top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Yazarın fotoğrafıLitera

Öykü: 207

"Kendimi mi içeri kilitledim, onu mu dışarıda bıraktım?"

Orkun Çay


Yanımda yok, yatağın ortasında tek başıma uyandım. Nerede bilmiyorum. Nefes almaya korkuyorum. Her gece tekrarlanan kabuslarımdan biri değildi bu. Anlatsam ya da yazsam geçecek biliyorum. Gitse de her zaman ben uyanmadan gelirdi. Bir an önce uzaklaşmalıyım bu yataktan.

Masanın üzerinde cüzdanı duruyor. Ayna geliyor aklıma, oraya bakıyorum. Aynaya yazardı söyleyeceklerini, okuyabilirsem anlardım. Hiçbir şey yok. Dönüp duruyorum bu eski, duvar kağıtları yırtık odanın içinde bir kağıt parçası, bir işaret bulabilmek için. Önce kabus şimdi de bu. Uyanıp otelin barına çıkmış olma ihtimalini düşünüyorum. Biraz rahatlatıyor bu beni. Çıkamadım kabusun etkisinden abartıyorum her şeyi. Terasa çıkıp bakacağım, barmen boş otelde başkasını beklemediğinden şaşıracak. O da beni her gördüğündeki gülümsemesiyle “uyanmışsın” diyecek. Böyle geçiriyorum içimden. O an çıplak olduğumu fark ediyorum. Dünkü kıyafetlerimi alıyorum yerden, alelacele giyiniyorum. Ne durumda oldukları umurumda değil bu ıssızlıkta. Anahtar kapının üstünde ve kapı kilitli. Kendimi mi içeri kilitledim, onu mu dışarıda bıraktım? Cüzdanı burada. Bir an başım dönüyor. Yatağa dönüp oturuyorum. Sığamıyorum bu iğrenç duvarların içine, pencereyi açıyorum. Havada bayat ekmek kokusu var. Yerdeki cin şişesinden büyük bir yudum alıyorum, yutamıyorum hepsini. Bir sigara yakıyorum. Dudağımdan sızan cinle izmariti ıslanıyor. Bu berbat otelin penceresinden biraz nefes almak için belime kadar sarktım, kabusu düşünüyorum. Delirmek üzereyim.


“Biz çirkin odalar severiz” deyip güleriz her seferinde. Dün akşamüzeri geldik buraya. İki ya da üç gün her işi bırakıp İstanbul’un en çirkin odasını aradık. Bir önceki odamızdan çirkinini ama karakteri olan çirkinliği bulmak kolay değildi. Çok steril ortamlar bize göre değil galiba. Otele girdiğimizde burayı unutamayacağımızı anlamıştık. Yüksek tavanlar, vitraylar, dökülmüş altın varaklı gördüğüm en büyük aynalar, otobüs peronlarında son dakika bilet kesmeye çalışan adamlara benzeyen resepsiyonist, kırmızı halı kaplı merdivenleriyle hiçbir zamana ait değildi. “Babalarından kalan otel çocukların elinde ziyan oluyor gibi değil mi? Çok güzel!” dedi merdivenleri çıkarken. Hiç bu kadar heyecanlı görmemiştim onu. Odaya girer girmez sevişeceğimizi konuşmuştuk defalarca. Her şeyi planlamıştık, bir hafta önceden ne giyeceğimi biliyordum ve bunu düşündükçe nasıl dudaklarını çiğnediğini. Bizim dışımızda kimsenin bilmediği iki günümüz vardı İstanbul’un en çirkin odasında. Odaya girdik, bir aydır birbirimizi görmüyorduk. Zamanın sonunda iki kum tanesi gibi durduk, sarılmak yetiyordu. Tüm bunları düşünerek kendimi rahatlatmaya çalıştım. Nasılsa gelirdi ve alt tarafı bir kabustu. Yazsam geçecek biliyorum yine de ben hiçbir yerden bu kadar kaçmak istemedim. Geldiğinde beni bulamazsa diye geçirdim içimden. Üzerinde anahtarı olan kapının arkasına kendimi hapsetmiştim.


Çantamdan defterimi çıkardım. Şişeyi alıp yatağa uzandım sonra. Kâbusun başını hatırlamaya çalıştım. “Katları dolaşalım mı?” demişti otele ilk girdiğimizdeki heyecanla. “Tamam” dedim. Odadan çıktığında ben henüz giyiniyordum. Anahtarı aldım, yukarı çıktığını gördüm. Arkasından çıkarken seslendim, duymadı beni. Büyülenmiş gibi bakıyordu bu harabeye. Duymadı beni, devam etti çıkmaya. Hızlandım ama bir türlü yetişemiyordum. Dört katlı otelin merdivenleri bitmek bilmiyordu. Sanki yukarı çıktıkça daha da eskiyordu her şey. “Gidelim buradan” diye bağırmaya çalıştım. Elini tırabzandan ayırdı, ilk kez bana baktı. O sırada dört-beş kişi çıktı bir kapıdan. Yere yatırıp ellerini bağladılar. Kıpırdayamıyordum yerimden. Her yerine vurmaya başladılar. Cansız gibi yerde yatıyordu sadece. Ellerinde ince bıçaklarla rastgele yaralar açıyorlardı. Merdivenlerden aşağı sürüklediler sonra. Gözleri kapalıydı. Bağırmak istedim ama sanki ben yoktum orada. Yanımdan geçip gittiler. Odaya koştum. Hatırladıklarım bu kadar.


Kapı çalıyor. Ne hissedeceğimi bilemiyorum. Bir süre bekliyorum odanın ortasında. Şişe hala elimde, masanın üzerine bırakıyorum. Hiçbir ses gelmiyor kapının dışından. Açmaya karar verdiğimde kilidin ne kadar zor açıldığını unutmuşum. Her şeyinden nefret ediyorum bu otelin, hiçbir şey düzgün çalışmıyor. Korkarak açıyorum kapıyı. Yerde yatıyor, götürdüklerinden daha kötü halde. Yaşıyor mu bilmiyorum. Ağlayamıyorum, sesim çıkmıyor.

Yatağın ortasında uyanıyorum. Yanımda yok. Pencere kapalı. Aklımda cüzdan var. Masanın üzerinde kapkara duruyor benimle dalga geçer gibi. Neredeyse güldüğünü duyduğuma eminim. Kapıya bakıyorum, anahtarı üzerinde. Yüz yirmi yedi yıllık bir odanın ortasında çırılçıplak duruyorum. Delirdim diye düşünüyorum. Odanın içine ışık yayılıyor, banyodan çıkıyor. Beni öyle görünce “anlatmak ister” misin diyor. Sonunda anlayabiliyorum. Anlatsam geçecek biliyorum.

Comments


bottom of page