Ara

Fısıltılar Birleşerek Gürül Gürül Akan Bir Nehre Döner Bir Gün İnanırsak...

Ece Temelkuran, Türkçede olduğu gibi artık dünya dillerinde de her yazdığıyla okurunu bulan kalemlerden biri. Son kitabı Bu da Geçer üzerinden başlayan sohbet umuda ve dayanışmaya uzandı. Deniz Zeka ve Meltem Sezen Kılıç, Temelkuran'la son kitabına ve hayata dair daha birçok şeyi konuştu.


Deniz Zeka / Meltem Sezen Kılıç


Ece Hanım merhaba, heyecanla beklediğimiz yeni kitabınıza kavuştuk. Kitabın kapak resmi ile başlamak istiyoruz. Kitabın kapağında, çok narin, çocukluğumuzun vazgeçilmez eğlencesi karahindiba resmi var. Üfleyince her yere dağılan bu çiçek gibi dağılıp sonra toparlanmaya çalıştığımız anlar mı hayatı hayat yapıyor?


Belki. Ama benim için karahindibanın 'hayatı nasıl yaşamak gerekir' sorusuyla ilgisi var. Bir avize gibi mi yoksa bir karahindiba gibi mi saçmalı ışığı? Işık derken aydınlıktan söz etmiyorum, hayat enerjisinden, neşesinden söz ediyorum. Bir avize gibi sabit durup, sabredip, beklemeli mi yoksa telaşla dağıtmalı mı kendini, bir karahindiba gibi. Benim seçimim ortada sanırım. Bilhassa bir kadın için pek ‘akıllı’ bir yaşama biçimi değil ama insan zamanla kendinden başka biri olamayacağını anlıyor ve buna alışıyor.


Hayata anlam yüklemeye gerek var mı? Kendiliğinden olamıyor mu?


Bilmem, siz o kadar şanslı mısınız?


"Vietnam, ABD ordusunu nasıl yendi? Yeraltında bir fısıltı olarak başladı her şey. Kurtuluş Savaşı nasıl başladı? Bir fısıltının başka bir fısıltıya yemin etmesiyle."

Kitabınızın adı “Bu da Geçer”. Sizin de ifade ettiğiniz gibi, geleceği görebileceğimiz kadar yukarılara çıksaydık, içinden geçtiğimiz şu günlerden sonra neler görürdü Ece Temelkuran dünyaya dair, ülkeye dair?


Milyonlarca insan görürdüm, aklından aynı şeyi geçiren: “Sokaklara çıkıp dünyanın yakasına mı yapışsam yoksa kendimi eve mi kapatsam?” Sanırım üç aşağı beş yukarı hepimizin ruh hali bu. Hem kaybedeceğimiz hiçbir şey kalmamış gibi hissediyoruz hem de korkudan ödümüz patlıyor. Şu anda “seyrederim alemi” anında gördüğüm bu ama yakında sanırım hepimiz başka bir şey göreceğiz. Dünya kendi kendine bakıp çok şaşıracak.


Sesler, fısıldayarak nasıl birleşir?


Şöyle: ... .... ... Duydunuz mu? (Bu şaka) Vietnam, ABD ordusunu nasıl yendi? Yeraltında bir fısıltı olarak başladı her şey. Kurtuluş Savaşı nasıl başladı? Bir fısıltının başka bir fısıltıya yemin etmesiyle. Bir insan bir insanı nasıl sever? Evvela bir fısıltıyla. İlk önce biri birine bir şey fısıldar ve olaylar gelişir.


Her türlü gürültüde Ece Temelkuran kendini nasıl sağaltır?


Bazen iyileşmek diye bir şey yoktur. Bazen kırılanlar yapışmaz. Geçen gün genç bir kadınla konuşurken fark ettim, iyileşmeyen yaralara büyümek diyoruz. Beni bugüne kadar sağaltan tek bir şey oldu, Düğümlere Üfleyen Kadınlar’ı yazmak. Düştüğüm yerden kalmam için roman yazmam gerekiyor demek ki bu da öyle her gün olabilen bir şey değil.


Kimse kimseyi iyileştirmez, sadece beraber gülmek diye bir şifa vardır. Kendine tutunmak ve bunu yaparken birbirine merhem olmak ne ifade ediyor Ece Temelkuran’a?


Kadınları, kadınların kahkahasını. Bir divan. İki kadın. Çok gerçek dertleri var. Anlatıyorlar. Başları ellerine dayalı. Sonra aniden biri güzelce küfür ediyor, genel olarak, yani her şeye. Birden o eller başları taşımaktan vazgeçiyor, bacaklara vuruyor kahkahalara eşlik etmek için. Sonra hayat yeniden başlıyor. Aklıma gelen çünkü hayatımı sürdüren şey bu.


Çok gürültülü bir çağda yaşıyoruz, gürültü sözcüğünü sadece işitsel olarak düşünmeden “şey”lerin saldırısında bir hayatın içinde anlam arayışı nasıl gerçekleşecek?


Bir sözcük bulacağız. Bana sorarsanız o sözcük “onur” olacak. Ama bunu anlatmam için bir kitap uzunluğunda konuşmam lazım. Ki konuştum da. Together: 10 Choices for a Better Now (Hepberaber: Daha iyi bir şimdi için 10 seçenek) Mayıs’ta orijinal dili İngilizcede sonra çeşitli dillerde çıkacak. Türkçede de, şükürler olsun.


"Bir gün gerçekten güzel bir uyku uyumak için kalkıp bir şeyler yapmalı. Şöyle mühim bir mesele var: İnsanlar kalkmadan önce ne yapacaklarını bilmek istiyor. Böyle bir şey yok, maalesef. Ne yapılacağını ayağa kalktıktan sonra bilebilir insan."

Pandemi dönemi belki biraz yavaşlamamıza, şalteri bir süre indirmemize fırsat oluşturduysa da online bir gürültü yarattık kendimize. Siz kendinizi koruyabildiniz mi bu gürültüden?


Hayır! Ve daha şimdiden yoruldum.

“Anlamak aklımız ve duygu dünyamız bu çaba sayesinde boyutlanıyor ve yoğunluk kazanıyor. “ diyorsunuz, sezmek hayatımızın neresinde? Sezmek bilmekten daha derin geliyor bana siz ne dersiniz? Kadim bir bilgiymiş gibi bazen açıklanamayan bir şekilde öyle olduğunu bilmek. Bilginin işlenmiş hali ve biriken bir şey gibi...


Sezmek de bir bilgidir. Bilginin cümleleşmemiş hali. Adalet Ağaoğlu ile yaptığımız bir şaraplı sohbet geldi aklıma. “Sadece sezgilerine güven” demişti. Hayatı bilen bir kadından bunu duymak sezgiyi savunulması gereken bir bilgi yaptı benim için.


Bu çağ bizleri gergedanlaştırdı, derimiz kalınlaştı ve hiçbir şey işlemiyor derimizden. Çok derin bir uykudayız. Kıyıya vuran cesetler, öldürülen kadınlar, tecavüz edilen çocuklar, kendi karanlık hikâyesinin içinde kutsallığa sarılan aileler… Tüm bunlar bile o derin uykudakini uyandıramıyor. Ne yapmalı?


Bu kadar çok kabusun olduğu bir uyku denebilir mi? Sanmam. Bir gün gerçekten güzel bir uyku uyumak için kalkıp bir şeyler yapmalı. Şöyle mühim bir mesele var: İnsanlar kalkmadan önce ne yapacaklarını bilmek istiyor. Böyle bir şey yok, maalesef. Ne yapılacağını ayağa kalktıktan sonra bilebilir insan. Anlamak ya da bilmeyi eylemden ayırdığımızdan beri –ki son 40 yıldır bu- kabuslu uykumuza yeniden yeniden dalmaya çalışıyoruz.


Ev neresi, yeni evlerimizi arkadaşlıklar ve dayanışma üzerine mi kuracağız? Yaşamdaşlık sözcüğünü seviyorum. Burada yaşamdaş olduğumuzu unutmadan yaşamayı becerebilirsek tüm küresel sorunlar kalkar mı dersiniz? Ev bizi içinde inşa ediyor biz sonra oradaki inşa edilmiş binayı dış dünyada yıkıp yeniden mi inşa ederek biz oluyoruz?


Arkadaşlık, dünyevi adaletin sağlanabildiği tek insan ilişkisidir. Bu sözcüğün kıymetini bilmeli. Ve evet evimizi arkadaşlıklardan kuracağız. Dünya öyle bir coğrafya olarak yeniden kurulacak.

“Ne harika şey diye şaşırabilmeliyiz” diyorsunuz bu çok güzel şaşırmak çocukça bir hayret insanı zinde tutuyor. Şaşkınlık ve panik için neler söylersiniz. Şaşkınlık çok mütevazı/ panik biraz üst perdeden gibi geliyor bana.


Hayret, bir makamdır, bir olgunluk mertebesi. Bir neşe vardır içinde. Şaşkınlık, burada hayretten söz ediyor. Oysa “İnsan hayret ediyor” gibi bir hayattan kopukluk, bir cahillikten değil. O cahillik, evet, biraz üst perdeden, biraz ayrıcalıklı bir hayatın ürünü.


Dünyanın en büyük X’i konuşmanızı ders materyali olarak kullanıyoruz ve bu bize çok iyi geliyor yeniden analım mı? Neler dersiniz?


Aha! Buna çok sevindim. Buraya videoyu koyalım madem☺


Neden olmasın, bizce herkes izlemeli...


Kitabın adındaki “Bu da Geçer” ifadesindeki duygu kanıksama mı/ kabullenme mi/ İnanaç mı?


Dilek, sezgi ve el verme, dayanışma eli.







BU DA GEÇER

Ece Temelkuran

Everest Yayınları, 174 s.

İstanbul, 2021.