerin kutsallığından sıyrılarak bugünün diline çeviren Krenek, sanatçının zihninin en temel özelliklerinden olan alaycı, politik, ele avuca sığmaz ve derinlikli yapısını gözler önüne seriyor.