• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

İnsan ve onun kendiyle savaşı

Ayşenur Kıvanç, Mete Karagöl’ün ilk öykü kitabı, Muallim Sabri & Tanyeri’nden Öyküler üzerine yazdı: “Yazar her bir satırda merakınızı cezbeder ve siz olayı çözümlemeye çalışırken kitabın ilk yarısı çoktan bitmiş olur.”


Mete Karagöl’ün Klaros Yayınları’ndan yakın zamanda çıkan ilk öykü kitabı Muallim Sabri & Tanyeri’nden Öyküler, iki ayrı başlık altında toplanmış sekiz öyküden oluşuyor. Birbirinden bağımsız bu sekiz öykünün temelinde “insan” anlatılıyor. İyi ve kötünün hiçbir zaman netlik kazanamadığı, insanın içinde yaşadığı karmaşık ruh hallerinden herhangi birinin bir türlü galip çıkamadığı o garip savaşım, ağırlıkla bahsedilen konulardan.


Kitabın “Aşıkım” isimli ilk öyküsünde, eşini henüz kaybetmiş bir edebiyat öğretmeninin çınar ağacıyla yaşadığı duygusal yakınlığı okurken fantastik bir kitaba başladığınızı sanıp öykünün sonunda bambaşka bir sonuca varıyorsunuz. Hayatınızın önemli bir kısmını kaplayan herhangi bir kişinin bir anda ortadan kaybolmasıyla açtığı o koca delik, Erdal öğretmeni de derinden sarsıyor. Öykünün en sevdiğim kısmı ise şöyle;

Konumuz İkinci Yenicilerdi. Ellerim pantolonumun cebinde sınıfı ortaladım.

“Bunlar romantik adam” dedim. “Bunları okumayın. Bir şey çıkmaz. Sadece Ece Ayhan’ın kadın olmadığını bilin. Belki sorarlar, bilemezsiniz, rezil olursunuz.”

Öğrenciler şaşkınlıkla baktılar yüzüme.

“Toplumcu gerçekçileri de okumayın. Solcu falan olursunuz. Gariplere bakabilirsiniz. Ama bence okumayın. Bu ülkenin en çok sıvacıya ihtiyacı var.”


“Geç Gelen Mesaj” ve “Muallim Sabri” öykülerinde ise giderek tırmanan bir gerilim var. Yazar her bir satırda merakınızı cezbeder ve siz olayı çözümlemeye çalışırken kitabın ilk yarısı çoktan bitmiş olur. Kitaba ismini veren Muallim Sabri’den biraz daha detaylı söz etmek gerekirse, akademisyen olma hayali varken bir okulda tarih öğretmeni olarak kalmış yaşlı ve biraz da tuhaf bir adam anlatılır. Tarihe olan merakı, kendisini bir türlü yeterince önemli biri haline getirememiş oluşu ve ilerleyen yaşı Muallim Sabri’de bir çeşit paranoyaya sebep olur. Okur, öykü boyunca Muallim Sabri’nin garip davranışlarına sebep olan olayın neyle sonuçlandığını öğrenmeye çalışır ve Muallim Sabri’nin bu heyecan dolu küçük macerası emeklilik ile nihayete erer.

“Çoluğun çocuğun maskarası olmadan, zamanelerin kendisini daha fazla üzmesine izin vermeden ve “Bir zamanlar bir Sabri Hoca vardı,” dedirtebilmek için gerçekten emekli olmanın zamanı gelmişti.”


İkinci kısma 'Tanyeri’nden Öyküler' ismini veren yazar, pek çoğumuzun hayalini kurduğu o romantik sahil kasabasında yaşamanın, gerçeğe dönüştüğünde neye benzeyeceğine dair yorumlarda bulunur. Bunu da en açık ve net “Sizden Gelenler” öyküsünde özetler.

“Yazacaktım. Sürekli. Okuyacaktım. İzleyecektim. Canım sıkılınca sahile inip denizi seyredecektim. Sait Faik diyordum. Sait Faik gibi. Onun adası varsa, benim de küçük bir ilçem.”

Fakat küçük ilçelerde yaşamanın, özellikle büyük şehirden gelen genç insanlar için o kadar da romantik bir yanı yoktur. Elektrik ve su kesintileri, doğalgazın olmayışı, kargoların yalnızca haftada bir sefer gelişi, ilçeden şehre gidişin neredeyse ülke değiştirmek kadar zor oluşu gibi birçok sebeple “Sait Faik gibi” olamayışın derin hayal kırıklığı anlatılır bu öykülerde. Özellikle “Yirmi Dört” isimli öyküde genç bir erkeğin taşra kasabasında sıkışmış ruh halini anlatışı bana çok gerçekçi geldi. Sanırım bu sebeple kitapta en sevdiğim öykü de bu oldu. Küçük bir yerdeyseniz, etrafınızdaki herkesi tanıyor ve herkes tarafından tanınıyorsanız, o küçük yerde hiç kimsenin büyük hayalleri yoksa, sizin ne yapmak istediğinizle ilgilenmezler. İlgilendikleri tek şey ne yapmanız gerektiğidir. Siz de daha ne hissettiğinizi bile anlayamadan tüm gereklilikleri yerine getirip etrafınızdaki herkes gibi olur veya onlardan biri olmayıp uyumsuz olarak fişlenirsiniz. Hangisini seçeceğiniz size bağlı olsa da her durumda ödemeniz gereken bedeller vardır.

“Yirmi dört yaşındaysanız, neyi dert edindiğinizi bilmiyorsanız hayat gerçekten çok zor,” dedim.

Annem güldü.

“Neye canının sıkıldığını bilmez mi insan?”

Bilmez. Bilmezdi. Bazı davranışların bir adı olmazdı. Bazen.


MUALLİM SABRİ & TANYERİ’NDEN ÖYKÜLER

Mete Karagöl

Klaros Yayınları, 2021

116 s.