Kent Notlarıyla Edebiyat: İrlanda Defteri
- Burcu Karakoç

- 7 Ağu 2025
- 3 dakikada okunur
Burcu Karakoç, Meltem Gürle'nin İrlanda Defteri adlı kitabı üzerine yazdı: "Gürle Mart 2025’te yayımlanan bu son kitabında İrlanda’da kaldığı süre boyunca edindiği izlenimlerini günlük yaşamla ve şahsi hayatının kimi detaylarıyla birleştirerek aktarırken, bizi edebi eserlerle nazikçe bir araya getiriyor."

Meltem Gürle ile tanışmam 2018 yılında okuduğum Kırmızı Kazak ile oldu. Gürle’nin kendi yaşamından, hafızasının gayretlerinden, duygusal ve düşünsel tecrübelerinden devşirdiklerini edebiyatı merkeze alarak dile getirmesini ilgiyle okumuş; dilinin kuvveti ve sıcaklığından da epey etkilenmiştim. Kırmızı Kazak’taki denemeler, yaşam karşısındaki duygusal acemiliğin tüm tecrübelere rağmen varlığını sürdürmesinin hassas zihinlerin büyümeye başkaldırısı olabileceğini düşündürmüştü bana. Seneler sonra İrlanda Defteri’ne başladığımda beni sarıp sarmalayacak güçlü metinler okuyacağımın tereddütsüzlüğü vardı üzerimde. Nitekim öyle de oldu. Gürle Mart 2025’te yayımlanan bu son kitabında İrlanda’da kaldığı süre boyunca edindiği izlenimlerini günlük yaşamla ve şahsi hayatının kimi detaylarıyla birleştirerek aktarırken, bizi edebi eserlerle nazikçe bir araya getiriyor. “Dünyayı edebiyat üzerinden okuyorum.” diyen Meltem Gürle, bu denemesinde de İrlanda’yı yine “bildiği yerden” edebiyat üzerinden okuyor.
İrlanda’nın kederli tarihine, özgürleşme ve devam eden var olabilme gayretine tanıklık etmekle birlikte ülkenin sanatının denemelerin önemli odak noktalarından olduğunu görüyoruz. Kitapta ressamlardan oyun yazarlarına şairlerden romancılara kadar pek çok önemli isimle karşılaşıyor, sanatçıların yaşamlarına dair bazı ayrıntılar okuyoruz. Anlaşılacağı üzere Ulysses ve Dublinliler ile sık sık karşımıza çıkan James Joyce bu isimlerin fikrimce en bilineni. Yine dünyaca ünlü Oscar Wilde, Samuel Beckett ve William Butler Yeats de Gürle’nin değindiği diğer büyük edebiyatçılardan bazıları. Adı geçen romancılardan biri de İrlandalıların çok sevdiği benim de keyifle okuduğum Yıldızlı ve Yağmurlu Geceler’in yazarı Maeve Binchy. Yazar; sözünü ettiği sanatçıların eserleriyle ilgili değerlendirmeler, çözümlemeler ve alıntılar yaparken ya ülkede yaşanmış bir olayla ya İrlanda’nın kültürü veya yaşam düzeniyle ya da kendisinin hâlihazırdaki veya geçmişteki durumu ve duygusuyla ilişkilendirerek aktarıyor. Böylece ülkenin edebiyatını ve tarihini daha yakından tanıyor; İrlandalıların günlük yaşam pratiklerinden gelenekle olan bağlarına, davranış kalıplarından ilişki kurma biçimlerine, yaşam felsefelerinden dünyaya bakışlarına kadar pek çok meseleye şahit oluyoruz.
İrlanda Defteri, pekâlâ bir roman okuyormuş duygusu da yaratıyor. Ana karakterin Gürle’nin kendisi olduğu hikâyede hayatı ve yaşadığı mekânı paylaştığı Mary, onunla ilişkisi, diyalogları, günlük yaşamın olağan akışının kendi içindeki kurgusu denemenin sınırlarından çekip alıyor okuru. Ülkenin doğası, kıyılar, parklar, kayalıklar, çayırlar, kuşlar, çiçekler zaman zaman anlatılanlara dâhil oluyor. Mutlaka yaşanan bir hikâyenin ya da durumun ortağı çıkıyor. Mary’le konuşmalarında günlük planlarının, yaşam düzenlerinin şekillenmesinde iklim de belirleyici bir konumda. O günkü hava durumu onların duygularını, günlük yaşam pratiklerini etkiliyor. Sık sık yağan yağmurlar, genellikle bulutlu olan gökyüzü ve sert soğuklar; bana kalırsa İrlanda’nın zamanla ilişkisini, ülkenin genel havasını doğrudan belirlemiş. Güneşli günlerin olduğu anlatımlarda bile ışıl ışıl bir gökyüzü, tertemiz bir aydınlık hayal edemedim. Gözümün önünde hep kış ayının ikindi vakitlerine yaklaşan saatlerinin griliği ve zamanın durgunluğu vardı. Bu belki de İrlanda’nın zorlu geçmişinin insanlarda atamadıkları bir ağırlığa neden olduğunu ve bunun iklimle keskinleştiğini düşünmemden kaynaklanıyordur.
Kitap boyunca hissettiğim temel duygu hüzündü. Tamir edilemez bir tarih bugünün üstüne çullanmış gibi. İngiltere ile yaşananlar, Paskalya Ayaklanması, Kelt Kaplanı süreci, yoksulluk, yıkımlar, ölümler…
Meltem Gürle, bir yere dışarıdan gelme durumunun etkileriyle İrlanda ile ilgili duygularını, bir ülkede yabancı olma halini içtenlikle aktarıyor. Özlemden, memleketten, yurt dışında yaşamanın ona düşündürdüklerinden söz açıyor. Ben de okumalarım sırasında bir ülkeye ait hissetme, kökler ve bağlılık üzerine düşündüm. “İrlanda Defteri” bu yönüyle de her biri ayrı ayrı ele alınabilecek pek çok meseleye götürebilecek derinlikte. Başta uzun yıllardır özellikle Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde yaşanan göç kavramına… Ev, insanın evle ilişkisi, çocukluk, güven… Ve bunlarla bağlantılı onlarca duygu…
Bugün hâlihazırda aktif olan yazarın da çoğu zaman vakit geçirdiği ünlü kütüphaneler, müzeler, tiyatrolar ve söyleşi alanları İrlanda’nın kültürel ortamı hakkında önemli fikirler verirken efsaneler, hikâyeler, mitoloji, inanışlar yaşamın tam içinde canlı birer parçası olmaya devam ediyor. Bu durum halkın gelenekle bağlantısının ve onu yaşama biçiminin somut göstergelerinden. Aklımda kalan ayrıntılardan biri ise ülkede patatesin sadece bir patates olmaması. Yazarın Ulysses’te karakterin patatesle dolaşmasını örnek vermesi de dikkat çekiciydi. Patates bambaşka çağrışımlar yaratıyor, insanı kimi noktalarda bilinçdışının sınırsızlığına çekip herhangi bir yiyecek olmanın ötesine gidiyor.
“İrlanda Defteri” adı geçen çoğu eser aracılığıyla okuyucuyu edebiyata özellikle de İrlanda edebiyatına yakınlaştırıyor. Diğer yandan bende bilhassa Dublin’i popüler turist reflekslerinden uzak, sosyal medyanın kışkırttığı fotoğraf deliliğinin ötesinde gezip görme isteği ve bir şehri, o şehrin halkını kendi dünyası içinde tanıma arzusu uyandırdı. Buck Mulligan’ın atladığı Forty Foot’tan atlamasak da oraya çıkmak, Patrick Kavanagh’ın bankına oturup denizi seyretmek, ince kabuk patatesleri kesip arasına tereyağı sürmek fena olmasa gerek…
İRLANDA DEFTERİ
Meltem Gürle
Can Yayınları, 2025
Türü: Deneme
216 s.










































Yorumlar