• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Bilimkurguda Özgürlük Çığlığı

Peyman Ünalsın Gökhan, ilk siyah kadın bilimkurgu yazarı Octavia E. Butler’ın feminist yaklaşımla kaleme aldığı, köleliğin karşısında bir özgürlük çığlığı niteliğindeki romanı, Yakın üzerine yazdı.


Amerikalı sivil haklar aktivisti Martin Luther King’in “Bir Hayalim Var – I Have A Dream” diyerek siyahilerin yüreğinden kopan dilekleri dile getirdiği konuşması, kulaklarımızda yer eden en ikonik konuşmalardan biridir. 28 Ağustos 1963’te Lincoln Anıtı’ndan yaklaşık 250.000 kişilik sivil hakları taraftarına seslendiği konuşma, iş ve ekonomik haklarla ırkçılığın son bulması adına yaptığı çağrıdır. 17. yüzyılda özellikle Güney Amerika’da başlayan köleliğe karşı hareketler Amerikan Bağımsızlık Savaşı’na (1775-1783) ve sonrasına kadar ivme kazansa da tamamen kaldırılması 19. yüzyılı bulur. 1863 yılında çıkarılan ve Konfederasyon Devletleri’nde köleleri serbest bırakan Özgürlük Bildirgesi köleliğe karşı yürütülen ilk yasal darbedir. Kölelik ancak, 1865’te Anayasa’da yapılan 13. Değişikliğin ardından kaldırılır. O yıllarda köleliğe karşı eylemleriyle sisteme direnen aktivist hemşire Harriet Tubman köle olarak doğmuş bir siyahi Amerikalı’dır. Daha geç dönemlerde özellikle ‘60’lı yıllarda cazın dev ismi Nina Simone, Rosa Parks gibi güçlü iradeleri ile direnişçi yanlarını besleyen siyah kadınlar, Amerika’nın ırkçılık karşıtı eylemlerinde sıranın önünde yer alırlar. Adımlarındaki netlik sadece renklerinden dolayı maruz kaldıkları dışlanmaya bir tepki değildir. Bir kadın olarak uğradıkları, uğrayabilecekleri hatta dört beş kuşak önce ailesindeki kadınların korkunç acılarla katlanmak zorunda kaldıkları zulme karşı alınmış bir harekettir aynı zamanda. Buram buram feminizm kokan hareketler, buram buram feminizm kokan metinlere dönüşür.



Octavia Estelle Butler 1947’de Pasadena, Kaliforniya’da doğar. Fakir bir ailede, zor bir hayat yaşar. Annesi beyazların yanında ağırlıklı temizlik işleri olmakla beraber çeşitli işlerde çalışır. Octavia’yı da yanında götürür. Küçük Octavia hiçleştirilen annesini gördükçe kendi kendine bir söz verir; hayatını yazarak kazanacaktır. Bu kararı aldığında henüz altı yaşındadır. Düşünsenize altı yaşında bir çocuk gördüklerinden etkilenerek bir karar alıyor ve bunu hayata geçiriyor. Takdire şayan. Nitekim ilk siyah bilimkurgu yazarı olan Butler “Dâhi Bursu” olarak bilinen MacArthur Fellowship’e lâyık görülen ilk ve tek bilimkurgu yazarı ünvanını alır. Çoğunluğunu beyaz ve erkek yazarların oluşturduğu bilimkurgu alanında siyah bir kadın olarak kendine yer bulmakta zorlansa da Ursula K. LeGuin, James Tiptree Jr., Joanna Russ gibi usta feminist yazarlarla aynı dönemde sesini duyurur. Annesinin yaşadıklarından ilhamla yazdığını söylediği Yakın (Kindred) 1979 yılında yayımlanır. Hugo, Locus ve Nebula ödülleri de dahil birçok ödüle lâyık görülür. 2006 yılında evinin önünde geçirdiği felç sonrası henüz 58 yaşındayken hayatını kaybeder.


Emek Ergun tarafından, dilimize çevrilen Kindred, 2019 yılında İthaki Yayınları tarafından Yakın ismiyle yayımlanır. Çevirmen Emek Ergun’un önsözü okura hoş geldin der. Amerikalı siyah lezbiyen feminist şair, yazar, aktivist Audre Lorde’un Sister Outsider [Dışarıdaki Kız Kardeş] (1984, s. 43) adlı kitabından bir alıntıyla başlar önsöz;

“Kadınların sözleri çığlık çığlığa duyulmayı beklerken, o sözleri arayıp bulmaya, okumaya, paylaşmaya ve kendi hayatlarımıza uyup uymadıklarını sorgulamaya dair bir sorumluluğumuz olduğunu hepimiz bilmeliyiz. Bize dayatılmış ve çoğu zaman kendimizinmişçesine kabullendiğimiz ayırıcı safsatalarının arkasına saklanamayız.”

Çevirmenin düşüncesini, niyetini gayet açık ve net biçimde ortaya koyan bu alıntı çok da söze mahal bırakmıyor bence. Kuşaklardır süregelen kadın imgesini zedelemeye yönelik her türlü davranışı, sözü sanki kendi dönemimizde başımıza geliyormuşçasına sorgulamamız gerektiğini unutmadan okumaya başlıyorum.


Zira hem çevirmenin kulağımıza kaçırdığı kar suyu ile hem de Octavia E. Butler’ın kaleminden dökülen cümlelerle yüzyıllar geçse de dünya üzerinde bazı olayların aynı tahrip edici temel üzerine oturtulduğunu bir kere daha tasdikliyoruz.


“Sonra nasıl olduysa, Kevin’ın II. Dünya Savaşı kitaplarından birine takıldım – toplama kamplarında hayatta kalanlardan toplanmış alıntılardan oluşan bir kitap. Dayak, aç kalma pislik, hastalık, işkence, olabilecek her türlü aşağılanmayı anlatan hikâyeler. Sanki Amerikalıların yaklaşık iki yüzyıldır üzerinde çalıştığını Almanlar birkaç yılda yapmaya çalışmış gibiydi.” Syf. 148


Tarih tekerrürden ibaret…


Romanın ana karakteri Dana, 1976’da, yirmi altıncı doğum gününde, eşi Kevin’la yeni taşındıkları evlerine yerleşmeye çalışırken bir baygınlık geçirir ve gözlerini 1815’in Maryland’inde açar. Butler, karakterine zamanda yolculuk yaptırarak, romanın izleğindeki özgürlük çığlığının asırlar içinde farklılıklar gösteren olaylara, davranışlara tepki olarak yükseldiğini göstermek ister adeta.


Dana yaptığı yolculukta kendinden bir buçuk asır önce yaşamış akrabalarıyla tanışır. Efendi Rufus Weylin, kölesi Alice’e aşk kırıntılarından uzak bir ilgiyle zorla sahip olur. Rufus hastalıklı ve takıntılı annesi Margaret ile katı, uzak babası Tom Weylin’e tepkilidir aslında. Annesinin yerli yersiz dengesiz ilgisi ile babasının keskin uçlu bıçak misali ilgisizliği Rufus’u asi kılar. Adıyla müsemma kızıl saçlı Rufus’u hep tam da belânın ortasındayken kurtarmaya gelir Dana. Aşağılanmayı da görür, şiddeti de. Atalarının yaşadığı siyah beyaz uyumsuzluğuna rağmen eşi Kevin ile aşk, saygı, sevgi üzerine kurulu bir evlilikleri vardır.


Zamanda yolculuğun yanı sıra romanın olay örgüsü lineer anlatı içinde geri dönüşleri de barındırır. Dana ile Kevin’ın tanışma ve evlilik hikâyelerini örge içinde okuruz.


Octavia E. Butler’ın annesinden esinle yazdığı romanda ana karakterimiz Dana’da otobiyografik ögelere rastlarız. Dana günün erken saatlerini çeşitli işlerde çalışmaya ayırırken akşam saatlerini yazmaya adar. Kevin’la ikisinin en büyük ortak noktası da zaten yazmaktır.


Romanın karakter kadrosu epey kalabalık. Dana, Kevin, Weylin ailesi haricinde evde ve tarlalarda çalışan siyahlar, onların çocukları, Tom Weylin’in sağ kolu kâhyalar… Butler, ‘mutfakevin’de çalışan Sara’yı, Carrie’yi, çamaşırları çiğneyen Tess’i, elinde kırbaçla atının üzerinden köleleri hırpalayan kâhyaları gözünüzde canlandıracak kadar iyi betimler.


Dana üzerinden Butler’ın eleştiri oklarını üzerine çevirdiği edebi eserlerin isimleri dikkat çekici. Yine de başka birinin derdini anlatan kurmaca dünyanın mükemmelliğine sığınmaktan memnuniyet duyduğunun altını çizer.


“Kevin’a yeniden âşık oldum. İşte bu, oğlanla bolca zaman geçirmem için mükemmel bir bahaneydi. Kitap, Robinson Crusoe’ydu. Küçükken okumuştum ve aslında sevmediğimi ama elimden de pek bırakamadığımı hatırladım. Sonuçta gemisi battığında Crusoe bir köle ticareti seferindeydi.” Syf.110


“Kölelik hakkında kitaplar okudum, kurmaca olan ve olmayan. Evdeki kitaplar arasında konuyla sadece uzaktan alakası olanları bile okudum – Rüzgâr Gibi Geçti’yi bile okudum, en azından bir kısmını. Ama şefkatli ve sevgi dolu esaret altında yaşayan mutlu zencileri anlatışı dayanabileceğim gibi değildi.” Syf.148


Köle ile sahibin sınıfsal çatışmasının yanında o dönemlerde imkânların kısıtlı olmasından kaynaklı bazı insana özgü olguların, her iki sınıfı eşit kıldığına değinir. Hatta Weylin çiftliğindeki bazı siyahların okumaya, eğitime, evdeki beyazlardan daha yatkın olduğunu belirterek onların beyazlar karşısındaki üstünlüklerini vurgular.


Butler köleliği bedensel ve düşünce olarak iki yönden eleştirir. Tarlalarda, ev işlerinde, demir yolu işçiliğinde bedensel güçlerinden faydalanılan köleler, eğitimden uzak tutularak beyinlerine de zincir vurulur. Böylelikle daha kolay kontrol edilebilir ve hükmedilebilirler. Yoksa yine mi tarih tekerrür ediyor?


Octavia E. Butler’ın akıcı bir dille yazdığı Yakın, yazar Robert Crossley’in bir makalesinden kısaltılarak kullanılmış sonsözü ile biter.


Sonsözde Crossley, Butler’ın yazmaya atılmasında hayat hikâyesinin yerine değinir. Onu etkileyen yazarlardan, bilimkurgu türündeki diğer öykülerinden bahseder. Ergenlik döneminde Butler’ın Theodore Sturgeon, Leigh Brackett ve Ray Bradburry’nin kurgusal dünyalarına kapıldığını yazar. Onlardan beslenen bir yazarın kaleme aldığı bu roman da şu sözleri hak etmiyor mu sizce de?


“Kurgusal bir anı kitabı olarak Yakın, fantastik bir hayal kurma denemesi olduğu kadar, Butler’ın bellek edebiyatına sunduğu bir katkıdır da aynı zamanda.” Syf. 336


YAKIN

Octavia E. Butler

İthaki Yayınları, 2019

Çeviri: Emek Ergun

340 s.