• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Gözden Kaçanlar: Tekinsizliğin Hakikat Olarak Değeri

Gözden Kaçanlar'da bu hafta Alois Hotschnig’in Belki Bu Defa, Belki Şimdi'si var. Gözetleme fikrinin dokusunu, gözetleyişin faturalarını seven Hotschnig'in kitabını, Emre Ağanoğlu değerlendirdi.


Bakmayın üç baskı yaptığına, Belki Bu Defa, Belki Şimdi satış sayısının arkasına gizlenmiş kitaplardan. Alois Hotschnig’in yalnızlık çeşitlemelerinin sadece birkaç satırda bildiğimiz dünyanın sınırlarından taşması, öykülerin suskunluğunu perçinliyor çünkü, karakterlerin saplantıları mıknatısa dönüşedursun, okura körlemeden bir iletişim kalıyor.



1959 doğumlu Hotschnig, bugün hepimizin bildiği Avusturyalı edebiyatçılar kümesinin (Bernhard, Handke, Jelinek, …) gözden sakladığı isimlerinden. Winkler’in, Fritz’in, Jonke’nin de aralarında olduğu o yazarların Türkiye’de bir ölçüde gölgede kalmış olması kalemlerinin altın değil, gümüş olduğu anlamına gelmiyor elbette; nitekim Hotschnig ilk kitabını yayımladığı 1989’dan bu yana, aralarında Ingeborg Bachmann Ödülü’nün de bulunduğu pek çok onura layık bulunmuş, nitelikli bir evren kurdu kendine. Gözetleme fikrinin dokusunu, gözetleyişin faturalarını seviyor Hotschnig.


Dolayısıyla, 2006 tarihli bu toplamını açan Aynı Sessizlik, Aynı Bağrışma’yı kitabın sol anahtarı saymak yanlış olmaz. Öykünün ana karakteri komşuları tarafından yok sayıldıkça, adım adım onları taklit eder hale gelecektir, kendini görmemeyi en az onlar kadar iyi becerebileceğine inanmak için. Geleceğini başkalarının insafına bıraktığını bilmezlikten gelmesi bir yana, uzun süre tecritte kalmış bir mahkûm görüyorum onda. O mahkûmların zihninin, sırf hâlâ hayatta olduğundan bir şüphesi kalmasın diye, neler ürettiğini biliyoruz. Bir süre sonra hücrelerine, o biricik dünyalarına zarar vermeyi göze alır hâle geliyorlar.


Varlığın silinmesiyle ortaya çıkan negatif alanı anlamlandırma kaygısı, sonraki iki öykünün de dokusuna işlemiş. Yürümenin İki Çeşidi’nde, bir adamın ayrıldığı kadının evine gizlice girmesini, oradaki yokluğunda kendini seçmeye çalışmasını; Bir Kapı Açılıyor ve Sonra Kapanıyor’daki yok olma oyununda kitabın en uç noktasına dek götürmüş Hotschnig. Bu öykünün ana karakteri kendini, hiç hesapta yokken, onlarca oyuncak bebekle birlikte yaşayan ihtiyar bir kadının evinde bulur. O bebeklerden birinin kendisinin kopyası olduğunu fark edince, oyuncağın rolünü üstelenecektir.


Yeri gelmişken, kitabın özgün adının, Die Kinder beruhigte das nicht’in, bu öyküden çekip çıkarılmış bir cümle olduğunu belirtmeliyim: Çocukları yatıştırmadı bu. Apartmandaki çocuklar ihtiyarın oradan taşınacağını duymuştur, fakat haber yüreklerine su serpecek gibi değildir. Hotschnig’in öykülerini biçimlendiren bir çamur çözüldü çözülecek kimliğin kendine kap aramasıysa, diğerinin güvenilmez kulaktan kulağa oyunları oluşu, bu nedenle, akla yatkın bir çeşitleme gibi geliyor bana. Belki Bu Defa, Belki Şimdi’de, aileyi yok olmanın eşiğine getirmiş bir Godot vakası o oyun; Bir Şeyin Başlangıcı’nda kendi uzuvlarını tanıyamama; Odamda Işık Yanıyor’da bir kayıp arama, Sabahları, Öğlenleri, Akşamları’da ise saplantıya dönüşmüş bir trafik kazası vakası. Son öyküye, Tanımıyorsun Onları, Yabancı Onlar’a vardığımda, tek bir anahtarın her kilidi açabilmesini, o kilitler açıldıkça, ana karakterin bildiği insanların onunla tanışmak için can atmasını sanırım bu nedenle yadırgamadım. Kimliğin tutkusu her oyuğa uymaksa, ona kimin, hangi isimle hitap ettiğinin bir önemi kalmayabiliyor.


Akla Freud’un unheimlich’inin, o klasikleşmiş tekinsizlik betimlemesinin gelmesi kaçınılmaz, gelgelelim Hotschnig’in klostrofobisi, korkulacak bir şey olup olmadığını bilememenin beslediği kaygıdan ziyade, karakterlerin yuva aradıkça kaybolduğunu görememesinden kaynaklanıyor bana kalırsa. O yarı körlükte, kendilerini bir baş dönmesiyle olsun ödüllendirebilecek güçten yoksunlar. Kitabın merkezine yakın bir yerde, göz ardı edilmesi kolay Karşılaşma’yı, iki sayfayı güç bela geçen o içeriden dışarıya doğru tüketilme tutanağını bu toplamın yüreği saymam bundan.


Hotschnig’in yapıtını betimlerken Kafka’nın, Beckett’in adı sık sık geçse de, bir soyağacı şartsa, kanımca Nathalie Sarraute ile Bilge Karasu’nun da adını anmak gerekir. Öykülerin tam da harlanacağı adımda duruvermesi Yönelişler’e, karakterlerin kendi çürümüş çekirdeğine düşkünlüğü ise Göçmüş Kediler Bahçesi’ne yaklaştırıyor, Hotschnig’in kitabını. Huzursuz güzergâhlarındaki yolculukları, çözümsüz aşk tasviriymişçesine, tende, gelecekte ya da mutlulukta çözülmenin bir parmak uzağında bitiveriyor. Bildiğimiz gerçekliğe o kadar da kulak asmayan bu bakma, görme, dokunamama anlatıları biraz da bu son perde noksanlığı dolayısıyla okura gerçekçi geliyor sanırım. Tristan ve Isolde’nin aşkını, farklı farklı katmanlarda, hepimiz sayısız kez tecrübe etmişizdir.


BELKİ BU DEFA, BELKİ ŞİMDİ

Alois Hotschnig

Çeviren: Mustafa Tüzel

Yüz Kitap, 2017

80 s.