Öykü: Akışına Bırak
- Litera

- 14 saat önce
- 5 dakikada okunur
"Sonuç: Hayatı akışa bırakmaya çalışırken anne kılıklı bir ses eşliğinde sabah delirmecesi!"
Medihan Polat
Matıydı, termosuydu, matarasıydı, sırt çantası, dudak parlatıcısı, patili çorapları… offf, ne çok şeydi götürüp getirdiği. Şüphesiz getirdiklerim götürdüklerimden daha fazla diye düşündü, hatta söyledi. Getirdiklerim götürdüklerimden daha fazla, evet. “Minnettarım”. Bu kelime mesela, bunu da getirmişti.
Kabin boy valizi akşamdan bıraktığı mutfak balkonundan sürüklerken aklından geçen onlarca şey arasından denk gelenlerine cevap veriyordu işte. Mutfağın içinden banyoya doğru hedefine kilitlenmişken kahve makinasını gördü tezgâh üzerinde. Aç karnına olmaz ama biliyorsun kampta öğrendiklerini diyecek oldu iç sesi. Bütün gün yapacağı işlerini düşününce çabucak susturdu içerdekini ve makinanın düğmesine bastı. Kokular ve sesler eşliğinde demlenirken sabah kahvesi; koridoru dönmüş, çamaşır makinesinin önünde yarı yerleşik bir düzene geçmişti bile.
Valizin kapağını açmakla çok iyi yaptım diye düşündü, en azından gece boyu havalandı içindekiler. İyi mi? Şehir gürültüsü ve kiri üstünden geçti eşyaların, oldu mu ama? dedi iç ses. Ne güzel açık havadaydın, sığla ağaçlarının arasındaydın kaç gündür. Kirlenmeyen eşyaların dün akşam kirlendi asıl, aferin sana!
Bu sefer haklıydı iç ses, gerçi kahve konusunda da haklıydı ama evet pis bir gece sisinin mağduru olmuştu “kirli” diye ayırdığı çamaşırlar. Sığla kokusu değildi baskın olan, şehir kokusu idi. İyi de nasıl oluyordu bu? Nasıl oluyor da bir gece yetiyordu, dört gece beş günün izlerini silmeye ve iç sesi ne zamandır bu kadar akıllı uslu konuşmaya başlamıştı?
Sanki benden önce gitmiş oralara, başka başka eğitimlere katılmış da “master” olmuş bu ses diye düşündü makineye kirlileri yerleştirirken. Gitmeden sepette kalan kirlileri de yığdı ortaya, uygun olan renklileri ayırdı. Yoga taytını, atlet ve bodyleri çamaşır filesine yerleştirirken, “Bunlarla devam etmemelisin” dedi iç sesi. Yoga ekipmanların pamuklu ve nefes alan kumaşlardan yapılmış olmalı. Doğal olmak, akışta olmak gerekir dedi ya hocanız hatırlasana. Yine haklıydı evet ama yeni almıştı daha bu yoga kıyafetlerini, atsın mıydı şimdi ya?
Farkındalığın artması insanın kendi özüne dönmesi ile mümkün olur demişti, hocası. Doğal olana, alışkın olduğumuza, fabrika ayarlarımıza geri dönmemiz gerekiyor, bize dayatılana değil. Nefes ile başlayalım evet, derin derin diyafram nefesleri alıyoruz burnumuzdan ve uzun uzun ağzımızdan veriyoruz. On ikisi kadın on dört kişi derin derin nefesler almaya çalışmışlardı beş gün boyunca. Kampın yarısı ilk günü; baş ağrısı, yüksek tansiyon, pelvik kasılmaları ve yoğun oksijenden buldukları ağaç altında yatarak tamamlamışlardı, hatırlayınca sesli güldü birden. Diğer günler daha rahatlardı. Akışta kaldıkça iyi olacaksınız demişti hoca. Evet, O da haklıydı şu susmayan iç sesi gibi.
Makinanın kapağını kapattı, programı seçti ve deterjan gözüne kısa bir süre önce geçiş yaptığı sıvı deterjanı eklemek üzere banyo rafına uzandı. Kahvenin demlendiğinin haberi banyoya gelmişti ve bir kupa kahve eşliğinde biraz sabah keyfi yapmak, boşalttığı kafasını hafiften toplamak ve şu merak ettiği akışta kalmak pratiğine başlamak istiyordu. Deterjan gözüne deterjanı, yumuşatıcı gözüne konsantre hanımeli kokulu yumuşatıcıyı eklerken başladı yine o ses: “Çamaşırlar için sabun cevizi kullanmalısın, bu deterjan sentetik biliyorsun. Sıvı olması onu masum yapmıyor. Yumuşatıcı yerine de uçucu yağlardan destek alabilirsin. Artık her şeye yeni baştan bakma zamanında hatta yaşındasın, biliyorsun.”
Bu ses, iç sesten daha fazlasıydı sanki. Valizin içinde bir yerlerde konuşan bir ses kayıt cihazı hatta bir şişe cini falan aradı gayrı ihtiyari. Bu sefer dediklerini onaylamadan makinayı çalıştırdı ve valizin fermuarını hızlıca çekerek, kapıyı da aynı hızla kapatarak banyoyu toplamadan mutfağa, kahve kokusuna yöneldi. Nerden çıktı bu şimdi annem kılıklı konuşan ses, diye söylendi. Hayır bir de yaşımdan bahsediyor utanmadan. Ben, neye ne zaman başlayacağımı biliyorum. Mesela, şimdi kahve içmeye başlayacağım ve her şeye rağmen günüm güzel geçecek!
Kızının doğum gününde hediye ettiği, üzerinde hayat ağacı eskizi olan kupaya kahvesini doldururken yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. Ne severlerdi anne kız sabah kahveli mutfak sohbetlerini. Master için gittiği Almanya’da şimdi kahvenin hasını içiyordur, diye düşündü. Bugün uzun bir konuşma yapmak istedi kızıyla. Malum, kampta cep telefonuna acil durumlar haricinde izin vermemişlerdi. Dün akşam attığı “geldim” mesajından sonra da aramamıştı kızını.
Saatine baktı, Münih saatini hesapladı kafasından, 2 saat sonra ararım dedi. Kahvesi ile birlikte salona geçti. Banyo kapısının tamamen kapalı olduğundan ve iç sesinin kendisini terk ettiğinden emin olmak istiyordu. Makinanın sesi gelmiyordu yaşasın, ötekinden de seda yoktu şimdilik.
Salona geçti, camı açtı. Çok uzaklardan bir iyot kokusu belli belirsiz hafiften süzüldü içeriye, ya da öyle olmasını umut etti. Tay tüyünden kumaşla kaplı, su yeşili rengi kanepeye bağdaş kurdu ve açık cama karşı kahvesinden keyifle ilk yudumunu aldı. Yıllardır bu anı bekliyormuş gibiydi. Sabahtan beri ne yaşadığını sorgulamak istedi ama hayır, akışta kalacağım diye geçirdi içinden. En azından şu kupa bitene kadar!
Bugün harika bir gün, son beş gün de öyleydi. Hayat bana ne getirirse getirsin büyük bir şükran ve minnet duygusu ile kabul ediyorum. Minnetarım, huzur ve umut doluyum. Yeni güne hazırım, deyip ikinci yudumu aldı. Lezzetliydi kahvesi sıcaktı, şükretti. Üçüncü yudum için kupayı ağzına götürürken, “Eliminasyon yapmalısın, malum elliden sonra yediğin içtiğin daha da önemli. Kilerdeki yeşil mercimekleri de filizlendirsen iyi olur. Ha bu arada demin çok dikkate almadın ama sabun cevizini sadece çamaşırlar için değil, bütün genel temizlik için kullanabilirsin. Beş litre kaynamış suya 12 adet sabun cevizi ilave ...”
Eee yeter ama! diye bağırdı, kendi bile şaşırdı haykırışına. Elinden düşüyordu kahve kupası, zor zapt etti. Noluyo be sabahtan beri? Yok doğal yaşamı yok sabun cevizi yok yaşa uygun eliminasyon diyeti. İç ses değil iç denetçi mübarek! Hoş emin de değildi içten mi bu ses kafasından, kulaklarından mı evin kıyısından köşesinden mi? Biri daha olsaydı evde, sorardı ne güzel. Yoktu. Başka ses yoktu. Uzun zamandır ses de sesin sahibinden de ses seda yoktu. Bir kupa kahve be, bir kupa kahve içmek istedim olanlara bak, dedi yine yüksek sesle. Sesi yabancı geliyordu haykırdığında ama şimdi alıştı. Oysa alışmak istemediği için tasını tarağını toplayıp, bulduğu ilk kampa koşa koşa gitmişti ya. Sessizliği için. Nicedir tırım tırım aradığı sessizliğini bulmak içindi çabası.
Sonuç: Hayatı akışa bırakmaya çalışırken anne kılıklı bir ses eşliğinde sabah delirmecesi!
Kahve makinasının başındaki gülümsemenin ışık hızı ile sinire dönüştüğü bir sabah yaşıyordu. Yoo, dedi. Bu kadar kolay pes etmem, daha yeni hayatımın ilk günü bugün. Garip başlamış olabilir ama garip devam etmeyecek!
Camdan gelen esintinin ürpertiye dönüştüğünü hisseti, kalktı camı kapattı. Kahve de soğumuştu çalkalanıp yuvarlanmaktan. Bu sabahki nasip bu kadarmış demek, iki yudum, dedi. Kalkıp yenisini demlemeye üşendi. Güne üşenmeyeceğim dedi.
Su yeşili koltuğa tekrar oturdu, bağdaş kurdu, sırtını dikleştirdi. Gözlerini kapattı ve kampta öğrendiği gibi diyafram nefesi için sol elini göğüs kafesine, sağ elini karnına koydu. Burnundan derin bir nefes aldı, karnını şişirdi. Sonra ağzından uzun uzun “füüü” şeklinde nefesi verdi.
Elleri ile nefes alışverişini hissetmeye ve sırayı bozmamaya çalışıyordu. Yedi tekrar yaptı, dinlendi, gözlerini açtı. Bir set daha yaptı. Yine “füüü” şeklinde verdi aldığı nefesleri. Son sette aldığı derin nefesi ağzından yine “füüü” şeklinde verirken iki elini kasıklarına yerleştirdi; kampta öğrendiği gibi nefesini verdiğini göğsünde değil kasıklarında hissetmeye çalıştı. Bir set daha denemeye karar verdi. Aldığı uzun nefesleri saymaya ve verirken yine kasıklarında hissetmeye çalışıyordu. Diğerine göre daha zordu ama yapabilirim diye düşündü. Akışta kal ve devam et, derin nefes al, uzun uzun ver evet. Al, ver, akışta kal. Al, ver, akışta kal… Her şey yolunda gidiyor, başarıyorum galiba diye düşünürken banyodan makinanın program bitiş melodisi ile bozuldu nefes alışverişi. Sırayı şaşırması ile kasıklarından kanepeye ılık ılık bir şeylerin aktığını hissetmesi aynı ana denk geldi. Şaşkınlıkla ellerini çekerken kasıklarından, kulaklarında alaycı bir ses ile çınladı baş denetçi: “Akışına bırak derken bunu kast etmemişlerdi ama yine de sen düşün şu doğal yaşam işini. Nefes tek başına yeterli olmuyor, ha sabun cevizini de yabana atma. Bakma öyle aval aval pencereye kalk çamaşırları çıkar makinadan, kokmasın”.
Başını onayladı sesleri, kızını aramasına daha bir buçuk saat vardı.






































Yorumlar