• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: Tükenmez Kalem

"Babam bakışlarını saatten ayırmadan hareketsiz duruyor. Birazdan maraton başlayacak, saniyeler arasında geziniyor. Saatin gong sesi kilisenin çanları kadar soğuk ve ürkütücü. Evimiz de farksız değil. Rüzgar bütün hava boşluklarına dolmuş kendi dilinde şarkılar mırıldanıyor. Gül kurusu perdemizin etekleri şarkının ritmiyle canlanıyor. Anneme bakıyorum, evin havasını değiştirecek birkaç cümle kursa her şey yoluna girecek fakat dudakları kilitlenmiş, anahtarı babamın cebinde."

Sibel Oğuz

Babam seyis, bir sürü atı var, bir de koca elleri. Her günün akşamında atlarına kitap okur, bense öğlen sıcağında gölgemin peşine takılırım.


Baba diyorum, ses vermiyor. Duvara sabitlenmiş gözlerinde endişe seziyorum. Saat ikiye çeyrek var. Birini bekliyor, belki tam ikide randevusu gerçekleşecek. Dostlarından biri gelecek anlaşılan. Ahmet amca olsa babam sabah erken kalkar, annem ıspanaklı böreğinden yapardı. Bu düşüncemden hızla uzaklaşıyorum. Evde hazırlık olmadığından misafirimizin istenilmeyen biri olduğu çıkarımında bulunuyorum.


Babam bakışlarını saatten ayırmadan hareketsiz duruyor. Birazdan maraton başlayacak, saniyeler arasında geziniyor. Saatin gong sesi kilisenin çanları kadar soğuk ve ürkütücü. Evimiz de farksız değil. Rüzgar bütün hava boşluklarına dolmuş kendi dilinde şarkılar mırıldanıyor. Gül kurusu perdemizin etekleri şarkının ritmiyle canlanıyor. Anneme bakıyorum, evin havasını değiştirecek birkaç cümle kursa her şey yoluna girecek fakat dudakları kilitlenmiş, anahtarı babamın cebinde. Anneciğim hadi çay koy demeni bekliyorum. Gerisini söylemene gerek yok. Dolaptaki üzümlü keki hepimize yetecek şekilde böleceğim. Babama kabak çekirdeği koyacak, belirlemiş olduğun mutfak kurallarına harfiyen uyacağım, kuşkun olmasın diye mırıldanıyorum. Suç dosyam hayli kabarık olduğundan söylediklerim anneme inandırıcı gelmiyor. Sakarlığımla baş başa kalıyorum.


Sessizlik bütün ciddiyetini sürdürüyor. Saklambaç oyununda başıboş bir ebeyim. Kimseyi gizlendiği yerden bulup çıkaramıyorum. Kuralsız oynanan oyunda devre dışı bırakılıyorum. Ağzım söylemeye cesaret edemediğim cümlelerle dolu. Yüksek sesle baba diyorum, cevap vermiyor. Yüzü tıpkı mat bir mermer parçası gibi beyaz ve soğuk. Geleceğim üzerinde kurduğum planlarımdan vazgeçiyor, heykeltıraş olma hayali kuruyorum. Babamın ifadesiz yüzüne mimikler çiziyor, aralarına gülücükler yerleştiriyorum. Yüzü yeniden esmerleşiyor. Annemin giderek artan telaşıyla bir şiir tutturuyorum.


Parçalanıyor camdan inşa ettiğim duvarlarım. Talan oluyor kilerde bir yıllık erzağımız. Sırtımı yasladığım direkler yıkılıyor. Omuzlarım daralıyor, bir beden küçülüyorum.


Annem susmam gerektiğini ifade eden bir bakışla bölüyor mısralarımı. Hakkımda evden uzaklaştırma kararı veriliyor. Her zaman olduğu gibi fikrimin bir önemi yok. Annemin yakın dostuna sebebini bilmediğim ziyarette bulunuyorum. Severek gittiğim bu evde bugün daralıyorum. Pencereleri cüceleşiyor, güneş sığmıyor odalara. Rutubet kokusu genzimi yakıyor. Verandaya çıkıyorum, aynı yöne dönen rüzgar gülü başımı döndürüyor. Amaçsızca dokunuyorum etraftaki nesnelere. Babamın adı okunan selaya karışıyor, telaşlanıyorum. Sanem Teyze isim benzerliği diyerek geçiştiriyor. Babamla aynı özelliklere sahip olan, aynı mahalleyi paylaşan kişiyi merak ediyor, gözümde canlandırıyorum. Adres bizim evi gösteriyor. Bizdeki huzursuzluğun adı her neyse Sanem Teyze'yi de etkisi altına almış olmalı. Yemekleri tuzsuz ve iştah kaçıracak kadar yağlı. Önümdeki servis tabağı büyüdükçe karavanaya dönüşüyor. Ruhumun mideme yansıması bu olmalı diyorum.

Karmaşık bir bulmacanın içindeyim, kalemim tükenmez, hata yapma şansım yok. Soldan sağa, yukarıdan aşağıya boşluklar dolduruyorum. Adını koyamadığım asırlık kelimeler yolumu kesiyor. Düşünüyorum, zihnim kısa süreliğine aynaya dönüşüyor. Babamla ilgili düşüncelerimin yansımasını seyrediyorum. Babam uslu durmalarına karşılık atları ödüllendiriyor. Birkaç kesme şekerden öteye gitmiyor büyük ödül. Kısa süreli mutluluğum gergin bir balonun içinde sıkışan havayla darmaduman oluyor, irkiliyorum. Tökezleyen öz güvenimi yeniden kazanarak bulmaca çözme görevime dönüyorum. Hatırlamakta güçlük çektiğim sözcükler bulmacadaki yerlerini alıyorlar. Sonuca varmak an meselesi. Dört harflik tek kutuyu çözsem zihnimdeki sorular cevaplanacak. Hangi kelimeyi yerleştirsem anlam bütünlüğünü bozuyor. Baştan ikinci harf l, sondan bir önceki... eylemim başarısızlıkla sona eriyor, vazgeçiyor, yenilgiyi kabulleniyorum.


Tıpkı babam gibi saati arıyor gözlerim. Duvara gelişigüzel asılı olması Sanem Teyze'nin zamanın gerisinden geldiğini gösteriyor. Evime döneceğim vaktin yaklaşması biraz olsun ferahlatıyor beni. İstenmeyen misafir çoktan gitmiştir. Azıcık gülümsüyorum. Geçmek bilmeyen zamanın sonundayım nihayet. Sanem Teyze yolculuğumda yalnız bırakmıyor. Kaldırımda yürüyorum, sol ayağım öncülük ediyor. Sanem Teyze arkamda. Okuldan eve döndüğüm kadar istekli adımlarım. Sıcak etkisini sürdürürken, seyyar dondurmacı güneşten saklanıyor. Oysa hava durumunda parçalı bulutluydu şehir. Birazdan dondurmacının sermayesi eriyecek, çocukların üzerinden kurduğu külahlı hayalleri şekerli suya dönüşecek. Günün tongaya düşeni dondurmacı oluyor. Merdivenleri çıkarken aylardır evimden ayrılmışım hissine kapılıyorum. Annem yüzünde ketum bir ifadeyle açıyor kapıyı. Gözlerinin içine dikkat kesiliyorum. En ufak bir ipucu bulamıyorum. Heyecanla salona geçiyorum. Babamın koltuğu boş, kenarında, ayracın ortadan ayırdığı kitabı duruyor. Fakat diyorum, babam yarım kalmış işleri sevmez. Koltuğun altından hava akımından hareketle bana doğru ilerleyen misket ayaklarımın önünde... Bir-sıfır mağlubiyetle başlıyorum oyuna.