top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Veda geceleri

Veba Geceleri üzerine yazdı: ‘Veba Geceleri’ aslında farklı bir okuma ile veda gecelerine dönüşüyor; bilimsel olmayana, eski çürümüş devlete, halkın faydasına olmayan kavramlara veda.


Cumhuriyet, yaşayan bir organizma; doğuyor, belli dönüşümler geçiriyor, hastalanıyor, bununla mücadele ediyor ve öyle bir zaman geliyor ki doğduğundan çok daha farklı bir hâl alıyor. Eski Yunan’daki cumhuriyet olgusunda vatandaş etkin bir rol oynarken, şimdiki Türkiye Cumhuriyeti’nde vatandaşın konumunun çok farklı olması, bunun en güzel örneği.


Türkiye’de demokrasi, adalet, lâiklik, devletçilik gibi birçok konuda tartışmalar sürüyor. Bu kavramların hayata düzgün geçmedikleri ya da kuruluştan gelen bir zafiyet nedeniyle yarım kalmışlıkları konusunda birçok tez var. Cumhuriyet konusunda sosyologlar, tarihçiler, siyasiler, siyaset bilimciler, hukukçular kendi uzmanlık alanlarına uygun şekilde fikirlerini beyan ediyorlar.



VİRÜS VE CUMHURİYET


Peki tarih boyunca yaratıcılık ve ilerleme konusunda bizlere destek olan edebiyatın bu konuda söyleyeceği şeyler yok mu?


Bu noktada Nobel ödüllü (tek!) yazarımız Orhan Pamuk son romanı ‘Veba Geceleri’ ile bu konuya dahil oluyor. Romanda, öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve geçirdiği evreleri işliyor. Bu aşamalar esnasında kişiler ve kurumlar arasındaki çatışmaları, kitabın basıldığı pandemi dönemini de katarak ele alıyor.


Yazının başında yaşayan bir organizmaya benzettiğimiz cumhuriyetin karşısına veba virüsünün çıkması hiç de tesadüf değil diye düşünüyorum. Bir virüs kendine uygun bir konak bulduğu zaman beslenip büyür güçlü hale gelir, bir sonraki aşamada da karşısındaki ile savaşır. ‘Veba Geceleri’ romanında da mücadele edilen bu virüsün yaşaması için oldukça uygun bir ortam oluşuyor. Buna rağmen işin en başında bir inkâr mekanizması devreye giriyor. Bu mekanizmanın başındaki kişinin Minger adasının yönetimini sürdüren vali olması Osmanlı Devleti’nin yeni kavramlara kapalı olmasının bir özeti aslında.


Romanı tür olarak bir kategoriye sokmak zor; sokmak da gerekmez belki de. Ortada bir kurgu var ama tarih bunun oldukça içinde, hatta merkezinde. Gerçek tarih ile kurgu arasında gel git yapıyoruz, gerçek ve kurgu aynı cümleler içinde yüzüyor. Saf bir tarih kita