“Geyikli Gece” şiirinde medeniyet – doğa çatışması merkezinde insan
"Turgut Uyar için varoluş trajik bir meseledir, şiirlerinde de bu düşünceyi yansıtır. Lakin Uyar umutsuz bir şair değildir. Varoluşun trajik olmasını kabul eder ve hayatı özgürce yaşamayı seçer. Karamsarlıktansa doğaya bakıp umut etmek ister. Şiirlerinde de gördüğümüz gibi yaşamı parçalarına böler, kurcalar, yırtar ve onunla mücadele eder."
Lütfiye Çetin, Turgut Uyar'ın Geyikli Gece şiirinden yola çıkarak şairin poetikası üzerine derinlikli bir inceleme yapıyor. Geyikli Gece neymiş, geyikli gecenin karanlığında bizim için şairin gösterecek neleri varmış, bir hayalden yola çıkılarak nasıl başkaldırılırmış, merak edenlere...
Lütfiye Çetin
Turgut Uyarı’ın şiirinde en temel konulardan biri insandır. Nermin Menemencioğlu, Turgut Uyar’ı en nihayetinde kolları, bacakları, korkuları ve sevgileri olan bir insan olarak tanımlar (Menemencioğlu 51). Uyar, aynı zamanda bir şehir insanıdır. Demek ki insan ikiye ayrılır; insan ve şehir insanı. Hobbes’a göre insan, doğası gereği vahşi, bencil ve dürtülerine düşkündür. Bu bağlamda ‘şehir insanı’ anlaşmaya tabi olmuş insandır; toplumsal sözleşmeye uymak için dürtülerini bastırır. Uyar, şiirinde kendini yadsımaya değil, anlamaya çalışır. Öz’ü ya da insan doğasını anlamaya çalışan Uyar’ın şiirinden bahsederken sorgulamadan yahut bir arayıştan bahsederiz. Uyar, yaşadığı zamanı ya da düşüncelerini bütün pencerelerden incelemek ister, kurcalar ve unutmaz. Bu kurcalayış Uyar’ın şiirine de oldukça yansır. Bu arayışın içinde Uyar dili imgesel olarak kullanır, şiirlerinde bütün bir resim çizmektense birbirinden bağımsız kesitler sunar. Dünyanın En Güzel Arabistanı kitabının ilk şiiri olan “Geyikli Gece” de Uyar, bir nevi öz arayışının hikayesini bize anlatır. Anlatıcı geçmişine dair bir anıyı anlatıyormuşçasına “geyikli gece”yi tasvir eder.

Mehmet Kaplan “Göğe Bakma Durağı” yazısında “Geyikli Gece” şiiri için şöyle der: “Şiirde dikkate şayan olan nokta, “geyikli gece”nin zıddı olan şehir medeniyeti ile beraber ele alınmasıdır. Şairin arzu ettiği, […] şehirden, insanlardan kaçmak, “geyikli gece”ye, yani kadına ve tabiata ulaşmaktır. Şehirde yaşanılan hayat insanları ezer, içgüdülerini tatmine engel olur. Halbuki saadet “geyikli gece”dedir. O, insanı yaşadığı zamandan kurtarır, asli kaynağına götürür” (Kaplan 320). Kaplan’ın işaret ettiği tezatlık şehir ve aşk arasındadır. İnsan – şehir insanı ikiliği içerisinde bir öz arayış göz önünde bulundurulursa, bu tezatlık medeniyet ve doğa bağlamında da incelenebilir. Dolayısıyla, bu yazımda “Geyikli Gece” şiirini medeniyet – doğa çatışması ve insan odağında inceleyeceğim.
“Geyikli Gece” şiirinin açılışı ile anlaması zor, çok anlamlı ve mecazi bir dil dünyasının içine düştüğümüzü anlarız. Anlatım “in medias res, konunun orta yerinden” başlıyor gibidir. İlk dizeler okuyucuda merak uyandırır. Korkulacak ya da naylondan olan şey nedir gibi sorular aklımıza gelir:
Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar (Uyar 9)
Korkulacak bir neden olmamasına karşın kişi “çocuklar gibi” korkar. Burada kişinin iç dünyası gözler önüne serilir. Korku hissi anımsatılır. V.B Bayrıl, buradaki korku hissini “var olmanın tedirginliğiyle kuşatılmış bir korku” olarak tanımlar (Bayrıl 155). Toplu ölümlerden bahsedilir ve her şey “naylon”dandır (Uyar 9). Naylon imgesi bir yapaylık çağrıştırır. Mehmet Yılmaz ise naylon imgesini iki bağlamda okur (Yılmaz 1897). Ona göre, ilk olarak, naylon, yapay olma durumunu çağrıştırdığı için 1950’ler Türkiye’sinin kentleşme sürecine atıfta bulunulmuştur. İkinci okuması ise, naylonun aynı zamanda yapmacık tavır olarak düşünülebileceği üzerinedir. O halde, yapmacık tavır, kentte yaşayan modern bireyin özelliklerinden bir tanesidir. Böylece insan ikiliği tekrar karşımıza çıkar. Fakat, korkular ve yapaylık “geyikli gece”den ayrıdır. Bütün korkular “geyikli gece”nin bulunması ile son bulmuştur. Bu durumda “geyikli gece” bir tür kaçış mekânı olarak karşımıza çıkar. İlerleyen dizelerde ise “geyikli gece”nin özellikleri sıralanır:
Geyikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasile ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak (Uyar 9)

“Geyikli gece”, “asfalt”ın bittiği, “yeşil ve yabani ormanlar”ın başladığı yerdedir. İnsanları vakitten kurtarır. Kurtarılan şeyin vakit olması önemlidir. Vakit, belirlenmiş bir zaman dilimidir. “Geyikli gece” kentleşmiş modern bireyi gündelik işlerinden, iş mesaisinden ya da zamanlı işlerinden kurtarır. Bu kaçış mekânı karanlıkta, güneşin batması ile ortaya çıkar. Dolayısıyla “geyikli gece” her zaman bilinmelidir; kişi sürekli hatırlamalı ve unutmamalıdır. “Geyikli gece”nin özelliklerinin anlatılmasıyla kaçış mekanının konumlandığı yer bariz hale gelir. Bu mekân, şehrin bittiği, günlük işlerin önemini yitirdiği yer olan doğadır. Karşıtlığı ise medeniyettir. Medeniyet “toprağı sürdük” sözleriyle karşımıza çıkar. “Gladyatörler” ve “dişliler” ise medeniyetlerin içerisindeki savaşı ve sanayileşme sürecini temsil eder gibidir. Fakat, toprağı sürme sürecinde insanlık “kaybol”ur; kendi olmaktan çıkar. Bu nedenle “geyikli gece” “büyük şehirlerden” kurtarılmalıdır. Anlatıcı, kurtarma sürecini şöyle dile getirir:
Gizleyerek yahut döğüşerek
Geyikli geceyi kurtardık
Böylelikle “geyikli gece” bir mekân özelliği daha kazanır. Kaçış mekânı aynı zamanda kurtarılmış bir mekân olur. Yani, “geyikli gece” hem kurtarıldıkça hem de insanı kurtardıkça var olur. Uygarlığın kurucusu olan insan ise “geyikli gece”nin var olduğunu bilerek “umut” taşır.
“Geyikli gece”nin, yani doğanın karşısında konumlandırılan medeniyet, tarım, sanayi ve savaş ile ilişkilendirilir. Anlatıcı ilerleyen dizelerde “geyikli gece”yi tanımlarken doğa imgeleri kullanmaya devam eder:
“Geyikli gecenin arkası ağaç
Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı” (Uyar 10)
“Ağaç”, “su”, ve “gökyüzü” birebir doğadan alınmış imgelerdir ve “geyikli gece”nin doğa olduğuna tekrardan atıfta bulunurlar. Burada anlatım kısa bir süreliğine değişir. Anlatıcı sanki “geyikli gece”nin içerisinde, orayı görerek betimliyor gibidir. Aşk da “geyikli gece”nin içerisindedir. Aşk artık bulunmayan bir duyguymuş gibi anlatılır:
İster istemez aşkları hatırlatır
Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
Şimdi de var biliyorum (Uyar 10)
“Bir yandan toprağı sür[erken] / Bir yandan kaybol[an]” (Uyar 9) anlatıcı, muhtemelen kayboluşu ile hissettiği duyguları da kaybetmiştir. Dolayısıyla aşk, şehir mekânında adeta bir efsane olarak anlatılır. Fakat aşk “geyikli gece”de hâlâ “eski” ve en doğal hali ile yaşanır:
Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi
Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
Geyikli gecenin karanlığında (Uyar 10)

Böylece aşk, bütün cinselliği ve en saf hali ile karşımıza çıkarken “geyikli gece” mekanının içinde konumlandırılır. Aynı zamanda “geyikli gece”nin konumu ve nasıl gidileceği, daha doğrusu, nasıl gidilemeyeceği anlatılır:
Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor
Biliyorum gemiler götüremez
Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini (Uyar 10)
“Geyikli gece” insanın belleğinde, yani zihnindedir ve geçiş için gerekli olan şey “üç kadeh ve üç yeni şarkı”dır. Alkol, insanı sarhoş eder ve kendi bilincinden uzaklaştırır. Böylelikle kişi kontrolü elden bırakarak duygularına ve içgüdülerine teslim olur. Kontrolün bırakıldığı ve saf duygulara geçildiği noktada da “geyikli gece”ye geçiş gerçekleşir. Bu nedenle “geyikli gece” fiziki bir mekân değildir. İnsanlar oraya bir gemi ile gidemez, şehrin “neon” ışıkları ve aklın ürettiği “teoriler” orayı aydınlatamaz ya da sızamaz. “Geyikli gecenin karanlığında” hepsi kaybolur.
Böylelikle şiirdeki zıtlık unsurları iki farklı mekân ile karşımıza çıkar; gerçek, fiziki mekân olan şehir ve düşsel mekân olan “geyikli gece”. Aynı şehirde yaşamalarına rağmen, “geyikli gece”yi bilen insanlar ile şehirde yaşayan insanların özellikleri birbirinden farklıdır. “Geyikli gece”yi bilen insanlar herkesin unuttuğunu hatırlayanlardır. Aldatılmışlar fakat aldanmamışlardır; dürtülerine, özlerine hâlâ sahiptirler ve özlemini çekerler. Şehir insanları ve “geyikli gece” insanları ayrımı bu dizelerde keskin bir şekilde ayrılır. “Durum[ları] başta ve sonda ayrı ayrıysa / Başta ve sonda ayrı oldu[klarındandır].” Şehir insanları “büyük oteller”de, “kesme avizeler” ve “çıplak kadın omuzlarında” eğlenirken, “geyikli gece” insanları zamanın nasıl geçtiğini bilmeden, bu eğlencelere şaşırır (Uyar, 11).

“Geyikli gece” insanları için söylenilen ‘biz’lik anlatısı mesaisinden yakınan, hayatını maaştan maaşa kuran alt sınıf olarak okunabilir. Karşı tarafına konumlandıran şehir insanları da bu denklemin içerisinde zengin sınıfıdır. Mesai ile çalışan sınıf “hüzün”lüdür. Fakat anlatılan hüzün, üzgünlük durumundan daha çok öfkeye işarettir. Şehir hayatı içerisinde “çaresiz” düşen bu sınıf, hukuk ya da ahlak kurallarını çiğneyerek, yani toplumsal sözleşmeyi bozarak, toplumla çatışmayı hayal etmektedir:
Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
Yahut bir adam bıçaklasak
Yahut sokaklara tükürsek (Uyar 11)
Bu hayal bir başkaldırı olarak okunabilir. Dürtülerini, aşkını ve kendini sürekli bastırmak durumunda kalan bireyin isyanı, toplumsal sözleşmeyi bozmak olabilir. Lakin çarenin çatışma olmadığını bilirler:
Ama en iyisi çeker giderdik
Gider geyikli gecede uydurduk (Uyar 11)
Anlatıcı için çare her zaman kaçış mekânı olan “geyikli gece”dir. Böylelikle, toplum ile çatışmaktansa kaçmayı, yani “geyikli gece”ye geçmeyi yeğlerler. Şiirin sonlarına doğru anlatıcı bir nevi neden “geyikli gece”de kalmak istediğini savunur. Anlatım yeniden kısa bir süreliğine değişir:
“Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
Sultan hançerleri gibi ayışığında
Bir yanında üstüste üstüste kayalar
Öbür yanında ben” (Uyar 11)
Anlatıcı tekrar “geyikli gece”nin içindeymişçesine etrafını betimlemeye başlar. Karanlığın içerisinde “geyiğin gözleri” sanki bir yardım ışığıymış gibi parıldar ama “imdat ateşleri” ürkektir. Medeniyet – doğa çatışmasının ortasında kalan insan yardım ister fakat bitmek bilmeyen korku ve endişe hali onu bırakmamaktadır. Anlatıcı savunmasını yapmaya başlar:
Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
Eskimiş şeylerle avunamıyoruz
Domino taşları ve soğuk ikindiler
Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
Gölgemiz tortop ayakucumuzda
Sevinsek de sonunu biliyoruz (Uyar 11)

Kişi artık şehir mekânında avuntu bulamadığını anlatır. Domino oynamak, caddelerde gezmek onun için yeterli değildir, ona uzaktır. “Kalabalık”lar yabancıdır, kişi kendini şehir mekanına ait hissetmez. Gölgesi bile ayakucunda toplanmış, gitmeye hazırdır. Böylelikle “geyikli gece”ye son defa geçiş başlar:
Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum (Uyar 11)
Ekonomik sıkıntılar artık anlatıcının umurunda değildir, dünya onsuz dönmeye devam eder. Her şey şehir mekânında kalmak için hazırdır. İnsanın “geyikli gece”ye geçmesi, insan – şehir insanı ikileminin nedeni olan topluluk sözleşmesine artık tabi olmadığı anlamına gelir. Böylelikle anlatıcı dürtüleri, aşkı ve cinselliği ile sadece bir ‘insan’ olabilecektir. Yaptığı savunma ile toplum, kişiyi “ilk oturumda suçsuz” bulur. Önder Otçu kişinin suçsuz bulunmasını toplumun kişiyi haksız çıkarmak için gerçekleştirdiği bir hareket olarak okur (Otçu 215). Kişi toplumdan uzak durma seçimini yapmış, “önceden ayrılış”ını gerçekleştirmiştir. Bu ayrılık toplumu suçlu hissettirecek, böylelikle toplumu tehdit edecektir. Çünkü kişinin suçu hazzın gerçek olduğunu göstermektir. Fakat kanaatime göre toplum, kişiyi haksız çıkarmak için değil, anlatıcının toplum huzurunu bozmaması için affetmiştir. Çünkü kişi şehir mekânında kaldıkça hukuk ve ahlak kurallarını çiğnemeyi çoktan hayal etmiş, bunu dile getirmiştir (Uyar 9). Seçimini yapmış olan kişi her hâlükârda “geyikli gece”ye geçmek için elinden geleni yapacaktır ki “geyikli gece”ye gidiş – geliş çoktan başlamıştır. Toplum da bunun farkındadır.
Kişi “bir bardak şarabı” kendi için içer. Alkol ile bilinç kontrolü bırakılmıştır. “Geyikli gece”nin içindeki anlatıcı tekrar gelir:
“Halbuki geyikli gece ormanda
Keskin mavi ve hışırtılı
Geyikli geceye geçiyorum” (Uyar, 11)
Burada sanki bir şaşkınlık hissi vardır. Anlatıcı “geyikli gece”nin “ormanda” olmasını beklerken, kendini başka bir yerde bulmuş gibidir. Ama anlatıcı yine de “geyikli geceye” geçişini tamamlar.
Şiirin en son dizesinde anlatıcı “uzanıp kendi yanakları[n]dan [öper]”. Şaşkınlık hissi anlatıcıdan okuyucuya geçer. Kişi artık bölünmüş, tabiri caizse iki vücut haline gelmiştir. Kendisine uzanır ve uykuya dalmak üzere olan bir çocuğu yatırır gibi kendini uykuya yatırır. İnsan – şehir insanı ikilemi şimdi iki bedende vücut bulmuş, şehir insanı vücudu uykuya geçmiştir. Vakit, insanın “geyikli gece”de yaşama vaktidir.

“Geyikli Gece” şiirinde “geyikli gece” doğa olarak tasvir edilir. “Yeşil”, “yabani” ve “asfalt”ın bittiği yerdedir (Uyar 9). “Geyikli gece”nin var olmasıyla insan huzura kavuşabilir, şehir mekanının, modernliğin ve medeniyetin zorunlu kıldığı tüm şartlar önemsiz hale gelir. Savaşların, sanayinin ve ekonominin neden olduğu korku, çaresizlik ve endişe hali, “geyikli gece”nin karanlığıyla silinir. “Geyikli gece”deki insan heyecanlı ve kaygısızdır. Yeniden umut etmeye ve aşka inanmaya başlar; özüne, duygu ve dürtülerini özgürce yaşayabileceği yere geri döner. “Geyikli Gece” şiiri doğa – medeniyet çatışması üzerinde kurulmuş, kanaatimce insan özünü inceleyen bir şiirdir. Bu çatışma insanları insan – şehir insanı olarak ikiye böler. Kişinin şehir mekânında yaşadığı korku, endişe ve hüzün durumu, depresifl bir duygu durumundan ziyade medeniyete ve onun zengin sınıfına olan öfkedir. Dürtülerin bastırılması, “geyikli gece”nin “bilinmesi”, yani hatırlanması ile gereksiz hale gelmiştir. Çünkü artık “insan” olarak yaşanabilecek bir mekân bulunur. Lakin bu mekân, şehir mekânı gibi fiziki bir mekân değildir; düşseldir, alkolle, yani bilincin kontrolünün bitirildiği yerde ortaya çıkar. Suçsuz bulunan kişi artık özgürleşmiştir. Çatışma içindeki insanın bölünmüşlüğü adeta iki vücut olarak karşımıza çıkar. Biri derin bir uykuya geçmeye hazırken, diğeri onu yatırmaya ve yaşamaya hazırdır. Böylelikle çatışma bedenselleşir. Turgut Uyar için varoluş trajik bir meseledir, şiirlerinde de bu düşünceyi yansıtır. Lakin Uyar umutsuz bir şair değildir. Varoluşun trajik olmasını kabul eder ve hayatı özgürce yaşamayı seçer. Karamsarlıktansa doğaya bakıp umut etmek ister. Şiirlerinde de gördüğümüz gibi yaşamı parçalarına böler, kurcalar, yırtar ve onunla mücadele eder.
KAYNAKÇA
Kaplan, Mehmet. Şiir Tahlilleri 2: Cumhuriyet Devri Şiiri. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2019.
Şiirde Dün Yok Mu: Turgut Uyar Üzerine. Haz. Tomris Uyar. İstanbul: Can Yayınları, 1999.
_________________________________. Bayrıl, Vural B. “Ne Varsa Geyikli Gecede İdi”, s. 154-157.
_________________________________. Menemencioğlu, Nermin. “Turgut Uyar’ın Şiiri”, s. 50-59.
_________________________________. Otçu, Önder. “Yalnızlığın Kusursuz Çekirdeği”, s. 204-228.
Uyar, Turgut. Dünyanın En Güzel Arabistanı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2020.
Yılmaz, Mehmet. “Kente Alışamayan Uyumsuz Bireyin Öyküsü: Turgut Uyar’ın Geyikli Gece Şiiri Üzerine Bir Tahlil Denemesi”. Turkish Studies – Language and Literature 6/3, s.1893-1906.



































Hi88 được tôi xem xét trong tình huống muốn tìm nhiều loại nội dung mà không phải quay về trang chủ sau mỗi lần lựa chọn. Tôi bắt đầu từ bắn cá, chuyển sang nổ hũ rồi mở game bài như Tiến lên hoặc Phỏm để xem danh mục có giữ được cách phân loại dễ hiểu. Tiếp đó, tôi kiểm tra khu vực xổ số và thể thao nhằm đánh giá khả năng chuyển giữa những nhóm có cách trình bày khác nhau. Điểm chính là vị trí menu, tiêu đề trang và nút quay lại có giúp tôi tiếp tục hành trình mà không phải tìm lại từ đầu hay không. Nếu các dấu hiệu điều hướng thay đổi…
XX8 khiến tôi quan sát cách người dùng duy trì mục tiêu khi phải chuyển qua nhiều khu vực trong một lần truy cập. Tôi bắt đầu với thể thao, tiếp tục xem Casino và game bài, rồi thử mở bắn cá, nổ hũ cùng xổ số để đánh giá mức độ liền mạch của việc điều hướng. Trong mỗi bước, tôi chú ý xem menu có cung cấp dấu hiệu đủ rõ để nhận ra khu vực đang xem và lựa chọn tiếp theo hay không. Tôi cũng tìm các đường dẫn hỗ trợ, điều khoản và chính sách bảo mật nhằm xem chúng có thể được tiếp cận độc lập với danh mục giải trí hay không. Khi các…
https://ngothienphat.com/ giúp mình tìm hiểu cách Ngô Thiện Phát kết nối hoạt động thu mua với việc phân loại và tận dụng vật liệu sau sử dụng. Tôi bắt đầu từ những nhóm như sắt, đồng, nhôm, inox, giấy, nhựa và cao su để xem sự khác biệt về đặc điểm vật liệu. Mỗi nhóm được nhận diện riêng nhằm phục vụ quá trình khảo sát và xử lý tiếp theo. Mình cũng chú ý đến thông điệp “Tái chế hôm nay – Vì một tương lai xanh” được đơn vị sử dụng khi giới thiệu định hướng hoạt động. Ngoài phần dịch vụ, các nội dung kiến thức về phế liệu giúp tôi mở rộng góc nhìn sang vấn đề…
H19 là nơi tôi chú ý đến cách trình bày thông tin chương trình trước khi thực hiện bất kỳ thao tác nào. Tôi mở phần khuyến mãi rồi kiểm tra tiêu đề, mô tả và điều kiện đi kèm của từng nội dung. Những thông tin như chào mừng, hoàn tiền hoặc chương trình VIP nếu được chia thành từng phần sẽ giúp tôi đối chiếu dễ hơn. Tôi cũng quan sát xem các điều kiện có nằm gần nội dung tương ứng hay phải tìm sang trang khác. Sau khi đọc xong, tôi quay lại danh mục để kiểm tra đường dẫn. Cách này giúp tôi đánh giá mức độ rõ ràng của thông tin từ góc nhìn người…
RR88 đăng nhập trong trải nghiệm của tôi không chỉ liên quan đến việc điền tài khoản và mật khẩu mà còn nằm ở cách hệ thống dẫn người dùng qua từng bước. Tôi thường bắt đầu bằng việc xác định nút tài khoản trên trang chính, kiểm tra các trường cần nhập rồi mới thực hiện xác nhận. Nếu yêu cầu trên màn hình được trình bày ngắn gọn, dễ hiểu thì tôi có thể xử lý nhanh hơn mà không cần đoán bước tiếp theo. Tôi đặc biệt chú ý trường hợp nhập thiếu dữ liệu hoặc thông tin không đúng định dạng, bởi phản hồi tại thời điểm này quyết định việc người dùng có biết mình cần…