Öykü: Geleceğin Özlemcisi
- Gönül Malat

- 4 saat önce
- 4 dakikada okunur
"'Hayvan Çiftliği,' şimdiye kadar hiç tatmadığı bir yolculuğa zorla sürüklemeye çalışıyordu onu. Artık kurtlanmamaya!"

Nerede değilsem, orada iyi olacakmışım gibi gelir.*
George, çılgın adamın tekiydi. Hem de oldu olası öyleydi. Bir yerde altı aydan fazla kalırsa çürüyüp kokuştuğunu düşünen cinsten! Kurtlanıp çıktığı yolculuklarını ya ortalık yemyeşilken yapardı ya da sarı kırmızıya döndüğü zaman yaprakların. “Gitmek mi? Kalmak mı?” diye atılmış yazı tura sonrası yazı da tura da gelse hiç arkasına bakmaksızın!
Çıkarıverse gözlüklerini, kör bakacak kadar bozuktu gözleri. Buna rağmen yolculuklarının tek aracı ayakkabılarına, olağanüstü özen gösterirdi. Şaşılacak derecede işi rast giderdi. Üzerine yapışık şeytan tüyleriyle dilbaz ayyaşın dik alasıydı.
Gittiği köy ve kasabalarda az paralı işler onu hemen bulurdu. Asla hayır da demezdi. Becerikliydi de hani! Ne iş olursa layıkıyla yapardı. İçkiye, yemeğe ve kalacak yerine yetecek kadar kazansa kabulüydü. Bir de altı ay sonraki kurtlanma için kenara ufak bir şey ayırmaya!
Sırt çantasının kalıcı tek eşyası çerçeveli aile fotoğrafıydı. Kalmaya karar verdiği yerlerden, ayda bir karın ağrısı içinde New York’taki erkek kardeşini arardı. Yalnızca verdiği sözü tutmak için! Kardeşi Joseph, anne ve babasını haberdar ederdi böylece George’dan.
Bir süreliğine yaşayacağı yerleri tesadüfen seçerdi. Otobüsle bir kasabadan ya da köyden geçerken, otobüsü aniden durdurtup iniverirdi.
Bu sefer öyle olmadı. Eski bir gazetede köşeye sıkışmış küçücük ilanı gördü. Aranan kişi mutlaka bulunmuştur diye düşündü önce. Çünkü ilan tarihi üzerinden epey geçmişti. Hatta kurtlanma vakti için bile çok erkendi. İçindeki ses onu telefon numarasını çevirmeye zorladı. İlk arayan George’muş meğer. Telefondaki genç kız yalvara yakara bu huysuz ayyaşı çiftlikte çalışmaya ikna etti.
Sakinleri, birkaç sığır, üç beş koyun, iki tane aygır, tavuklar ve Snowball adlı köpekten oluşan küçük bir çiftlikmiş burası. Hiç domuz yokmuş ayrıca. “Oh harika ‘Domuzları’ hiç sevmem zaten” diye geçirdi telefondayken içinden. Orwell Çiftliği imiş adı da!
George’un, Orwell Çiftliği’ndeki ilk günü bugün. Bir yıl kalacak. Öyle anlaştı Jasmin’le. George gelir gelmez kısaca çiftliği tanıtıp Jasmin yola çıkacak. O da yalnız. Hiç kimsesi yok Jasmin’in de. On altı yaşında kucağında bulmuş bu çiftliği. Babasına çiftliği çekip çevirmeye sözü var üstelik. Şimdi beton yığını kente gidip üniversite okuyacak. Domuzlarla kentte bir yıl aşık atacak! Kazanır mı, kaybeder mi belli değil? Yaşayıp görecek! Bir yıl konusunu da eksik söyledi George’a. Üniversite boyunca diyemedi.
Babasına sözü var ama Jasmin de kurtlandı bir kere. Gitmeli. George domuzlardan ne kadar uzak durmaya çalışıyorsa, Jasmin de o kadar merak ediyor kent domuzlarını. Snowball’ı çok özleyecek yalnızca. O yüzden biraz buruk içi.
George, Jasmin’ i çiftliğin eski püskü kamyoneti ile otobüs durağına bırakıp geri döndü Orwell’a. Sırt çantasından aile fotoğrafını çıkardı. Asacak çivi bulamayınca yere koyup duvara dayadı. Çantasını fotoğrafın yanına fırlattı. Jasmin’ in kendisi için aldığı biralardan birini açtı. “Keşke viski olsaydı,” diye söylendi. Samanlıktaki kırık dökük kirli mi kirli koltuğa yerleşti. Tozun toprağın içinde pırıl pırıl parlayan ayakkabılarının güzelliğine bakmak için ayak ayaküstüne attı ve ayakkabılarıyla sohbete daldı.
-Orwell Çiftliği’nden sonra beni nereye götüreceksiniz bakalım?
Ayakkabıları suspustu. Biraz zaman geçtikten sonra birisi gönülsüzce yanıtladı.
-Bir yıl bitsin bakarız.
Öbürü itiraz etti.
-Ben sevdim burayı. Gidesim yok benim.
George ikisine birden okkalı küfür savurdu.
İkinci biranın sonunda, Orwell Çiftliği’ndeki hayvanları; haydutları kovalayan “Bremen Mızıkacılarına” benzetti. Bu kadar çabuk çakır keyif olduğu vaki değildi. “Domuzsuz ve haydutsuz bir hayvan çiftliği harika! Oh beee!” diye tekrar iç geçirdi. Tıpkı telefonda Jasmin ile yaptığı pazarlıkta olduğu gibi. Ardından bir kahkaha patlattı. Kahkahasına uzaktan ağlak bir havlamayla yalnızca Snowball yanıt verdi. Neden olduğunu anlamaya çalıştığı buruk, karmaşık bir huzur vardı içinde. Buz gibi bir bira daha açtı.
Samanlığın koca tahta kapıları ardına kadar açıktı. Ufukta tek tük ağaçlar ve alabildiğine saman balyaları görünüyordu. Bozkır sonsuzmuş gibi gökyüzüyle birleşiyordu. “Bir yıl buradasın ayyaş ihtiyar,” diye söylendi yine. Rüzgâr, hızını artırmaya başlamıştı. Uğultu hafiften ürpertti George’ u. Yere saçılmış samanlar rüzgârla hafifçe havalanıp yuvarlak saman topuna dönüyor, ardından bir köşeye sıkışıyor, dokunsan dağılıverecek sihirli kürelere benziyordu. İçi olduğu gibi görünen bu topların oluşma sürecini seyretmek, George’u savunmasız yakaladı. Efkârlı ama dingin bir huzur, çatlağını bulan su gibi tüm vücuduna usulca yayıldı. İçine içine çağlamaya başlayan şelaleye bir türlü karşı koyamıyordu. “Ne oluyor sana ayyaş pislik, nerenden çıktı bu çiftliği sevme fikri, üç bira yuvarladın diye burada çakılacağını mı sanıyorsun?” diye söylendi.
Diğer yandan zihni de “Orwell Çiftliği tam sana göre George,” diye fısıldayıp duruyordu. Bu fikri, bir yandan dudaklarını titreterek “Püürff!” derken, öbür taraftan sinek kovalar gibi eliyle kovmaya çalıştı. Dolapta viski aradı. Bulamadı. Bunun üzerine bir süre de Jasmin’e sövdü saydı. Ardından köşede duran, rüzgâra rağmen hala bozulmamış saman kürelerinin üzerine işedi. Sandı ki, onları bozarsa duyguları da değişecek. Ne saman küreleri bozuldu ne de duyguları değişti. Çaresiz bir bira daha açtı. Yüzyıllık koltuğa tekrar kuruldu.
Akşam kızıllığı, uzaklardaki pembe bulutlar, tek tük uçuşan yapraklar ve bu “Hayvan Çiftliği,” şimdiye kadar hiç tatmadığı bir yolculuğa zorla sürüklemeye çalışıyordu onu. Artık kurtlanmamaya! Tekrar ürperdi. Korktu da. Bir yanı şimdiye kadar hep olduğu gibi “Yapma dostum, bu sen olamazsın, hadi çerçeveni çantana koy çık git buralardan! Yoksa hiç gidemeyeceksin,” diye çığlık çığlığa bağırıyordu. Diğeri “Burası tam sana göre dostum,” diyerek göğsünü yumrukluyordu. Elindeki yarım bira şişesini samanlığın kapısına fırlattı. Şangırtıya Snowball kuyruğunu sallayarak koştu geldi. George’un yüzüne “Ne sorun var? Nasıl yardım edebilirim?” der gibi baka baka koltuğun yanına kıvrıldı.
Kendine küfürler patlatırken “Daha ilk günden ne oluyor be ayyaş tilki. Ne çabuk sevdin bu lanet yeri,” diye yine söylendi. Yavaş yavaş artık Orwell Çiftliği’ inden bir başka yere gidemeyeceğini sezmeye başladı. Daha doğrusu buranın müdavimi olacağını anladı. Jasmin’ in de asla geri dönmeyeceğini. O an Jasmin için üzüldü. Snowball’ a doğru eğildi. Okşadı, sevdi, okşadı. “Tamam, dostum hiç meraklanma ben buradayım. Benimlesin artık! Ben de seninle! Bundan sonra…”
* Charles Baudelaire
C. Bukowski: İnsan; geçmişin hasretlisi, geleceğin özlemcisi, şimdinin şikâyetçisidir.










































Yorumlar