• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Dilin çözülmüş hali: Harf Öncesi

Edebiyat dünyasının yakından tanıdığı bir isim olan Ümran Kartal, ilk kitabı Harf Öncesi'nde merkezine göçü, göçmen olmayı, yabancılığı ve dili alan öyküler aracılığıyla biçimsel bir denemeye imza atıyor. Bu dikkat çekici öyküleri Bahar Baltacı, Litera Edebiyat için değerlendirdi.

Bahar Baltacı


Ümran Kartal’ın ‘Harf Öncesi’ adlı öykü kitabı Eylül başında, Edisyon Kitap tarafından yayımlandı. Kitap duru ve zengin bir Türkçeyle yazılan on beş öyküden oluşuyor. Klasik hikâye yapısını zorlayan metinler okuyucunun dikkatini anlatılan hikâyenin dışında başka bir yöne daha çeviriyor, konuştuğumuz yazıp çizdiğimiz dilin kendisine. Yazar öyküsünü kurarken sözcükleri harflere, seslere ya da çizgilere kadar ayırıp yeniden birleştiriyor ve göstergebilimden anlatımı zenginleştirip keskinleştiren bir kaynak olarak faydalanıyor. Metinlerin sadece cümlelerle değil bazen bir resim bazen de sayfaların orasına burasına dağılmış harflerle de yazılmış olması öykünün bir tür olarak anlatmak kadar göstermeyi de içerebileceğini düşündürüyor. Bu aynı zamanda biçimsel tekdüzeliğe karşı bir meydan okuma imkânı yaratıyor.


Kitapta yer alan öykülerin bir kısmı göçmen olmakla ilgili, bir yerden başka bir yere göçmüşlerin öyküleri ama yazar onların neden geldikleriyle ilgilenmiyor. Gelmişler. Yeni ülkede ne iş tuttuklarını, nasıl bir grubun üyesi olduklarını, kendileri gibi olanlarla görüşüp görüşmediklerini bilemiyoruz, anlayamıyoruz. Belli ki bu bağlantılar öykülerin çıkış ya da ilerleme noktasında önemli değiller. Çünkü daha içsel, bireysel bir meseleye odaklanıyoruz. Yaşamak, alışmak, ölmek için bir ülke var ve özlemek, hatırlamak, unutamamak için başka bir ülke. Ehliyet sınavına götürdüğün, konsolosluk sırasında beklettiğin bir dil var ve belki ‘Oda’ öyküsünde olduğu gibi artık sadece ölebilmek için konuşacağın bir anadil var. Bir oraya ait olmayan asıl karakterler ve bir de neyin nasıl olacağını söyleyiveren, oralı karakterler var. Genel olarak öykülerde, bu ikilikten köken alan bir çatlak oluşuyor ve bir okur olarak biz kahramanın itirazına, zihninin ve ruhunun baş etme ya da baş edememe anlarına çekiliyoruz. Bu itirazın da bel kemiğinde dil var, Ümran Kartal dilin durağan bir yapı değil, işleyen bir yapı olduğunu kanıtlarcasına Almanca, Türkçe ve Yunanca’nın seslerini, harflerin biçimlerine kadar, öykülerin ham maddesi haline getiriyor. Ayrıca yazarın, Almanca ve Türkçe arasında bir değiş tokuş yapmayı en azından biçimsel olarak denediği ‘Nakliyat’ öyküsü, iki dilin de olanakları ve olanaksızlıkları üzerinde kafa yorduğunun en bariz göstergesi.


Bir yerin yabancısı olma, dışarda kalma duygusu, her öykünün merkezinde olmasa da tüm metinlerin içine işlemiş. Dışarda kalana, uyumsuza ne olur, onun düş dünyasında neler belirir, bu düş dışarıya anadil yardımıyla çıkamayınca, düşü kurana musallat mı olur? İçimize mi döneriz, delirir miyiz, yoksa sinirli mizahi bir öfkeyle bir şeyleri yapıp bozmaya mı başlarız? Bir evimiz olmasına rağmen gene de evimiz nerede bilemeden sokaklarda yürüyüp, kahveler mi içeriz.


Bakan göz, coğrafyayı var ediyor

Kitaba adını veren ‘Harf Öncesi’ ile ‘Burada Böyle’ öyküleri, bu tip gerilimlerin küçük bir detaydan patlayıverdiği, dilin de bu gerilimi yansıtacak şekilde zengin ve kıvrak kullanıldığı ritmik öyküler. Yine bu iki öyküde ortak sayılabilecek bir unsur da, Alman karakterlerin birer insan olarak değil de Frau A., Herr Ackerman gibi bir takım prosedürlerin uygulayıcıları ya da oranın ‘Almanya’ olduğunu hatırlatan, ana karakterlere de yabancılığını hissettiren birer memur olarak kurgulanmış olması. Bu memurlar, konsoloslukta ya da bir sürücü okulunda çalışıyor, arabayı nasıl kullanacağını veya evrakları nasıl düzenleyeceğini öyküdeki karakterlere öğretmeye çalışıyor. Ayrıca sadece bu iki öyküde değil, masal unsurlarının kullanıldığı öykülerde de belirgin olan şey, öyküyü anlatan karakterlerin etrafına bakan, detayları yakalayan ve bunları biriktiren karakterler olması. Örneğin; direksiyon sınavında Meriç, araba camından sadece önündeki kamyonete değil, tüm Almanya’ya bakıyor, jambonlarıyla çatalsız bıçaksız kahvaltı edenleri, başına naylondan başörtüsü takan ihtiyarları da görüyor. Bakan göz, coğrafyayı var ediyor. Ren Nehri'ni, İstanbul Boğazı'nı, Selanik’i…


Bazı metinler, neyin öykü sayılacağını, bir öykünün nasıl yazılacağını, yazılamayan bir öykünün de o haliyle bir öykü teşkil edip edemeyeceğini açıkça tartışıyor. Dilin bazen çözülebileceğini, harflerle oynanabileceğini söylüyor.

Birkaç öyküde kendi yabancılığının, evsizliğinin köklerini bulmak için dedeye nineye kadar uzanmış yazar, üst kuşakların mübadele öykülerine ve duygularına tanıklığı, malzemesini zenginleştirmiş. Mübadele merkezinde yazılmış üç öykü var ‘Oda’, ’Büyük’ ve ‘Öykü Arasında’. Konu mübadele de olsa, benim bu öykülerde dikkatimi çeken başka yanlar da var. ‘Oda’, bastırdığın şey geri gelir diyor ve üstelik bunu okuyucuya gösteriyor da. ‘Büyük’, dipnotlarda devam eden alt öyküsüyle hem bir hatırlama hem bir yola çıkma öyküsü. ‘Öykü Arasında’ ise yazarın ‘R’ harflerine takıla takıla, not defterine yazdığı şekliyle bıraktığı bir kadın portresi.


Öyküler arasında bana en çarpıcı gelenlerden bir diğeriyse ‘Fenerbalığı’. Hem en kısası olduğu hem de bana sadece anlık bir çağrışımla Sait Faik’in ‘Dülger Balığının Ölümü’ anımsattı diye sevdiysem de bir dili sonradan öğrenen ile anadilini, geçirdiği kazadan sonra yeniden hatırlamak zorunda kalanı birbiriyle konuşturması ve okuyucuya ‘ancak bu kadar fenerbalığı misali’ demesi açısından sürprizli bir öykü.

‘Sökük’, her şeyleri tam istediği gibi oldurmayı alışkanlık edinenler ile aslında bunları hiç umursamadan yaşayıp gidebilenleri karşı karşıya getirirken, takıntıyı ve deliliği gerçeküstü kurgusuyla anlatan dikkate değer bir metin.

Bazı metinler, neyin öykü sayılacağını, bir öykünün nasıl yazılacağını, yazılamayan bir öykünün de o haliyle bir öykü teşkil edip edemeyeceğini açıkça tartışıyor. Dilin bazen çözülebileceğini, harflerle oynanabileceğini söylüyor. Kendisine dışardan dayatılan kurallara karşı mesafeli yaklaşan karakterleri gibi Ümran Kartal da hazır şablonlardansa kendi yolunu eşeleyerek açmayı yeğliyor.


Uzun lafın kısası kendine özgü bir ilk kitap Harf Öncesi. Okuru bol olsun.


HARF ÖNCESI

Ümran Kartal

Edisyon Kitap, 2021

Tür: Öykü

89 s.


1/1

1/3