• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Aşkın Araftaki Kadınları

Mert Bakıcı; aynı dönemde doğan ve kendi zamanlarının aydın sınıfında kadın olmanın güçlüklerini sırtlanan Halide Edip Adıvar ve Zabel Yaseyan’ı farklı ülkelerde dört yıl ara ile basılan romanları üzerinden inceliyor.


Mert Bakıcı

Boğazın iki yakasında, birbirlerine tam karşıdan bakan semtlerde doğan ve yan yana düşünüldüklerinde hem biyografik hem düşünsel zeminde birbirlerine çok yakın; aynı zamanda bir o kadar uzak iki kadın. Halide Edip 1882 senesinde Beşiktaş’ta, Zabel Yaseyan’sa 1878 senesinde Üsküdar’da dünyaya gelir. İki isim de dönemin şartlarına göre çok iyi eğitim alarak aydın sınıfında kadın olmanın yükümlülüklerini, güçlüklerini sırtlanırlar.


Geçtiğimiz yüzyılın başında kadın olmanın zorlukları bir yana dursun; entelektüel, bilinçli bir kadın olarak var olma ve sesini duyurma mücadelesi, bahsedilen çetin durumun derecesini katmanlayan bir tablo ortaya koyar. Nitekim entelijansiyanın yükselen kadın sesini yadsıması, kabul etmemesi o devir için gayet olağan, sıradan bir görünüm arz ederken eserlerinde kadınlık bilincini yansıtmak, feminist söylemlerde/eylemlerde bulunmak başlı başına aydın çevresinden ayrı tutulmaya, izole edilmeye yeterli bir nedendir. Bu bağlamda Halide Edip de Zabel Yaseyan da entelektüel çerçevede feminizm davasına ziyadesiyle katkıda bulunmuş kimliklere sahiptirler. Onların verdikleri bu savaş, kadın hak ve özgürlüklerinin tanınması ve kabul edilmesi noktasında bayrak taşıyıcı öncü kişilikler olmanın haklı gururuyla her daim isimlerinin anılmasını, zikredilmesini sağlamıştır. Halide Edip 1908’de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazanmış; 1911’de modernleşmeye başlayan Türkiye’de kadınların da toplum hayatında etkili olmaları amacıyla Teali-i Nisvan Cemiyeti’ni kurmuştur. Zabel Yaseyan ise birçok makalede kadın haklarını savunmuş; kadınların toplumdaki ve evlilikteki yerinin kökten ve etraflıca bir biçimde değerlendirilmesini ısrarla talep etmiştir.


Araftaki Aşklar

Halide Edip Adıvar’ın Kalp Ağrısı adlı romanı, 2 Mart ve 8 Temmuz 1924 tarihleri arasında Vakit gazetesinde tefrika edildikten sonra aynı yıl kitap olarak yayımlanmıştır. Meliha Nuri Hanım ise Zabel Yaseyan tarafından 1925’te Paris’te kaleme alınmış; 1927’de aynı şehirde çıkan Erivan gazetesinde tefrika edilmiş ve 1928 yılında yine Paris’te kitaplaştırılmıştır. Bu çerçeveden bakıldığında iki metin de farklı ülkelerin farklı şehirlerinde çıkan gazetelerde geçtikleri tefrika sürecinin ardından kitap olarak basılır.


Halide Edip Adıvar’ın Kalp Ağrısı (1924) adlı romanı[1] ile Zabel Yaseyan’ın Meliha Nuri Hanım (1928) adlı novellası[2] pek çok yönden birbirlerine benzemekle birlikte asıl güçlü müşterek çatıyı iki eserin başat kadın karakterlerinin duygusal bağlamda iki erkek arasında kalarak derin sıkıntılara gark oldukları hissiyat alemleri teşkil eder. Bu açıdan bakıldığında iki eserin başrolündeki kadın karakterler, duydukları aşk ve sevgi arasında vücuda gelen bir çatışmaya dahil olarak gelgitler yaşadıkları, boşluğa düştükleri ve hatta hastalandıkları zor bir dönem geçirirler. Kalp Ağrısı’nda Zeyno, Saffet’e geçmişten gelen sıkı dostluk bağıyla beslediği sevgi ve Azize’nin dayısının oğlu olan Hasan’a karşı hissettiği tutkulu aşk arasında kalırken Meliha Nuri Hanım’da bu kurgu tersine döner; Meliha Nuri geçmişte birlikte olduğu fakat kendisini terk eden Celaleddin’i hâlâ yoğun bir aşkla düşünürken hastanede beraber çalıştığı ve Meliha Nuri’nin babasının evinde büyüyen Remzi’ye günden güne artan bir sevgiyle yaklaşmaktadır. Kalp Ağrısı’ndaki Saffet’in ve Meliha Nuri Hanım’daki Remzi’nin mesleklerinin doktor olması, iki metin arasındaki bir diğer dikkate değer ortaklığı meydana getirir.


Halide Edip’in Kalp Ağrısı’nın ana karakteri olan Zeyno, Hasan’la tanışmadan evvel Saffet adındaki genç bir doktorla nişanlı durumdayken uzun yıllardır devam eden bir ilişkinin, dostluğun doğal getirisiyle evlilik düşüncesi içerisindedir. Saffet’le kurduğu birliktelikten ötürü kendisini ziyadesiyle mutlu addeden Zeyno, yakın arkadaşı Azize’nin yeğeni olan genç asker Hasan’la tanışıp ona birtakım hisler beslemeye başlamasıyla bir bocalama evresine girer. Çünkü genç zabit Hasan, Zeyno’nun en yakın arkadaşı Azize’nin âşık olduğu ve evlenmek istediği adamdır. Zeyno ve Hasan arasında ortaya çıkan kuvvetli çekimden el alacak tutkulu aşkın filiz verdiği ilk günlerde bu beraberliğin daima Azize’nin gölgesinde kalacağı romanın henüz başında okura hissettirilmek istenircesine belirgin bir görünüm arz eder. Nitekim Azize, onun annesi, kardeşi, Hasan ve Zeyno sandallarla Göksu nehrine açıldıkları bir gün, Zeyno ile Hasan arasında tatlı bir atışma vuku bulur; bu olayın neticesinde dostça rekabete kapılarak kürek yarışı yaparlar. Zeyno, Azize’nin kardeşiyle aynı sandala binerken Azize, annesi ve Hasan da diğer sandalla açılmışlardır. Hasan ve Zeyno’nun girdikleri iddiaya göre kaybeden kişi kırda çayı demleyecektir ancak yarış berabere sonuçlanır. Küçüksu Çayırı’nda çay içmelerinin ardından yeni bir rekabetin iştahıyla koşu yarışı yaparlar ve bu müsabaka da beraberlikle tamamlanır. Söz konusu beraberlik sonuçları, çiftin arasında yaşanacakları adetâ tayin etmektedir; Hasan mutlak surette bir tarafın mağlup olması gerektiğini belirtirken Zeyno ise ona “Her zaman berabere kalsak nasıl olur?” (s. 27) sorusunu iletir. Sandalla Boğaziçi’ne dönerlerken Zeyno, Hasan ve Azize’nin olduğu sandala biner. Yaptıkları yarışmalar yüzünden terleyen Zeyno ve Hasan kalın giyecekleri de olmadığından beraber kürek çekerler; bu noktada ikilinin gerçekleştirdiği diyaloglar oldukça önemli, derinlikli bir yapıya kavuşmaktadır. Zeyno Hasan’a sandallarında bulunan Azize’yi kastederek “Kurşunî gözlü güzeli çekiyoruz, Hasan Bey” dedikten sonra Hasan yüzünde acı bir ifadeyle “Daima kurşunî gözlü güzeli çekeceğiz.” karşılığını verir. (s. 31) Bu çerçeveden bakıldığında Zeyno ve Hasan’ın aşkla sürüklenecekleri günlerde aralarında her daim Azize olacağı, Hasan tarafından önceden fark edilmiş ve dile getirilmiştir.