• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

On altıncı yüzyıl Osmanlı dünyasından bir mesel

Ahmet Akkaya, Mahir Ünsal Eriş’in 2017 Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi için hikâye ettiği 'Bir Mesel' adlı öyküden yola çıkarak Osmanlı Türkçesi ve kayıp kelimeler üzerine yazdı.


Ahmet Akkaya


İletişim Yayınları’nın 2014 yılında Levent Cantek’in editörlüğünde hazırlanmaya başlayan Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi dizisi elliden fazla yazarın ve on beş çizerin katkısıyla 2015 yılında yayımlanmaya başlar ve 2018 Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi’nin çıkmasıyla biter. Takvimlerde, Türkçe edebiyâtın seçkin isimlerinin bu takvimler için tefrika edilen yeni öykülerinin yanı sıra daha önce yayımlanmış türlü çeşit kitaplardan alıntılar da yer alır. Bu sâyede okur, bir taraftan fikir sâhibi olmadığı, okumadığı eserleri keşfederken bir taraftan da Türkçe edebiyâtın seçkin isimleriyle tanışır.


Birbirinden güzel bu tefrika öyküler arasında 2015’teki takvimde yer alan Tanıl Bora’nın Gol’ü, Kıvanç Koçak’ın Ah Necati’si, Mahir Ünsal Eriş’in On İki Mehmet’i en sevdiklerimden. Bu yazıda, Mahir Ünsal Eriş’in 2017 Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi için hikâye ettiği, 'Bir Mesel' adlı öyküyü kaleme aldım. Bu öykü onun 4 Aralık’ta KulturALiterA’da sunacağı Yazarlar ve Okurlar için Arapça ve Farsça Bilgisi adlı programına bir temrin oldu benim için zîra öykünün dili Osmanlı Türkçesi. Öyküyü okurken sözlüğü epey karıştırdım, bir buçuk sayfalık bir kelime listesi çıkardım. Gavr-i amik, semmâkan, hirfet, dems, şebaat, nebsetmek, cüşûr, muhavvef baktığım kelimelerden bâzıları.



Antrparantez ‒belki yanılıyorumdur ama‒ meselde bugünün edebî metinlerinde artık yazılmayan bir deyim gördüm: “korkusu, öfkesi gözlerinden belli olmak” anlamına gelen “gözleri yerinden uğramak.” Bir de günün ve güncelin dizisi Kulüp’le birlikte yayılan “Türkiye’de Yahûdi Olmak” konusuyla alâkalı dile gelen bir kelime: Çıfıt.[1] Kelimeyi de kelimenin anlamını da târihini de bilmiyordum ki hâlâ da tam olarak bildiğimi söyleyemem. Yalnız hem “Yahûdi” hem de “düzensiz; hîlebaz” gibi anlamlara gelmesi, daha doğrusu ikinci anlamlarını ‒sanırım‒ daha sonra kazanması Türkçe açısından hayli üzücü.


* * *


Öykü, Sultan Süleyman zamânında Ezine kazâsında geçmektedir. Başkahraman, postunu Ezine kazâsında seren Şeyh Veliyullah Efendi. “Rivâyet odur ki” bir gün bu şeyhin dergâhına üç İspanyol tekfuru getirilir. Bu üç tekfur, ‒anladığım kadarıyla‒ (Koca) Murad Reis’in Hint Seferleri sırasında “Akdeniz’in dibine gönderdiği” Portekizlilerdendir.[2] Esir edilirler ve İstanbul’a götürülürken Şeyh Efendi hazretlerinin huzuruna çıkarılırlar. Dillerinin lûgât-ı Yahûdiyye olduğu anlaşılınca tercüman da bulunur. Çok iyi ağırlanırlar. Derken Şeyh, misâfirlerini sorgulamaya başlar. Birinin terzi, birinin nalbant olduğunu öğrenir. Lâkin üçüncü misâfir Pedro’nun zanâatı Şeyh’i bir hayli tedirgin eder ve kızdırır: Misâfir Pedro sihirle meşguldür, sihirbazdır. Cümle insan ve hayvânâtın aklından geçenleri okumaktadır. Bu sırrı Şeyh’le paylaşacağını fakat bunun için iki şartı olduğunu söyler. Şartı, sırrını verirken Efendi hazretleriyle yalnız olmak ve vereceği sırra karşılık Efendi hazretlerinden üç sır almak. Şeyh Veliyullah Efendi, “Görüneni ve gizli olanı, gaybı yalnızca Allah’ın bileceğini” söyler ve tekrar öfkelenir. Pedro, “hakîkatin sırrının kendisine bizâtihi Yüce Rabb tarafından bağışlandığını” söyler. Efendi hazretleri karârını ertesi gün vereceğini bildirir ve Pedro yanından ayrılır.


Ertesi gün Efendi hazretleri, Pedro’nun şartını kabul eder fakat verdiği sırra erişemez ise onun Kelime-i Şehâdet getirip Müslüman olmasını şart koşar. Pedro bunu kabul eder. Efendi hazretleri ona üç önemli sırrını verir. (Bu sırların ne olduğunu bu yazıda söylemeyeceğim.) Pedro öğrendiği sırları dışarıda tatbik eder ve sırların hakîkat olduğunu görür. Sırrını açık etme sırası kendisine gelen Pedro, kendi dili lûgât-ı Yahûdiyye’yi terk eder ve lûgât-ı Osmâniyye ile konuşmaya başlar:


“... Şeyhim, buyurduğunuz üzere gaybın sâhibi hem yerde hem gökte sâdece Allah’tır. Ol Rahmân’ın kimi nice ilimle ne kadar donattığını da yalnızca o bilir. Mâmâfih başkalarının akl-ı dimağında neler husûle geldiğini bilip bilmediğinizden kimse emin olamaz. Şimdi dışarıda bekleyen herkes ve onların şehâdet edeceği cümle âdemoğlu benim bu sırrı size ayan beyan naklettiğimi zannedecek. Ondan sonra sizi bilen herkes, akıllarındaki her şeyi sizin bildiğinizden de emin olacak. Bu, onların akl-ı dimağından geçenleri hakîkaten bilmekten daha kıymetlidir. Aksini beklemek şirktir efendimiz.”


Özetle, “Gözle görülmeyen âlemi Allah’tan başkası bilemez. Lâkin Şeyh’in insanların zihninden ne geçtiğini bilip bilmediği de bilinmez. Şeyh, şirke düşmeden, etrâfındakileri bu sırra nâil olduğuna inandırabilir.” Pedro, Veliyullah Efendi hazretlerine böylece îzah eder. Îzah, Efendi hazretlerine mâkul gözükür.


Gelgelelim o günden sonra dergâhın ileri gelenleri de talebeler de Veliyullah Efendi’ye endîşe ve korku dolu gözlerle bakmaya başlar. Ertesi gün Pedro, dergâhı sessiz sedasız terk eder. Şeyh Veliyullah Efendi ise dergâhına bağlı adamlarının ve talebelerinin gözündeki korkuyu görünce onların kendisinden çok şey sakladığını anlar ve üç gün içinde bunun derdi ve gamı ile kalp sektesinden rahmet-i Rahmân’a yürür.

[1] https://twitter.com/sedakaratabangl/status/1460187420746518529 [2] Bahsi geçen Koca Murad Reis, on sekiz kadırgayla çıktığı 1552/1553 Üçüncü Hint Deniz Seferi sırasında yirmi beş kadırgalı Portekiz donanmasıyla karşılaşır. Osmanlı donanması yenilmez hatta bu hâliyle Portekizlileri geri püskürtür. Gelgelelim Kānûnî Sultan Süleyman bundan mâadâ bir başarı gösteremediği gerekçesiyle Reis’i azleder.


2017 RESİMLİ TÜRKÇE EDEBİYAT TAKVİMİ

YAZARLAR: Alper Atalan, Aslı Tohumcu, Attilâ Şenkon, Aziz Tuna C., Barış Uygur, Batıkan Köse, Bedia Ceylan Güzelce, Berna Durmaz, Birol Tezcan, Bora Abdo, Burcu Aktaş, Bülent Çallı, Delal Bozkurt, Deniz Arslan, Deniz Tarsus, Doğa Ağaoğlu, Doğu Yücel, Duygu Çayırcıoğlu, Ekin Can Göksoy, Elif Key, Emrah Polat, Emre Bayın, Ethem Baran, Feride Çetin, Figen Şakacı, Fikret Doğan, Funda Şenol Cantek, Gamze Güller, Gaye Boralıoğlu, Giray Kemer, Hakan Bıçakcı, Işıl Kocaoğlan, Kemal Selçuk, Kerem Işık, Levent Cantek, Leyla Burcu Dündar, Mahir Ünsal Eriş, Melike Uzun, Memo Tembelçizer, Murat Başekim, Murat Uğurlu, Mustafa Çiftci, Nedret Cengiz, Ömür İklim Demir, Pertev Başgöz, Pınar Öğünç, Reşit İmrahor, Salih Işık Bora, Sedef Betil, Senem Tepe, Serhan Ergin, Sinan Sülün, Tanıl Bora, Turan Kara, Turgut Ulucan, Uğur Mıstaçoğlu, Volkan Sümbül.


ÇİZERLER: Aslı Alpar, Berat Pekmezci, Deniz Karagül, Gurur Birsin, Piyale Madra, Seyhan Argun, Zeynep Sıla Demircioğlu.


BANTLAR: Kulağı Büyüyen Adam (Levent Cantek-Berat Pekmezci), Romo (Necdet Dümelli-Gurur Birsin), Maskeli (Levent Cantek-Seyhan Argun), Edebiyat Dikizi (Aslı Alpar), Kafka’nın Ekmeği (Zeynep Sıla Demircioğlu), Piknik (Piyale Madra).

İletişim Yayınları, 2017

Editör: Levent Cantek

732 s.